Ünlü Ressam Van Gogh’un Mektuplarında Kömür İşçileri (Madenciler): “Karanlıktan varılır ışığa”

Van GoghVan Gogh, 1873′te, Londra’da kiracı olarak kaldığı evin kızı Ursula Loyer ile, 1875′te evlenmek istedi. Teklifinin reddedilmesi üzerine ilk ruhi bunalımını geçirdi. Londra’dan Paris’e gitti burada da barınamadı. Çeşitli ülkeler gezdi. Lisan öğretmenliği, kitap satıcılığı yaptı; ilahiyat dersleri aldı. Belçika’nın madencilik bölgesi Borinage’naya rahip yardımcısı olarak atandı. Madenlerindeki işçilere yardım için çırpınışı, katlandığı mahrumiyetler, karşılaştığı güçlükler karşısındaki uğraşı köylüler ve maden işçilerinin sevgisini kazandı. Burada çalıştığı esnada kömür ocaklarında hayatlarını kaybeden işçilerin ailelerini yatıştırmakla geçirdiği aylar, sefalet ve korkunç gerçeklerle yüzleşmesi Van Gogh’un bütün varlığını derinden sarsarak, dini inancını yitirmesine sebep oldu. Aşağıdaki mektupları gönderdiği kardeşi Theo, onu Belçika’dan götürmeye geldiği zaman hasta, fakir ve  ölmek üzereydi.

Petit – Wasmes, 26 Aralık 1878.

Burada gördüklerim bana örneğin Thijs Maris’in, ya da Albert Dürer’in eserini hatırlatıyor. Burada çalılar arasından geçen oyuk yollar var, yıllanmış eğri büğrü ağaçları acayip biçimde kökleriyle Dürer’in «Atlı ve Ölüm» adlı ofortunda görülen yola tıpatıp benzer.

Bu son günlerde, akşamüstü, güneşin battığı saatte maden işçilerinin evlerine dönüşünü seyretmek çok çekiciydi. Bu adamlar karanlık madenden gün ışığına çıktıklarında kapkaradırlar, baca temizleyicilerine benzerler. Evleri çoğu zaman küçüktür, onlara ev değil de kulübe denebilir, çukur yolların kenarına, ormana, tepelerin yamaçlarına dizilmiş, serpilmiştir bu evcikler. Şurada burada yosunla örtülü damlar görülür, geceleri sevimli bir ışık sızar ufacık camlı pencerelerden.

Laeken, 15 Kasım 1878.

«Kömür Madeninde» adlı küçük desen pek o kadar önemli değil, ama hiç düşünmeden çiziverdim işte onu, çünkü madende çalışan bir sürü adamlar görüyorum burda, belli niteliği olan bir topluluk bu. Gördüğün evceğiz iskele yolunun üstündedir, büyük bir atölyeye bitişik küçük bir kahvehanedir aslında, işçiler paydos saatinde oraya ekmeklerini yemeğe ve bir bardak bira içmeye gelirler.

Bir zamanlar, İngiltere’de maden ocaklarının işçileri arasında papaz olmak için dilekçe vermiştim, ama kabul edilmedi, en azından yirmi beş yaşında olmam gerektiği ileri sürüldü. Bilirsin ki, yalnız İncil’in değil, bütün Kutsal Kitabın en köklü, en esaslı gerçeklerinden biri «Karanlıkta Parlayan Işıktır».

Karanlıktan varılır ışığa

Ama kim gerçekten gereksinir bu hakikati, kim kulak verir ona? Tecrübeler gösterdi ki maden ocaklarında çalışan maden işçileri gibi yerin dibinde karanlıkta çalışanlar İsa’nın sözüne asıl kulak verenler, ona asıl inananlardır.

Belçika’nın güneyinde, Mons çevresinde de, Fransız sınırında da Hainaut denilen bölgede, giderek onun daha da ötesinde Barinage adlı bir bölge vardır, orada çeşitli maden ocaklarının işçileri yaşar; değişik, meraklı bir topluluktur bu.
Küçük bir coğrafya elkitabına baktım, şöyle anlatıyor bu madencileri:

«Borin’ler (Mons’un batısında, Barinage’da oturanlar) yalnız kömür madenciliğiyle uğraşırlar. Toprağın üç yüz metre derinliğine kadar açılan bu kömür madenleri görülecek yerlerdir: saygımızı, sevgimizi hak eden bir alay madenci her gün oralara inip çalışır.

