Balkanların acımasız hâkimi ve aşkı – Avni Özgürel

Dindar bir adam olan Tepedelenli hayatının aşkıyla karşılaşana kadar kadınlara karşı da acımasızdı.. Öfkesinin kurbanlarından biri oğlu Muhtar Paşa’nın sevgilisi Kira Frosini oldu. Muhtar Paşa’nın karısı Paşo Hanım eşinin verdiği kıymetli hediyeleri Frosini’nin bir kuyumcuyla anlaşarak el altından gizlice sattırdığını öğrenince durumu kayınpederi Tepedelenli’ye anlattı. Gelinine intikamını alacağı sözünü veren Paşa, aralarında Frosini’nin de bulunduğu şehirde adı kötüye çıkmış ne kadar kadın varsa bir gece toplatıp hepsini çuvala koydurdu ve ayaklarına taş bağlatıp göle attırdı.

Yunanistan krizde, kaynak arayışında.. Atina parasızlık içinde kıvranırken bir umut doğdu: Tepedelenli hazinesi.. 18. yüzyılda bölgeyi Osmanlı idaresinden çıkarıp bağımsız sultanlığa dönüştürmeye kalktığı için idam edilen Tepedelenli Ali Paşa’nın sakladığı hazinenin Trikala kentinde Agi Theodori-Theopetra bölgesinde gömülü olduğuna inanan Avusturyalı bir grup kazıya başladı.. Genç sevgilisi Vasiliki’ye düğün hediyesi olarak şimdi Topkapı Sarayı müzesinde bulunan Kaşıkçı Elması’nı* takacak zenginlikte olduğu bilinen Paşa’nın hazinesinin trilyonlar kıymetinde olduğu sanılıyor.
Kayseri’den Balkanlar’a göç etmiş bir ailenin çocuğuydu Tepedelenli Ali Paşa. Gençliği çete savaşları ve baskınlar arasında geçti. 1775’te hayatını değiştiren bir olay yaşadı. Gardiki Köyü’nde annesi birkaç erkeğin tecavüzüne uğradı ve öldürüldü. Kız kardeşiyle birlikte annesinin cesedi başında intikam yemini eden Paşa, bu olaydan sonra alabildiğine kıyıcı, geçtiği her yerde kan izi bırakan bir insana dönüştü. Hedef aldığı ilk insan emrinde olduğu Kaplan Paşa’ydı. Kızıyla evlenmesine karşılık Paşa’ya işkence etmeden öldürme sözü verdiği ve taahüdünü yerine getirdiği söylenir. Acımasızlığı ve gözü karalığı sayesinde, Balkanlar’daki asayişsizlikten şikâyetçi İstanbul tarafından önce Delvine Mutasarrıflığı’na, ardından Yanya Mutasarrıflığı’na getirildi. Avusturya cephesindeki savaşlara katıldı, ancak esas ününü Osmanlı tarihinde isyanı en zor bastırılan aile sayılabilecek Pazvantoğlu ayaklanmasının bastırılmasında yaptı.
İmparatorluğun zaaf içinde olmasından istifade ederek kısa zamanda Balkanların fiili hâkimi olmuştu Osman Pazvantoğlu. Sancak beyleri, hatta vezirlere emir verdiği söyleniyor, Vidin, Niğbolu bölgesinde arazileri olan vezirlerin onun sözünden çıkmadığı konuşuluyordu. Neticede ip bir yerde koptu ve şeyhülislamdan ‘ “Pazvantoğlu’nun katli vaciptir” fetvasını alan İstanbul harekete geçti. Bu noktada sahneye Tepedelenli Ali Paşa olanca kıyıcılığıyla sahneye çıktı.
Dindar bir adam olan Tepedelenli hayatının aşkıyla karşılaşana kadar kadınlara karşı da acımasızdı.. Öfkesinin kurbanlarından biri oğlu Muhtar Paşa’nın sevgilisi Kira Frosini oldu. Muhtar Paşa’nın karısı Paşo Hanım eşinin verdiği kıymetli hediyeleri Frosini’nin bir kuyumcuyla anlaşarak el altından gizlice sattırdığını öğrenince durumu kayınpederi Tepedelenli’ye anlattı. Gelinine intikamını alacağı sözünü veren Paşa, aralarında Frosini’nin de bulunduğu şehirde adı kötüye çıkmış ne kadar kadın varsa bir gece toplatıp hepsini çuvala koydurdu ve ayaklarına taş bağlatıp göle attırdı. Bu hadise sırasında kendisini itidalli davranması için uyaran karısı Ümmü Gülsüm’ün de ölümüne sebep oldu Ali Paşa. Uyarılmaya öfkelenen Paşa, piştovunu eline aldı ve gelişigüzel boşalttı. Korkudan bayılan genç kadın odasına kapandı, ertesi gün kendisinden özür dilemek için gelen Ali Paşa’ya kapıyı açmayıp onun kilitleri kırdığını görünce öldürmek için geldiği sanısına kapıldı ve korku yüzünden oracıkta can verdi.
