“Aşk daima kişisel yarar duygusundan vazgeçme hali” Aşk ve Sevginin Üç Türü – Tolstoy

Lev TolstoyBir genç erkeğin bir genç kıza ya da bir genç kızın bir genç erkeğe beslediği aşktan söz etmiyorum; aşkın bu inceliklerinden korkuyorum. Yaşamda o denli talihsiz oldum ki, böyle aşklarda gerçekten tek bir kıvılcımı bulunmayan yalandan başka bir şey göremedim;

hem öyle bir yalan ki, içinde tutkunun, karı koca ilişkilerinin, paranın, bir kimseye bağlanmak ya da özgür kalma isteğinin birbirine karışmasından, asıl aşkı seçmek olanaksız olur. İşte böyle bir aşktan değil de kardeş sevgisinden, yani bir insanın anaya babaya, kardeşe, çocuğa, arkadaşa, yurttaşa beslediği duygudan söz ediyorum. Yüreklerinde böyle bir duygusu olanların, bu duyguyu bir kişiye ya da birçok kimseye beslemeleri, özyapılarının zayıf ya da güçlü olmasına bağlıdır.

Aşk

Sonradan öğrendiğime göre, Sofya İvanovna iyi bir aile kadını olmak için dünyaya gelen, ama talihsizlik yüzünden bu mutluluktan yoksun kalan, eşi az bulunur kadınlardandı. Bu gibi kadınlar, kendilerine bir yuva kurmak nasip olmayan, kocalarıyla çocukları için yüreklerinde saklayıp besledikleri sevgiyi birdenbire bağlandıkları kimselere açmaya başlarlar. Bu gibi yaşı geçkin kızlarda bu sevgi kaynağı öyle doludur ki, hoşlandıkları insanların sayısı çok olduğu halde, sevgileri yakınlarındakilere, bütün yaşamları boyunca karşılaştıkları bütün iyi ve kötü insanlara yeter.

Sevginin üç türü vardır:
1. Güzel sevgi,
2. Özverili sevgi,
3. Eylemli sevgi.

