Aziz Nesin: Bu kazanı, Amerikadan hiçbir yardım görmeden yerine koyduk!

Kazan Töreni

Biri — Buyurun efendim, rica ederim, böyle buyurun! Bizim gazetecilere karşı son derecede şeyimiz vardır. Yaaa…

Başka biri — Tebrik ederim beyefendi.

İkincisi — Teşekkür ederim. Ama anlayamadım,, neyi tebrik ediyorsunuz?

Başka biri — Yeni kazanınızı…

— Haaa.. Evet, evet… Kazanı değil mi? Kazamız olmuyor Beyefendi… Kazan çok mühim…

— Büfeye buyursanıza… Bir aperatif… Vali bey de teşrif edecekler. Neredeyse, bir yerden çıkar gelirler.

Üçüncü — Zâtiâlinizle bir yerden tanışıyoruz, ama nereden?

Başka üçüncü — Simanız bana da hiç yabancı gelmiyor. Sizi bir yerden gözüm ısırıyor. Durun bakayım, siz Mezbahaya yeni yapılan kapının açılış törenine teşrif etmişmiydiniz?

— Maalesef… Efendim, törenleri aynı güne getiriyorlar, yetişemiyoruz. Bendeniz o gün, cam fabrikasına yeni bir baca ilâvesi dolayısiyle yapılan törene gitmiştim.

— Ah beyefendi, ben o törene maalesef gelemedim. Arkadaşlar söylediler, bir Çerkestavuğu varmış, anlata anlata bitiremediler. Efendim, insan her tarafa birden yetişemiyor.

— Durun, durun… Sizi şimdi çıkardım, siz Japonya’dan satın alman geminin…

— Tamam, geminin dâvetine gelmiştim. Ben de sizi hatırladım. Hattâ o gün hep kremalı turta yiyordunuz da, dikkatimi çekmiştiniz.

— Evet, evet… Pek severim kremalı turtayı. Efendim, daha evvel şeydeki ziyafette biraz fazlaca kaçırdığımdan, o canım etlere el süremedim.

Daha başka biri

— Bu koydukları ne kazanıymış?

Daha daha başka biri

— Vallahi bilmem… Kazan işte… Çamaşır kazanı değil herhalde…

— Üzerinize afiyet, midemden çok muztaribim. Hazımsızlık başladı…

— Bendeniz de öyleyim Beyefendi. Son zamanlarda herkes midesinden şikâyetçi. Sâri bir hastalık oldu. Ben yanımda karbonat taşıyorum, isterseniz bir avuç vereyim, yutun.

— Ah, teşekkür ederim. Bundan sonra öyle yapmalı. Ben de yanımda bulundurayım…

— Yaradı beyefendi… Geğirmek iyidir.

— Öö Ööööö Üüüüü… Aman hindi kızartması pek nefis olmuş. Buyursanıza!…

— Teşekkür ederim, ben börekleri tercih ederim.

İçlerinden biri

— Bu şişman zat kim?

İçlerinden öbürü

— Hangisi? Viski içen mi?

— Hayır öbürü.

— Hani muzu ısırıyor, o mu?

— Öteki…

— Soğuk et yiyor hani?..

— Onun arkasında, elini mayonezli levreğe uzatmış…

— Haaa… Bilmem, hep görürüm ama…

Bir adam — Maksat tören mören değil… Bütün bu ziyafetler filân hep görüşmemize vesile…

Adamın biri — Tabiî, ona ne şüphe… Bu ziyafetler de olmasa, görüşemiyeceğiz vallahi… Efendim, eskiden, bendeniz çocukken, peder merhum, bendenizi elimden tutar, her gün bir tekkeye götürürdü. Pazartesileri Üsküdar’da bir Rüfaî dergâhına giderdik. Salı günleri Kasımpaşa’daki Nakşibendî tekkesine, çarşambaları, Çürüklük’teki Kadiri tekkesine, Perşembeleri, Mevlânakapıdaki Mevlevîhaneye… Her Allanın günü bir tekkeye… Evet, evet… Biz de öyle… Orada lokma ederdik. Gani gani yemekler… Bakır siniler dolar, dolar boşalırdı.

— Maksat yemek değil, muhabbet…

— Elbetteee… Ciğerden almıyorsunuz…

— Bendeniz dolmaya bayılırım da… Güzel de yapmışlar.

— Burası ne fabrikası beyefendi?

— Vallahi iyice bilemiyorum ama, galiba… makinelere filân bakılırsa, bir makine fabrikası olacak.

— Maşallah çok büyük bir fabrika…

— Efendim, ne de olsa medeniyet ilerliyor tabii… Tavsiye ederim, uskumru dolmaları pek güzel…

— Mersi. Buradan çıkınca şeydeki törene gideceğim de…

— O zamana kadar hazmolur beyefendi. Tören mi dediniz? Ben de geleyim bari…

— Aaaaa… Tabiî… Buyurun…

— Efendim, insan takip edemiyor, bâzı törenleri kaçırıyoruz ne de olsa …

— Maalesef… Geçenlerde gazeteler, Amerika bize atom tesisatı verecekmiş diye yazdı. Sakın burası yeni atom fabrikamız olmasın…

— Şurada kazan mazan diye lâf ediyorlar.

