Kazım Karabekir, Şevket Süreyya, Falih Rıfkı Atay ve Sabiha Gökçen Dersim’le ilgili ne dediler?

‘Canlı ne görürseniz ateş edin’ emri almıştık…
Dersimli Alevi Kürtlerin 1937-38’de maruz kaldıkları katliam hâlâ tartışılıyor ve yüzleşilmeyi bekliyor. Bu konuda yapılan bilimsel çalışmaların bu konuya katkısı şüphesiz çok büyük. Bu yazı da bu konudaki tartışmalara katkıda bulunmayı istiyor. Aşağıda Dersim katliamı öncesinde, sırasında ve sonrasında çeşitli dergi, gazete ve kitaplarda çıkmış yazılardan yapılmış alıntılarla Dersim’in topyekûn bir biçimde nasıl iç düşman ilan edildiğini ve bu iç düşmanın imhasının nasıl meşrulaştırıldığını çok sınırlı bir çerçevede sunmaya çalıştım.   

“Dersim son derece kayalık, sarp ve şab’ul-mürür (geçilmesi zor) vahşi yerler olup zer’ edilecek (ekilip biçilecek) aksamı ve mer’aları azdır. Arazinin bu vahşeti Dersim ahalisinin tab’ına (tabiatına da) icrây-ı te’sîı ederek hepsini vahşi ve hunhar, insâniyet ve faziletden mahrum bir hale koymuştur. […] Son derece yalancı ve tab’an (huy olarak) hilekâr ve fırsatçı olduklarından sözlerine itimad etmek tamamen ve katiyyen sâfderûnlukur.”
(Kâzım Karabekir Kürt Meselesi, 1909 tarihli rapordan)

“Dersimli yalnız kuvvet önünde boyun eğer ve bu eğişte kin gayz ve fırsat bekleyen mücehhez bir tiptir. Bütün bir tarih Dersimliyi böyle tanır.”
(Dersim raporu (1932 ?), Kaynak yayınları 2010 s. 203.)

“Bizim için malum bir esas varsa o da Kürtlük denilen cereyanın henüz Kutu deresi veya kalman ocağı denilen ve merkezini Haydaranlı aşireti teşkil eden eski Dersim kısmında yuvalanmakta olduğudur. Bu yuvada kaynayan ateşin kıvılcımları etrafa saçılmadan söndürmek de Ağrı kadar mühim ve lazım bir mahiyette görülmektedir.”
(Dersim raporu, s. 214)

“Ya Dersim taşarsa?.. O zaman Dersim, büyük bir bela selidir, etrafa bir kurt sürüsü, bir sırtlan sürüsü yayılır. Ne mal ne hayat; o hiçbir şey tanımaz. Vurur kırar parçalar, yüklenir ve geri döner.”
(Naşit Hakkı Uluğ Derebeyi ve Dersim, Kaynak yay., 2010, s. 29.)

“Eğer Derebeylik meselesi sadece bir Dersim meselesi olsaydı, bu mesele derhal, üstünde fazla durulmaya mahal olmayan küçük bir idari dava haline istihale eder giderdi. Halbuki derebeylik deyince biz, Türk inkılâbının getirdiği bütün siyaset, iktisat ve hukuk usulleri haricinde bu usullere karşı cebren tegallüp etmek isteyen geri bir cemiyet tarzının maddi müesseselerini (yarı feodal toprak mülkiyetini) ve bu müesseselerin meşruiyetini müdafaa eden ruhani kuvvetleri (yani şeyh ve tekke nüfuzunu) anlıyoruz. Toprak köleliği ve insanın toprakla beraber alınır, satılır bir ‘meta’ haline getirilişi; toprakta müstahsilinin ya bir duygusuz öküz, ya cansız bir kara sapan gibi sessiz ve hissesiz kılınışı ve nihayet vatandaş ruhunun bu menfur esarete baş eğmekten başka birşey bilmeyen bir kara çamur haline kalbi derebeylik nizamının maddi ve manevi işaretleridir. Bu işaretleri biz, Türk vatanının neresinde sezersek orada derebeyliğinin sıkılacak boğazını aramak hem hakkımız, hem vazifemizdir. […] Kürt beyi, tehakkümünü Kürtleştirilmiş Türkün, toprağı, kanı, milliyeti, dini ve namusu pahasına yaşatır.”
(Şevket Süreyya “Derebeyi ve Dersim”, Kadro Dergisi, 1932.)

