Seyit Rıza’nın kabul edilmeyen son isteği; “Beni oğlumdan önce asın!

Seyit RızaYasalara uydurmak için 78 yaşındaki Seyit Rıza’nın yaşı küçültülerek 54’e indirilirken 17 yaşındaki oğlu Hüseyin’in yaşı 21’e çıkartılır. İdamdan önce  Seyit Rıza’ya son sözü sorulur ‘Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz’ der.  “Oğlunu da asacağız” derler. Daha önce   çatışmaların birinde  oğlunu yitirerek  evlat acısını yaşayan ve  « Mı kılitê kou kerd vind » (Ben dağların anahtarını yitirdim) diye yakaran Seyit,  O  zaman beni oğlundan önce asın” der. Bu isteği kabul edilmez oğlu Resik Hüseyin, Seyit Rıza’nın gözleri önünde asılır.

Çağlayangil, yasaları tümüyle çiğneyerek, bir savcıya rapor dahi aldırarak infaz kararını 14 Kasım Cumartesi günü çıkarttı. İdamlar pazar gecesi infaz edilecekti…

“…Bir idam mahkûmu olarak Seyit Rıza cevap verdi: ‘Beni oğlumdan önce asın!’ Ancak bu yapılmadı ve oğlu Resik Hüseyin, Seyit Rıza’nın gözleri önünde asıldı”
Ağır Ceza Mahkemesi’nce savcının istemi doğrultusunda 11 sanık hakkında TCY’nın 149/2. Maddesi gereğince idam/ölüm cezası verilip, 4 sanığın cezasının 30’ar yıla çevrilmesiyle, haklarında verilen ölüm cezasının yerine getirilmesi/infazı gereken 7 kişi kalır.
25 Aralık 1935 tarihli ve 2884 sayılı Tunceli Vilayeti’nin İdaresi Hakkında Yasa’nın 29 ve 33 maddelerine göre Mahkemece verilen hüküm temyize tabi olmadığından ve kesin hüküm niteliğinde olduğundan, tecile de gerek görülmediğinden infaz aşamasına geçiliyor.
“Seyid Rıza ve yoldaşları idam cezasına çarptırılınca Dersim yeniden ayağa kalktı. Ve o günlerde bir haber ulaştı Dersim’e: Mustafa Kemal, Pertek’te yapılan Singeç Köprüsü’nün açılışı için Elazığ’a gelecek. Köprünün açılış tarihi 16 Kasım Pazartesi. Devletin aldığı istihbarata göre, Atatürk geldiğinde Dersimliler karşısına çıkacak, Seyid Rıza’nın affını isteyeceklerdi. Bundan sonrasını, Seyid Rıza’yı asmak için Ankara’dan özel görevle gönderilen üst düzey polis yetkilisi İhsan Sabri Çağlayangil anlatıyor:
“Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki; Atatürk, Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Dersim hareketi bitti. Beyaz donlu altı bin Doğu’lu Elazığ’a dolmuş, Atatürk’ten Seyid Rıza’nın affını isteyecekler. Beyaz donluların Atatürk’ün karşısına çıkmalarına meydan vermeyelim… 1937 yılında resmi tatil günü Cumartesi öğleden sonra Atatürk Pazartesi günü Elazığ’a gelecek. Bizden istenenler, asılacaklar mutlaka asılsın ve Atatürk’ün karşısına beyaz donlular çıktığı zaman iş işten geçmiş olsun.”
Çağlayangil, yasaların tümüyle çiğneyerek, bir savcıya rapor dahi aldırarak idamların infaz kararını 14 Kasım Cumartesi günü çıkarttı. İdamlar Pazar gecesi infaz edilecekti.

seyitidam-oncesi15 Kasım 1937. Seyit Rıza ve arkadaşları idam edilmeden bir gün önce Elazığ Cezaevinde.