Bir genç erkeğin bir genç kıza ya da bir genç kızın bir genç erkeğe beslediği aşktan söz etmiyorum; aşkın bu inceliklerinden korkuyorum. Yaşamda o denli talihsiz oldum ki, böyle aşklarda gerçekten tek bir kıvılcımı bulunmayan yalandan başka bir şey göremedim; hem öyle bir yalan ki, içinde tutkunun, karı koca ilişkilerinin, paranın, bir kimseye bağlanmak ya da özgür kalma isteğinin birbirine karışmasından, asıl aşkı seçmek olanaksız olur. İşte böyle bir aşktan değil de kardeş sevgisinden, yani bir insanın anaya babaya, kardeşe, çocuğa, arkadaşa, yurttaşa beslediği duygudan söz ediyorum. Yüreklerinde böyle bir duygusu olanların, bu duyguyu bir kişiye ya da birçok kimseye beslemeleri, özyapılarının zayıf ya da güçlü olmasına bağlıdır.
Güzel sevgi dediğim de, bu duygunun aslındaki ya da anlatımındaki inceliğine âşık olmak demektir. Bu biçemi sevenler için sevdiği kimsenin rolü, ancak zevk duyduğu bu aşkın anlatımını ve anlayışını etkilediği orandadır. Güzel sevgiyle sevenler, bu duygunun karşılıklı olmasına, aşklarının zevk ve güzelliğine bir etkisi olmadığı için hiç önem vermezler. Onlar sık sık sevgili değiştirirler. Çünkü asıl amaçları kavuşma ve birleşme değil, bu hoş duyguyu sürdürmektir. Zevk duydukları bir duyguyu yaşatmak için, herkese, bu aşkla hiç ilgisi olmayan kimselere bile, durmadan en ince, en zarif sözler kullanarak anlatırlar. Yurdumuzda belli bir çevrede bu güzel aşkla sevenler, herkese duygularından söz ettikleri gibi, bunu kesinlikle Fransızca anlatırlar. Söyledikleri sözler belki gülünç ve tuhaf gelebilir ama, eskiden olduğu gibi bugün de kimi çevrelerde, özellikle kadınlar arasında öylelerini tanırım ki, kocalara, çocuklara, arkadaşlarına karşı besledikleri duygunun Fransızca anlatımı yasak edilmiş olsaydı, kendilerinde bu duygulardan iz kalmayacağına eminim.
Sevginin ikinci türü olan özverili sevgiyse, bu özverinin sevilen kişiye bir yarar sağlayıp sağlamayacağı düşüncesidir; bu da onun için kendinden özveride bulunmaktan başka bir şey değildir. “Sevilen kadın ya da erkeğe olan bağlılığını bütün dünyaya kanıtlamak için katlanmayacağı hiçbir şey yoktur.” Bu sevginin formülü budur. Böyle sevenler, sevildiklerine asla inanmazlar. Çünkü beni anlamayan bir kimse için kendimden özveride bulunmak bu duygunun değerini artırır. Çoğu zaman ruhça hasta gibidirler; bu durum da özverilerinin derecesini artırır. Çoğu bağlıdırlar; çünkü sevgilileri uğruna özveride bulunmak erdemini yitirmek onlara çok ağır gelir. Gönül verdikleri kimselere bağlılıklarını göstermek üzere ölüme bile hazır görünen bu âşıklar, her zaman, hiç güçlük çekmeden gösterebilecekleri en ufak sevgi belirtisinden bile kaçınırlar. Onlar için sizin tok ya da aç oluşunuz, iyi uyuyup uyumadığınız, neşeli ya da neşesiz bulunmanız, sağlıklı ya da hasta olmanızdan farksızdır; dahası, bu doğal gereksinmeleri sağlamak için parmaklarını bile kımıldatmazlar. Buna karşılık, gerekirse kurşuna karşı göğüs germeye; suya, ateşe atılmaya; aşk ateşiyle sararıp solmaya her zaman hazırdırlar. Bundan başka özverili sevgiye karşı yeteneği olanlar, hep aşklarıyla övünür; hırçın, kıskanç, kuruntulu olup, size biraz tuhaf gelecek ama, sevgililerinin başına bir yıkım gelmesini beklerler; onları kurtarma fırsatını ele geçirmeyi, yine onların durumlarının düzeltilmesine çalışabilmek için, onlarda kimi ahlak düşkünlükleri bulunmasını isterler.
Sizi son derece seven eşinizle birlikte bir köyde yaşamaktasınız; sağlığınız yerindedir, zevk aldığınız bir işle uğraşıyorsunuz. Uşakların eline bırakılmış ev işleriyle, dadıların kucağına bırakılmış çocuklarınızla ilgilenemeyecek denli bitkin olan karınız, sevdiği herhangi bir işle de ilgilenemiyor; çünkü o sizden başka bir şeyi sevemiyor, düşünemiyor. O, belki de hastadır; ama sizi üzmemek için bunu saklıyor; belki de sıkılıyor, ama sizin için yaşamı boyunca sıkıntıya katlanacaktır. Sizin çiftlik işlerinize, asıl işlerinize, kitap okumaya ve ava karşı gösterdiğiniz aşırı ilgi onu çileden çıkarıyor, aynı zamanda bu aşırı çalışmanın sizi yıpratmakta ve ölüme yaklaştırmakta olduğunu gördüğü halde katlanıp susuyor. Ama, işte hastalandınız. Sizi seven karınız kendi hastalığını unutuyor, yorulmaması ve üzülmemesi yolundaki bütün üstelemelerinize karşın, gece gündüz baş ucunuzdan ayrılmıyor; siz de her an üstünüzde, “Sana söylememiş miydim böyle olacağını; ama benim için hepsi bir. Yine de seni bırakmayacağım,” diyen üzüntülü, sevecen bir bakış duyumsuyorsunuz. Ertesi gün kendinizi biraz daha