Daha sonra oğlunun Frosina’ya verdiği hediyeleri piyasaya süren kuyumcunun peşine düştü Tepedelenli. Adamın evini bastı. Kuyumcunun ailesiyle birlikte öldürülmesini emretmiş, hatta onu bizzat öldürmek için kendisi de avluya girmişti Paşa ama hayatının aşkı orada karşısına çıktı.. Kuyumcunun kızı Vasiliki kendisini Ali Paşa’nın ayaklarına atarak annesiyle birlikte kardeşlerinin ve kendisinin canlarının bağışlanmasını istedi. Öylesine güzel bir genç kızdı ki ayaklarının dibinde yatan, Ali Paşa’nın iradesi sarsıldı, emrini iptal etti. Vasiliki’yi sarayına götürdü.
Paşa’nın izniyle dinini korudu genç kız. Onu kaybetmek korkusuyla Vasiliki’ye nikâh kıydı Paşa. Pigot isimli bir Fransız subayının Hindistan’ın Madaras Mihracesi’nden aldığı ve ünlü Kazanova’ya sattığı, ondan Napolyon’un annesinin aldığı, ancak oğlunun Elbe’ye sürüldüğü dönemde onu kurtarmak için müzayedeyle sattığı 85 kıratlık Kaşıkçı Elması düğün hediyesi olarak Vasiliki’nin boynundaydı.
Yanya şehrinin tarihinde görülmemiş şenliklerle kutlanan emsalsiz bir düğündü yapılan. Vasiliki her an yanı başındaydı Ali Paşa’nın. Yaşlı vezir Yanya Gölü’nde onunla birlikte sandal gezilerine çıkıyor, başını onun dizlerine dayayıp şarkılar söylüyordu.
Tepedelenli’nin gücünü kırmak için fırsat kollayan İstanbul’un onun bu zaafını dikkatle izlediğine şüphe yok. Halet Efendi’nin teşvikiyle Sultan Mahmut, Tepedelenli’nin ortadan kaldırılması emrini verdi, Çerkez Hurşit Paşa’yı bu tehlikeli adamı ortadan kaldırmakla görevlendirdi. Önce halk arasında Paşa’nın genç karısının etkisiyle din değiştirdiği dedikodusu yayıldı, ardından Tepedelenli görüşme bahanesiyle Yanya Gölü’nün ortasındaki bir adada bulunan Pandaleymon Manastırı’na davet edildi. Osmanlı serdarının davetine gitmemek isyandı. Ancak gitmenin ne sonuçlar doğurabileceğinin de farkındaydı Ali Paşa. Uzun uzun düşündükten sonra Vasiliki’yi de yanına alarak sandala bindi. Artık gözünde Vasiliki dışında hiçbir şeyin değeri olmadığını düşünüyordu. Hayatının bağışlanmasına karşılık karısıyla birlikte bir çiftliğe yerleşme teklifiyle çıktı Hurşit Paşa’nın karşısına.
Ama İstanbul onun her durumda öldürülmesi emrini vermişti ve Hurşit Paşa’nın bu karar üzerine pazarlık yapma yetkisi yoktu. Manastırın odalarında ölüm dirim mücadelesi başladı. Tepedelenli yaralandı. O anda yanındakilere son emrini verdi: Vasiliki’yi vurun, ellerine sağ geçmesin. Ancak adamları Paşa ölünce derhal teslim oldu. Hurşit Paşa, Vasiliki’yi Tepedelenli’nin hazinesini ortaya çıkarmak için günlerce sorguladı. Ama Vasiliki hazinenin yerini bilmiyordu. Hurşit Paşa, Vasiliki ve kasada muhafaza ettiği kıymetli taşlarla İstanbul’a geldi. Kaşıkçı Elması bu sayede hazineye intikal etti. Önce 75 kuruş maaşla Bursa’da mecburi ikamete tabi tutuldu Vasiliki, sonra affedilerek İstanbul’a gelmesine ve Fener’de yerleşmesine izin verildi. Hayatının son yıllarını doğduğu topraklarda geçirdi Vasiliki. Bir rivayete göre Tırhala’ya yerleşti ve alkolle haşır neşir bir halde yaşadı; bir başka rivayete göre bir İtalyan asilzadesiyle evlenip yeni kocasıyla birlikte hayatını Tepedelenli’nin hazinelerini aramakla geçirdi..