Ve o gece… 15 Kasım’ı 16 Kasım’a bağlayan bir Ramazan gecesi: Bir devlet jeepi Elazığ’da Buğday Meydanı’na doğru telaşla ilerliyordu. Sonbahar’ın son ayıydı ve hava ılıktı. Gökyüzü yarı bulutluydu. Ay bulutun arkasından giriyordu, ay bulutun arkasına girip gözlerini kapatmak istiyordu fakat bulut her seferinde ayın önünden çekiliyordu. Oysa ay birazdan olacakları görmek istemiyordu. Jeepin arka koltuğunda üç kişi oturuyordu; Elazığ Emniyet Müdürü Serez İbrahim, Emniyet Genel Müdürlüğü görevlisi İhsan Sabri Çağlayangil, Dersim Direniş Kuvvetleri Kumandanı Seyid Rıza polisleri bir sağda, diğeri solda, Seyid Rıza ortada oturuyordu. Jip gelip Buğday Meydan’nda jandarma karakolunun yanında durdu. Karakolun önünde uzanan Buğday Meydanı’nda yedi idam sehpası vardı. Gerisini Çağlayangil anlatıyor:

“CESARETİNİ TAKDİR ETMEKTEN KENDİMİ ALAMADIM”
“Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı. ‘asacaksınız’ dedi ve bana döndü: ‘Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?’. Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyorum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk. ‘Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz’ dedi. Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Ben, Fındık Hafız’ın idamı bitti. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Etrafta kimse yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti: Evlade Kerbelayimê, bê gunayimê, ayibo, zulimo, cineyata. (Evlad-ı Kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir) dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi. (…) İhtiyarın bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım.”
İhsan Sabri Çayangil’in anılarında çarpıttığı ve anlatmadığı pek çok şey var. Onlardan biri de, bir idam mahkumu olarak Seyit Rıza cevap verdi: “ Beni oğlumdan önce asın!” Ancak bu yapılmadı ve oğlu Resik Hüseyin, Seyit Rıza’nın gözleri önünde asıldı.” (15)
Ancak yargılama yöntemi özel hükümler, ölüm cezasının yerine getiriliş biçimi/infaz da çok düşündürücüdür. Hiçbir hukuk kuralı ve etik değerin anlamı kalmamıştır. [******]
2884 Sayılı Yasada;
“Madde:29- İlbaylık içindeki ceza mahkemelerinden verilen hükümler temyize tabi olmayıp kat’idir.
Madde:33- İdam hükümlerinin Vali ve kumandan tarafından Te’cile lüzum görülmediği takdirde infazı emrolunur.” hükmü vardır.
İdamlar, şu sıraya göre birbirlerine yakın 3 yerde yapılır:
1. Demenanlı Cebrail oğlu Hasan
2. Resik Hüseyin
3. Kureşanlı/ Seyhanlı Seyit Hüseyin
4. Kureşanlı Ulkiye oğlu Hasan
5. Kalanlı Mirza Akifoğlu Ali
6. Yusufanlı Kamer oğlu Fındık
7. Seyit Rıza
1937 Dersim olaylarından dolayı yargılananların sayısı, yargılayan mahkeme, idam edilenlerden bazılarının yaşı ve infaz sonrasıyla ilgili değişik görüşler vardır:
A) Mahkeme ve Yargılananların Sayısı:
a) Ali Kaya adı geçen eserinde yargılamanın “harp divanınca” yapıldığını yazmaktadır. Yargılama Elazığ Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılmıştır.
b) Aynı eserin 235. sayfasında “ Elazığ’a getirilen Seyit Rıza, 72 arkadaşı ile birlikte harp divanına verilir” diyor. Oysa, yargılama sonunda verilene kadar incelendiğinde yargılananların sayısının 58 olduğu anlaşılacaktır.