— Kazanmalı, kazanmalı beyefendi, çalışıp kazanmak lâzım.

Bir insan

— Kurdelâ kesilmiyecek mi?

Başka bir insan

— Vali Beyefendiyi bekliyorlar.

— Bu fabrikanın sahibi kim beyefendi?

— Amerikalıların olacak…

— Hiç zannetmem. Amerikalılar böyle ziyafet miyafet vermezler adama… Fabrika bizim olmasına bizim ya, acaba Tekel İdaresinin mi, Sular İdaresinin mi?

— Amma yaptınız. Fabrikada su yapılır mı? Ne fabrikası burası?

— Kazan fabrikası…

— Öyleyse Tekelindir. Herhalde rakı kazanları… Şu adamı her törende görürüm.

— Şu baştakiler kim?..

— Davetli mebuslar… Yarın şeydeki açılış törenine gelmiyor musunuz?

— Tabiî… Gitmesem ayıp olur. Bademler bayat, farkında mısınız?

Bir kişi — Memleketin kalkınması her şeyden evvel fabrikalara dayanır birader…

İkinci biri — Keşke her gün bir fabrika açılsa… İstakozlar pek güzelmiş…

— Siz İstakozu, dünkü törende verilen ziyafette yiyecektiniz. Bu küçük kim? Mahdum mu? Allah bağışlasın.

— Cümleninkini…

— Al oğlum, bak elma mı istersin, portakal mı? Pasta mı? Al yavrum…

— Şişşşt!… Beyefendi geldi…

— Kim o?

— Bilmem… Fabrikanın sahibi galiba… Yoksa Bakan mı?

— Umum müdür olmasın… Şey… Bendeniz zatiâlinizi bu kadar zamandır tanırım, her törende, her şölende buluşuruz da, sorması ayıp olmasın ama, zâtıâlinizin ne iş yaptığım bilmem…

— Bendeniz mi?… Şey… Beyefendi açış nutkuna başlıyor galiba…

— Muhterem vatandaşlar!.. Bugün (çatal bıçak sesleri) açılış törenini yaptığımız Tezgâhtarağa Elektrik santralımızın dördüncü kazanının yerine konması münasebetiyle, hepinizi tebrik ederim. Bu kazanı, Amerikadan hiçbir yardım görmeden, kendi kendimize yerine koyduk. Macar millî takımının 3 — 1 yenen azmimiz, enerjimiz, heyecanımız burada da kendini göstermiş, kazanın tam ocağın üstüne konulmasında, üç Amerikalı mütehassıs, iki mühendis, dört ustabaşından başka hiçbir yabancı kuvvete lüzum gösterilmeksizin, kazanı mezkûr, mahall-i mahsusuna kendi kuvvetlerimiz tarafından vazedilmiştir. Ancak kazan yerine konulduktan sonra, içindeki suyun bir türlü kaynamadığının sebebi araştırılınca, ocağın altı metre kadar kazandan geride kaldığı görülmüştür. Kazan ağır olduğundan, altına. ayrı bir ocak yapılmasına teknisyenler lüzum görmüşlerdir. Bu kazan, Yakın Doğu, Orta Doğu ve Balkanların en büyük kazanıdır. Aynı zamanda kalaylıdır ve bakırdır. Kalaylı ve bakır olmakla beraber yalnız iki yerinden deliği olup, bu delikler, hiçbir Amerikan yardımına lüzum görülmeden kendi tarafımızdan üstüpü, eczalı pamuk ve kara sakızla tıkanmıştır. Deliklerden akan sular kazanın altındaki ocağı söndürmeyecek kadar cüz’i bir hale getirilmiştir. Eğer Terkos suları kesilmemiş olsaydı, şimdi gözünüzün önünde tecrübesini yapardık.

Bu kazan, Kabakçı Mustafa isyanında Yeniçerilerin kaldırdığı kazan olup, oradan Sadrâzam Kırkayak Halil Paşanın konağına götürülmüş ve bu konakta uzun zaman aşure kazanı olarak, kullanılmıştır. Sonradan yandan çarklı araba vapurunun kazanı olarak uzun yıllar vazife görmüştür. Kazanın dokuz kulpu vardır. Biz ona yeni bir kulp uydurarak fabrikaya koyduk. Bu kazanın…

Birisi — Birader, bu kazan uzun sürer ben gidiyorum.

Başka biri — Ben de… Yarın şeydeki törende buluşalım,

— Olur, eyvallah…

— Güle güle…

— Bu kazan…

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Kendini bilmeye ulaşıldığında yaşama isteğinin onaylanması ile yadsınması – Schopenhauer

Kapat