Avni Özgürel
(Radikal 03/10/10)


*Kaşıkçı Elması 86 karat olup çevresinde çift sıra 49 tane elmas ile bezenmiştir ve dünyada çok bilinen 22 elmas arasındadır. Topkapı Sarayı müzesinde sergilenmektedir.
Topkapı müzesindeki ünlü elmasa neden “kaşıkçı elması” denildiği hakkında muhtelif hikâyeler varsa da,bunların doğru olanı, elmasın kesiminin oval olması ve dolayısıyla da kaşığa benzemesindendir. Elmasın Osmanlı Sarayı’na nasıl girdiği hakkındaki bilgi de, rivayetten öte değildir.
Efsaneye göre: 1774 yılında Pigot adında bir Fransız subayı, bu elması Hindistan’ın Madaras Mihracesi’nden satın alıp Fransa’ya götürür. Bir zaman sonra tekrar satılığa çıkartılan elması Napolyon’un annesi satın alır ve uzun süre göğsünde taşır. Ne var ki, Napolyon sürgüne gönderildiği zaman, oğlunu kurtarabilmek için, annesi de elması mecburen satılığa çıkartır. İşte o sırada, Fransa’da bulunan Tepedelenli Ali Paşa’nın bir adamı, paşa adına 150 bin altın ödeyerek elması satın alır ve paşaya getirir.
Sultan II. Mahmud zamanında, Tepedelenli Ali Paşa, devlete karşı ayaklandığı gerekçesiyle öldürülür, paşanın varlıklarına el konulur ve nesi var nesi yoksa Osmanlı Hazinesine gönderilir. Böylelikle, Napolyon’un annesinden satın alınan “Kaşıkçı Elması” hazineye girmiş olur.
Bir başka rivayete göre ise:1699 yılında İstanbul’da Eğrikapı çöplüğünde dolaşan baldırı çıplak takımından bir elmasın adı da buradan gelir. Kaşıkçı götürür, bu taşı bir kuyumcuya 10 akçaya satar. Kuyumcu taşı arkadaşlarından birine gösterir; kıymetli bir elmas olduğu anlaşılınca sus payı ister. Aralarında kavga çıkar. Mesele Kuyumcubaşıya akseder. Kuyumcubaşı kavgacıların eline birer kese akçe vererek taşı alır. Fakat bu sefer de olayı sadrazam Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa duyar, taşı kendisi için satın almaya hazırlanırken, mesele Padişaha akseder. IV. Mehmet(Avcı Mehmet) bir Hattı Hümayun ile elması Sarayı Hümayuna getirtir ve Saray elmastraşına verilir. Eğrikapı çöplüğünde bulunan taş işlenince meydana 86 karatlık nadide bir elmas çıkar. Kuyumcubaşıya Kapıcıbaşılık rütbesiyle bir kese bahşiş ihsan olunur.
Kaşıkçı elması’nın çevresini iki sıra 49 adet pırlanta kuşatmaktadır. Bu haliyle elmas, yıldızların ortasında pırıl pırıl parlayıp gökyüzünü aydınlatan bir dolunayı andırır.
1 cm3 elmasın kütlesi 3.5 gr veya 17.5 karattır.Kaşıkçı elması büyüklüğü 86/ 17.5 = 4.91 cm3 kadardır.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ahmet Ümit: Kürtçe üzerindeki tüm yasaklar kaldırılsın

Türkiyenin en ünlü polisiye roman yazarı Ahmet Ümit, Kürt sorununda yaşanan son gelişmeleri ana dilde eğitim talebi ile ilköğretim okullarını...

Kapat