B) İdam Edilenlerin Sayısı:
a) Faik Bulut, “1938 Harekâtı’na geçmeden önce, Seyit Rıza ve diğer maznunların muhakemelerinin başlangıcından, 11 kişinin idam edildikleri tarihe kadar gazetelerde çıkan haber ve yorumları aktarmak istiyorum” der. (16)
b) M. Nuri Dersimi de idam edilenlerin sayısını 11 kişi olarak yazmaktadır. (17)
c) Barbaros Baykara, idam edilenlerin sayısını 8 kiş olarak bildirmektedir. (18)
d) Mahmut Goloğlu ise aynı konuda, “… başkasının sözünü ettiği yargılamalar Ekim’de başlanıp 15.11.1937’de sonuçlanacak, 11 kişiye idam cezası verilecek, dördünün cezası yaş küçüklüğünden 30 yıl hapse çevrilecek, ötekiler değişik cezalara mahkum edilecek, on dört sanık beraat edecek ve yedi idam mahkumu (Seyit Rıza, oğlu Hüseyin, Şeyhanlı Aşireti Reisi Hasan, Kureyşanlı Ulkuyi oğlu Hasan, Mirza oğlu Ali) sabaha karşı asılacaktır” der. (19)
e) İdamların yapılması için Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil de bu konuda şöyle yazmaktadır: “… Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmıştır.(20)
f) Ulus Gazetesi, Salı 16 İkinciteşrin 1937 günlü sayısında şu başlığı atmıştır. MAKİNEDE, SEYİT RIZA, OĞLU VE BEŞ AVENESİ İDAM EDİLDİ. Elaziz. 15 (Hususi muhabirimiz sabaha karşı saat 4.5’da telgrafla bildiriyor) “…Diğer yedi idam mahkûmları şunlardır: Seyit Rıza ile oğlu Hüseyin ve Şeyhanlı aşireti reisi Haso Seydo ve Yusufhanlı aşireti reisi Kamer oğlu Fındık ve Demenenli aşireti reisi Cebrail oğlu Hasan, Kureyşanlı Ulkiye oğlu Hasan ve Mirza Ali oğlu Ali’dir.
Açıkça anlaşılmaktadır ki, Dersim olayları nedeniyle asılarak idam edilenlerin sayısı 7’dir. Savcı, iddianamede 11 kişinin idamını istemiş, ancak mahkeme 4 kişinin- Mahmut Goloğlu’nun ileri sürdüğü gibi yaş küçüklüğünden değil-, yaşlı olmalarından dolayı cezaları otuzar sene ağır hapis cezasına çevrilmiştir. Yargılama sonunda ayrıca 33 kişi ağır hapis cezasına mahkûm olmuş, 14 kişi de beraat etmiştir.
g) Kurun Gazetesinde 16 İkinciteşrin 1937 tarihli sayısında “Seyit Rıza ve arkadaşları asıldı. İdam edilenler 7 kişidir…” diye haber geçmiştir. İdamlarla ilgili olarak başka bir kaynakta da şunlar var: “… 18 Kasım 1937’de aralarında oğlunun da bulunduğu toplam 11 kişi Elazığ’ın Buğday Meydanı’nda idam edildi. İdamdan sonra cenazeleri darağaçlarından indirilerek Elazığ sokaklarında halka teşhir edildikten sonra yakıldı…” (21)
h) Garo Sasuni de, “19 Kasım 1937’de Seyyid Rıza ve 11 Kürt aşireti reisi Harput’ta darağacına çekildiler” der. (22)
C) İdam Yeri:
7 kişinin idam yeri olarak Faik Bulut’un Elazığ Buğday Meydanı/Pazar demesine karşılık, diğer bazı kaynaklarda idamların Elazığ Hükümet Meydanı’nda yapıldığı yazılıdır. Ancak, Hürriyet Meydanı ve Saray Camii çevresi) bazıları da Şirepazarı’nda asılmışlardır. Aslında asılma yerleri birbirine yakın yerlerdir. Ali Kaya da bu “Asılan 7 kişinin 3’ü Odun Meydanı’nda, 2’si Bit Meydanı’nda, 2’si de Şire Meydanı’nda idam edilir” der. (23) (Yusuf Köksal’ın anlatımına göre üç kişi -Seyit Rıza, Hüso, Seydo ve Resik Hüseyin- eski jandarma binası önünde, 2 kişi Şire pazarında, Buğday Meydanı ve 2 kişi Odun Meydanı’nda asılmışlardır.)