“Kürt aslında aşiret ananeleri ve din rabıtaları dolayisile ve cebir tahrikile istismara daha fazla boyun eğdiğinden beyin nazarında randımanı yüksek bir istihsal vasıtasıdır. Bunun için derebeyi arazisindeki Türk unsurunu da muti Kürt unsuru haline getirmeyi sinifî menfaatının icabatından addeder. Bugün bütün Elaziz, Malatya Türk iken Kürtleşmiştir. Bugün bu hal bütün şiddetiyle elân devam etmektedir. […] Kürtçe konuşan birçok aşiretin isimleri de Türkçedir: Arslanuşağı, Koçuşağı, Ferhatuşağı, Laçinuşağı, Karaballıuşağı gibi. […] Kürtler tarafından daimi taarruzlara daimi tecavüzlere maruz kalan Türk köyleri kurtuluş yolunun Kürtçe konuşan aşiretler içinde varlıklarını eritmekte bulmuşlardır.” (İsmail Husrev, “Şark vilayetlerinde derebeylik”, Kadro Dergisi, 1932.)
“Kanunun [Tunceli kanunu] bugün Kamutaya sevk edilmesine sebep, ne bir isyan, ne de buna benzer anormal bir haldir: ara sıra had nöbetlerle tepen müzmin bir hastalığı kökünden gidermektir. […] Cumhuriyet hükümeti adet ve ananesi olduğu üzere tenkil değil tedavi tedbiri almaktadır.”
(Falih Rıfkı Atay, Tunceli, Ulus, 26 İlkkânun (Aralık) 1937.)

“Dersimlileri Türk sananlar var… Ben de onları hiçbir zaman Türk sanmıyorum. Türk’te bedevilik, iptidailik, vahşet, merhametsizlik ve kan içicilik seciye halinde mevcut olamaz. Bundan başka, antropolojik evsaf ile Türk başkadır, Dersimli başkadır; Türkçe başkadır, Zaza dili başkadır. […] Malumdur ki zirai ve iktisadi faaliyete dayanmıyan hiç bir temdih fayda vermez. Desek ki okutup yazdırmakla bir asırda bu ırkın vahşetini, hunharlığını, iptidailiğini ve atavik seciyesini yenebileceğiz. Fakat bu kartal yuvasında medeni adam yavrusu büyümez ki.”
(Y. Mazhar Aren, Cumhuriyet Gazetesi, 29 Haziran, 1937.)

“O zaman Diyarbakir Hava Alay Kumandanı olan Fevzi Uçaner bizi toplayıp vazife vermiş ve ‘tabancalarımızı unutmayalım!’ demişti. Ben de Ata’nın verdiği tabancayı şöyle bir yokladım. Hiç lüzûmu olmayacağı hissi vardı içimde. Kumandan bu arazide her zaman ‘mecburi iniş’ tehlikesi mevcut olduğunu sözlerine ilâve ediyordu. Ayrıca ‘Canlı ne görürseniz ateş edin’ emri almıştık. Asilerin gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk.” (İlk kadın tayyarecimiz Sabiha Gökçen, Milliyet, 25.11.1956, Röportaj: Halit Kıvanç.)

Evrim Karakaş
EHESS – Paris, yüksek lisan
11 Aralık 2011 Radikaliki

Dersim’e bir ağıt

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Bir şehre yazılmış yarın bir şarkının şiiri: “Bekle bizi istanbul”

Salkım salkım tan yelleri estiğinde Mavi patiskaları yırtan gemilerinle Uzaktan seni düşünürüm Istanbul Binbir direkli Halicinde akşam Adalarında bahar Süleymaniyende...

Kapat