iyi duyup başka bir odaya geçiyorsunuz. Oda karmakarışık, soba yanmıyor; tek içebileceğimiz çorba da aşçıya ısmarlanmamış; ilaçlarınız için kimse gönderilmemiş; ama geceyi başucunuzda uykusuz geçirerek bitkin düşen karınız aynı sevecenlik dolu bakışlarıyla size bakıyor; ayak uçlarına basarak yürüyor ve fısıltıyla uşaklara alışık olmadığı, anlaşılmaz buyruklar veriyor. Okumak istiyorsunuz, sizi seven karınız göğüs geçiriyor; kendisine kızacağınızı ve dinlemeyeceğinizi bildiği halde (ki bunlara çok alışıktır) okumamanızın daha iyi olacağını söylüyor; odada biraz dolaşmak istiyorsunuz, bunu da doğru bulmuyor; sizi görmeye gelen arkadaşınızla konuşmanızı istemiyor. Geceleyin ateşiniz yine yükseliyor, biraz dalmak niyetindesiniz ama sizi seven karınız büsbütün zayıflamış, renksiz, gece lambasının kör ışığı altında, karşınızda bir koltuğa ilişmiş, ara sıra ofluyor; yanı başınızda varlığını duyuran en ufak devinim ve soluk alışı bile, sizi çileden çıkarıp sinirlendiriyor. Yirmi yıldan beri yanınızdan ayrılmayan; alışık olduğunuz, hizmetine karşılık dolgun aylık alan bir uşağınız var; gündüz iyice uyuyarak gecenin yorgunluğunu çıkardığından, seve seve, hoşnutlukla işinizi görür, ama karınız onun size hizmet etmesine de razı değil. O, her şeyi yalnızca kendi başına, beceriksiz ve güçsüz parmaklarıyla yapmaya çalışıyor. İşte yine, boşuna bir çabayla elindeki şişeyi açmaya uğraşırken mumu söndüren, ilacı döken ve tiksinerek size dokunan beyaz parmaklarının devinimlerini izlerken, ona öfkelenmemek elinizden gelmiyor. Sabırsız ve sinirliyseniz, ona dışarı çıkmasını rica eder, biraz sonra kapının arkasından, boyuneğen bir sesle ağlayıp ofladığını, fısıltıyla uşağınıza anlamsız bir şeyler söylediğini, duyarlılığı son sınırını bulan kulağınızla duyar ve sinirlenirsiniz. En sonunda, hastalıktan ölmediyseniz, bu hastalığınız sırasında, yirmi geceden beri hiç uyuyamayan (bunu durmadan size yineleyen), sizi seven karınız, hastalanıp soluyor, acı çekiyor ve işe tümüyle yaramaz bir duruma geliyor. Tam siz iyileşip sağlığınızı kazandığınızda, o özverili sevgisini, elinde olmayarak size ve bütün çevrede bulunanlara aşılanan uysal bir üzüntüyle göstermektedir.
Eylemli sevgi dediğim üçüncüsü de; sevdiği kimsenin bütün gereksinmelerini, isteklerini, nazlarını; dahası, kötü niyetlerini bile yerine getirmektir. Böyle bir aşkla seven kimseler, ölünceye dek bağlı kalırlar; çünkü sevgililerini ne denli çok severlerse onları o denli daha yakından tanırlar, tanıdıkça da sevgileri artar, bütün isteklerini yerine getirmek daha kolay olur. Aşklarından hemen hemen hiç konuşmazlar, konuşsalar da yeteri derecede sevdiklerine inanmadıkları için beceriksiz ve sıkılgandırlar; bunu anlatma biçemleri de hoş ve güzel olmaz. Böyle âşıklar, sevdiklerinin kötü ahlakını beğenirler; çünkü onların bu kötü huyları, kendilerine daha yeni isteklerini yerine getirme fırsatını verir. Sevilmelerini isterler; bu konuda kendi kendilerini aldatır ve inandırırlar bile; bu isteklerine kavuşmaları onları mutlu kılar. Sevilmeseler de aşkları değişmez. Tapındıkları kimselerin mutlu olmalarını diledikleri gibi, ellerinde olan bütün maddi manevi, küçük büyük araçlarla, her zaman onların mutluluğunu sağlamaya çalışırlar.
İşte, Sofya İvanovna’nın gözlerinde, her davranışında ve söylediği her sözde Lübov Sergeyevna’ya, yeğenleri olan Dimitri ile Varenka’ya; dahası, Dimitri beni sevdiği için, bana karşı da beslediği böyle eylemli bir sevgi seziliyordu.
Epey zaman geçtikten sonra, ben Sofya İvanovna’nın tam değerini anlayabildiğim sırada, aklımı bir soru kurcaladı: Sevgiyi bütün gençliğin anladığı gibi değil de, bambaşka bir yolda anlamaya çalışan Dimitri, niçin birdenbire anlaşılmaz bir kadın olan Lübov Sergeyevna’ya delicesine âşık oluyor da, her zaman gözü önünde bulunan, kendisini seven içten Sofya İvanovna’nın yalnızca bazı erdemleri olduğunu kabul etmekle yetiniyor? Nasıl da doğru söylemişler, “Kimse kendi yurdunda peygamber olamaz,” diye… İkisinden biri: Ya insanlar, gerçekten iyi olmaktan çok, kötüdürler; ya da iyilikten çok, kötülüğe eğilimlidirler. Lübov Sergeyevna’yı tanıyalı pek çok olmamıştı; oysa onun, doğduğundan beri teyzesi tarafından sevildiğini biliyordu.

Lev Tolstoy
Kaynak: Gençlik
Rusçadan Çevirenler:
Râna Çakıröz – Cengiz Ekinci

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Bir Kadının Kavgasından Korkma, Çünkü: Kadınlar Susarak Gider – Cemal Süreya

Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır...

Kapat