D) İdam Tarihi:
Seyit Rıza ve arkadaşlarının asılarak idam edildiği gün konusunda da görüş ayrılıkları vardır.
M. Nuri Dersimi (Baytar Nuri) ve Nokta Dergisi idam tarihi olarak 18 Kasım 1937’yi vermektedirler. (Nokta Dergisi, Yıl 5-28.6.1987, sayı 25).
Garo Sasuni ise idam tarihini 19 Kasım 1937 olarak yazar. Ali Kaya da, “… 17 Kasım’ı 18 Kasım 1937’ye bağlayan gece Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilmişlerdir” der. (24)
Ulus Gazetesi’nin 15 Sonteşrin (Kasım) 1937 Pazartesi günlü sayısında ise haberin “MAKİNEDE” başlığı ile verilmesi, özel muhabirin Elazığ’dan telgrafla bildirdiği ve 15 Kasım 1937 gününün Pazartesi olması da göz önüne alınırsa, idam cezalarının yerine getirilmesi tarihi, 14 Kasım 1937 Pazar gününü 15 Kasım 1937 Pazartesi gününe bağlayan gecedir. İhsan Sabri Çağlayangil de anılarında bu görüşü doğrulamaktadır: “Gece 12:00’de hapishane’ye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle polis müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep, Jandarma Karakolunun yanındaki meydanda durdu.” (25)
Yine Ulus Gazetesi, özel muhabirinin telgrafına dayanarak yaptığı haberlerde “idam hükümleri bu sabah infaz edilmiştir” demektedir.
Kurun Gazetesi 16 ikinciteşrin 1937 günlü sayısında (sayfa 4) haberi şöyle geçmiştir: “Seyid Rıza ve arkadaşları asıldı. Elaziz 15 (Hususi)”
E) Yaşları:
M. Nuri Dersimi, S. Rıza’nın, İdam edilirken şöyle haykırdığını yazar: “75 yaşındayım. Şehit oluyorum, Kürdistan şehitlerine karışıyorum….” (26)
Cumhuriyet Gazetesi, 28.6.1937 günlü sayısında: “Yetmişlik Seyit Rıza’ya genç ve güzel karısı Besi tarafından teslim olmaması için mütemadiyen telkinler yapılıyormuş…”
Ulus Gazetesi ise, 13.9.1937 günlü sayısında, Hozat ile Sin arasında bir köyde oturan sergerde seksen yaşını geçkin bulunmaktadır.” diye yazar.
Aynı konuda Ali Kaya ise şunları yazar: “78 yaşındaki Seyit Rıza’nın yaşı küçültülerek 54’e indirilir. 17 yaşındaki küçük oğlu Hüseyin Resik hastaneden alınır, yaşı aynı gece 21’e çıkarılarak… (27)
Hüseyin Akar ise, aynı konuda, “Muhundulu Sey Uşen (Hüseyin Doğan) Seyit Rıza’nın yaşını belirleme davasına tanık olur. Tanık, Seyit Rıza’nın yaşının (yasanın idamı sağlayan yaştan) küçük olduğunu söyler. Dava yargıcı , yaşı küçültülen Seyit Rıza’ya , tanık beyanına bir itirazının olup olmadığını sorunca, Seyit Rıza, işlemin bir formalite olduğunu anlar, yargıca şu düşündürücü yanıtı verir: Tanık, benim büyük oğlumdan iki yıl küçüktür. Oğlumdan küçük biri yaşını belirler ve yasa da bunu kabul ediyorsa, benim itirazım olmaz.” (28)
(Tanıklık konusunda Muhundulu Seyit Hüseyin -Hüseyin Doğan- “Seyit Rıza’ya gelince, Abdullah paşa öyle istiyordu. Şahitlik yapmasaydım, beni de öldürürlerdi. Dedim ki, “Seyit Rıza senden yaşça büyük müydü?” “Evet” dedi. Şahitlik yapmam karşılığında bana 20 lira para verdiler. Sonra da “buralardan kaybol” dediler. Ben de doğruca Bursa’ya gittim. Buralarda kalsaydım hayatım tehlikede olurdu” der.) (29)
Bu durum karşısında, idam tarihinde yürürlükte olan TCY’nın 56. maddesine göre Seyit Rıza’nın, 55. maddesine göre de oğlu Resik Hüseyin’in idam edilmemeleri gerekiyordu. [*******]

