Sabahattin Ali’nin Karşılıksız Aşkı: “Yalnızlık asıl böyle kalabalık yerlerde belli oluyor”

Sabahattin Ali, İstanbul’daki kız arkadaşlarından Nahit’i seviyordu. Öğretmen olmak için açılan kursta tanışmıştı onunla, pek hoşlanmıştı. Hiç yanından ayrılmıyor, fakat bir türlü de içini açamıyordu. Herkes âşık olduğunu öğrenmişti. Nahit ise Sabahattin Ali’yi ancak bir arkadaş olarak seviyor, kendisini izlemesinden tedirgin oluyordu. Sabahattin Ali bunu sezmekte gecikmedi. Yozgat’a gidince kendini yalnız ve mutsuz duyması biraz da bundandı. Sözü geçen mektubunda da bunu itiraf ediyordu:

… Ah Nahit, yalnızlık asıl böyle kalabalık yerlerde belli oluyor. Hâlbuki insan ıstıraplarını, tahassüslerini söylemek için mutlaka birisine muhtaç… ne yalan söyleyeyim, beni senin kadar anlayacak kimse aklıma gelmiyor… oradan gelirken aramız biraz şeker renkti… fakat buraya gelince hissettim, anladım ki -hiçbir başka düşünce ve arzu olmamak şartıyla- kardeşim kadar seviyormuşum… ah ayın on dördü sultan, ne olurdu benim de senin gibi bir kardeşim olsaydı…

Sabahattin Ali bu açıklamasına karşın, mektubuna bir cevap alamadı. Artık umutsuzluğa kapılmıştı. Öyleyken aşkı sürüyor, özlemi ve acısı artıyordu. Nitekim, 2 şubat 1928’de servet-i fünun‘dan çıkan “bir macera” şiirinde bunu dışa vuruyordu:

Neticesiz bir aşka verdim gençliğimi,
ne ufak bir temayül, ne bir iltifat gördüm…
Önünde yalvararak söylerken sevdiğimi,
gözlerinde yüzüme inen bir tokat gördüm…
Bu bir taraflı aşkta hiç durmadan, allahım,
ümitsizlik sararken beynimi bir ağ gibi;
ben yine seviyorum onu.. Aman allahım!.
Bir macera görmedim ben bu macera gibi…

Sabahattin Ali, sevgisinin tek yanlı kalacağını kesinlikle anlayınca, Nahit hanıma 20 şubat 1928’de bir mektup yazdı. Bundan böyle, ona âşık gibi değil, bir dost gibi davranacağını -buruk ve saygılı bir anlatımla- bildirdi:
… cevap vermediğin, vermeyeceğini bildiğim halde yine sana yazıyorum. (…) seni tasavvur edemeyeceğin kadar çok sevdim Nâhit. (…)

Seni çok kızdırdım, çok sukut-ı hayale uğrattım, beni de herkes gibi gördün… Bütün kabahatlerin bende olduğunu itiraf ederim. Sana bir kafa arkadaşı gözünden başka gözle baktım, münasebetimizi arkadaşlık hududunun haricine çıkarmak istedim… O zaman… o zaman seni kaybettim… Senin yokluğunun ne müthiş olduğunu seni kaybedince anladım…
Sana yalvarıyorum Nâhit… ve açıkça, terbiyesizce söylüyorum: ben senden vücutlarımızın değil, kafalarımızın birleşmesini istiyorum…”*

Nahit Hanım’a yazdığı başka şiir

Eskisi Gibi
Seneler sürer her günüm
Yalnız gitmekten yorgunum
Zannetme sana dargınım
Ben gene sana vurgunum

Başkalarına gülsem de
Senden uzak kalsam da
Sevmediğini bilsem de
Ben gene sana vurgunum

Dağları aşınca başım
Geri kaldı her yoldaşım
Gel sevgilim gel kardaşım
Ben gene sana vurgunum

Gönlüm seninkine yardı
Aynı şeyleri duyardı
Ayaklarımız uyardı
Ben gene sana vurgunum

İtilmiş tekmelenmişim
Doğduğum günde yanmışım
Yalnız sana güvenmişim
Ben gene sana vurgunum

Sabahattin Ali

* Sabahattin Ali – Asım Bezirci

Share

Yorum yapın

Share
Devamını oku:
Durumu Giderek Ağırlaşan Güler Zere’yi Göz Göre Göre Öldürülüyor
Anadolu’da Nefret ve Nefret İfadesi Olarak Şiddet’in Tarihine Yolculuk – Zahit Atam
Eserleri ülkesinde yasaklı, modern İran edebiyatının öncüsü; Sadık Hidayet’en bir öykü: Aylak Köpek
Kapat