Kömür madencisi Borinage’a özgü bir tiptir, gün diye bir şey yoktur onun için, pazar günleri dışında gün ışığından hemen hiç faydalanmaz. Solgun, ölgün bir lâmbanın ışığında, daracık bir galeride, bedeni iki büklüm, kimi zaman yerde sürünerek çalışır; ne kadar yararlı olduğunu hep bildiğimiz o madeni yerin dibinden koparmağa uğraşır; hep yenilenen bin bir tehlike arasında çabalar durur, ama Belçikalı madenci neşeli, iyi huylu insandır, bu çeşit hayata alışıktır ve başlığının tepesinde, ona karanlıkta yol gösterecek olan küçük bir lâmbayla dibe inerken, çabalarını görüp kendisini, karısını ve çocuklarını koruyan Tanrısına güvenir.»

Wasmes, Nisan 1879

Geçenlerde çok ilginç bir gezi yaptım, bu arada bir madende altı saat kaldım.

Marcasse dedikleri burası çevrenin en eski ve en tehlikeli madenlerinden biriymiş. Çok belâlı sayılıyor, çünkü inişte de çıkışta da boğucu havası ve grizu patlamaları, bir de yeraltında akan sular ve eski galerilerin çökmesi yüzünden birçok kazalar olurmuş bu madende. Kapkara bir yer burası, bütün çevresi de ilk bakışta donuk ve kasvetli.

Bu madenin işçileri genellikle zayıf, hastalıktan yüzleri solmuş, yorgun, yıpranmış, kavrulmuş ve vaktinden önce ihtiyarlamış adamlar, kadınların da hemen hepsi sapsarı ve solgun. Madenin çevresinde madencilerin perişan evleri, dumandan kapkara olmuş birkaç ölü ağaç, dikenli çitler, gübre ve kül yığınları, dağ gibi yığılmış kullanılmaz kömür tozları, vb.

Maris burada seyrine doyulmaz bir tablo çizebilirdi.

Cuesmes, 20 Ağustos 1880

Sevgili Theo,

Sabah kar altında kömür madenine giden kadın erkek madenciler gördüm; dikenli bir çit boyunca uzanan bir patikada yürürken, gölgeleri hayal meyal seziliyordu alaca karanlıkta; arkada madenin büyük yapıları ve hurda demir yığınları birer karaltı olarak süzülüyordu havada.

“Din adamlarının Tanrısı benim için bir kapı tokmağı kadar cansız”

Eğer hayatta bir şeye pişmansam, o da, birtakım mistik ve teolojik meselelere kafamı takıp bir süre insanlardan uzak yaşamakta direnmiş olmamdır.
(…)

din adamları, dindar hanımlar, sanıyorum beni etkilediklerinden çok daha fazla etkiliyorlar onu. Ben o gibilerin elinden kurtuldum artık, çünkü numaralarını çakmayı öğrendim; ama o hâlâ inanıyor ve de tevekkül, günah, Tanrı ve daha kimbilir nelerden kurulmuş olan sistemin boş lâftan başka bir şey olmadığı ortaya çıkarsa, yıkılır. (…) Din adamlarının Tanrısı benim için bir kapı tokmağı kadar cansız. Bu durumda ate mi oluyorum şimdi? Din adamlarına sorarsan, öyle görüyorlar beni -öyle olsun- ama ben seviyorum, yaşamasaydım, başkaları da yaşamasaydı, nasıl sevgi duyardım? Ve eğer yaşıyorsak, işin içinde bir esrarlı yan var. Buna ister Tanrı de, ister insan tabiatı, ister başka bir ad ver, son derece canlı ve gerçek olduğu halde sistematik biçimde tanımlayabildiğim bir şey var ki bence Tanrı O – ya da en az Tanrı kadar önemli bir şey…

Kaynak: Van Gogh, Theo’ya Mektuplar.

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Fikret Başkaya: Yerin altında kalanların sayısının bile bilinmemesi büyük bir kepazelik değil mi?

Madenler kamuya/topluma aittir, dolayısıyla kamuya ait olması, kamu tarafından yönetilmesi ve kullanılması, özel mülkiyet, özel kâr ve kazanç konusu yapılmaması...

Kapat