480-360

İlk kez Açıklanan belgeler;
Ankara’daki İngiliz Elçiliği’nden Percy Loraine tarafından İngiliz Dışişleri Bakanı Anthony Eden’a 22 Mayıs 1937 tarihinde gönderilern 309 numaralı mektup (Sağda)
5 Ekim 1937 Tarihinde İstanbul İngiliz Elçiliği’ne gönderilen mektup.(Solda)27 Eylül 1938 tarihinde Trabzon’dan İngiltereye gönderilen 35 numaralı memorandum.Son bölümünde “kadınlar ve çocuklar dahil olmak üzere binlerde Kürt katledildi. pek çok kişi de Fırat Nehri’ne atıldı.Daha az kötü muameleye tabi tutulan bölgelerde yaşayan binlercesi ise malları, mülkleri ve hayvanları alıkonularak Orta Anadolu’nun çeşitli illerine yollandı.Artık söylenen şu: Türkiye’de Kürt sorunu bitmiştir.” (Altda)

94 yaşındaki Ali Kaya anlatıyor:
Biz, Alacık köyündeyiz. Askerin ‘silah bırakın’ emrinden sonra silahlarımızı teslim ettik. Zaten hiçbir zaman askere karşı silah kullanmamıştık. Bizi sürgün edeceklerini söylediler. 18 yaşındaydım o zaman. Çoluk çocuk topladılar biziköy meydanına. Askerler, süngülerle saldırdı. Komutan bağırıyordu, ‘Bir kurşun kaç kuruş biliyor musunuz, süngüyle saldırın’ diye. Bu arada bir el bombası patlattı. Sırtıma bir şey saplandı, yere düştüm.  İlk süngü yediğimde acı hissetmedim. Ama süngülendiğimi biliyordum. Ellerimden, kollarımdan, karnımdan, sırtımdan defalarca süngülediler beni. Bir asker, bedenimi diğer cesetlerin arasına atmak için davrandı, beni fırlattı.  Canım acıdı. Galiba bağırdım. Ölmediğimi anlayınca askerler, beni Munzur’a attılar. Ölü gibi yattım. Bir süre sonra askerler gitti. Ben de çıktım Munzur’dan. Köylünün süngülendiği yere gittim. Her taraf kan içindeydi. Ailemden tam 45 kişi ölmüştü. O acı unutulur mu? Ailemden 45 kişi ölmüş, O acıyı yaşayan bilir. O acıyı ben bilirim.

F) İnfazdan Sonra:
“… 18 Kasım 1937’de aralarında oğlunun da bulunduğu toplam 11 kişi Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi. İdamdan sonra cenazeleri darağaçlarından indirilerek Elazığ sokaklarında halka teşhir edildikten sonra yakıldı…” (30)
Ali Kaya ise bu konuda şunları yazar: “Seyit Rıza’nın gömüleceği yer türbe olmasın diye cenazesi Elazığ sokaklarında 24 saat halka teşir edildikten sonra yakılır. Bir iddiaya göre ise, 7 kişinin cesetleri bir askeri cemseye konularak Malatya’da Kömürhan Köprüsü yanındaki karakolun bitişiğinde bir yere külleri atılır. Bir başka iddiaya göre ise, Elazığ-Binsekizyüzler’e yakın Meryem Ana Dağı’nın arkasında bir yere gömülür. (31)
M. Nuri Dersimi ise, “Bu 11 mübarek Kürt şehitlerinin cenazeleri, darağaçlarından indirilecek Elazığ sokaklarında halka teşir edildikten sonra yakılmıştır” der. (32) (Yine bir gün sonra Elazığ’da bulunan Yusuf Köksal’ın anlatımına göre idam edilenler saat 12.00’de darağaçlarından indirilerek belediye aracı ile Hanpınarı/Hanköy’e giderken Kemerlipınar, Kırmızıdağ’a götürülür ve yakılır.)
Ama şu sözleri Dersim’de bir özdeyiş olarak yaşar:
“Senin yalanlarınla, hilelerinle baş edemedim, bu bana dert oldu.
Ben de senin önünde diz çökmedim, bu da sana dert olsun.”


Birgün
Kaynakça
(15) Umur Hozatlı yazı dizisi
(16) Faik Bulut, Belgelerle Dersim Raporları syf: 272
(17) M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim syf: 263
(18) Barbaros Baykara, Dersim syf: 279
(19) Mahmut Goloğlu, Tek Partili Cumhuriyet Cilt 6 syf 247
(20) İ. Sabri Çağlayangil age
(21) Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi Cilt 6 syf 1913
(22) Garo Sasuni, Kürt Ulusal Hareketleri ve 15. YY’dan Günümüze Ermeni- Kürt İlişkileri syf 246
(23) Ali Kaya, age syf 251, (24) Ali Kaya, age syf 251
(25) İ. Sabri Çağlayangil age syf 51
(26) M. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim syf 279
(27) Ali Kaya, age syf 251
(28) Hüseyin Akar, Dersim’de Portreler syf 25
(29) Süleyman Kırmızıtaş, İnadına Dersim’de Yaşamak
(30) Sosyalizm ve Toplum Müc. Ans, Cilt:6 syf 1913
(31) Ali Kaya, age syf 251 (32) M. Nuri Dersimi, age syf 263

[******] Ayrıntılı bilgi için İhsan Sabri Çağlayangil’in Anılarım Kitabının 49-53 sayfalarına bakılmalıdır.
[*******] TCY’nin 56. Maddesi 11.7.960 tarihli 15 sayılı yasa ile değiştirilmiştir. R. Gazete: 10548 sayısı.
“TCY’nin 55/1 maddesi (Değişik) Fiili işlediği zaman 15 yaşını bitirmiş olup da 18 yaşını bitirmemiş olanlar hakkında aşağıda yazılı şekillerde ceza tayin olunur;
1. İdam cezası yerine 20 seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası,”
TCY’nin 56/1. Maddesinde ise, 11.7.1960 tarihindeki değişiklikten önce, “hüküm zamanında 65 yaşını doldurmuş olanlar hakkında idam cezası yerine 30 sene ağır hapis ve…” denilmekteydi.

Share

Seyit Rıza’nın kabul edilmeyen son isteği; “Beni oğlumdan önce asın!” üzerine 11 yorum

  1. çektirenlerim dilerim sizde aynısını çekmişsiniz seyyit rıza bilki hepimiz seyyit rızayız ölmedin bizde yaşıyorsun

Yorum yapın

Share
Devamını oku:
“Demokrasi aşağı, demokrasi yukarı” | Demokrasi Şehidi – Cansu Fırıncı
Grup Kara Güneş ve “Mevsimler Geçti” (2013) Adlı Albümü
Orhan Veli Konuşuyor: Okur-ya­zar­la­rı hal­ka doğ­ru gö­tü­ren bir ede­bi­yat is­te­rim
Kapat