Ölümsüz Öyküler: Maksim Gorki’nin Yaşanmış Hikayeler’i – Ataol Behramoğlu

0
73

Çehov’un Maksim Gorki’ye bir gün şöyle dediği anlatılır: “Denizin üzerinde bir portakalın yüzdüğünü çok ayrıntılı betimlemişsiniz. Neden sadece ‘denizin üzerinde bir portakal yüzüyordu’ demekle yetinmediniz?”  Gorki’nin, ustası Çehov’un bu sorusunu nasıl yanıtladığı bilinmiyor. Fakat Çehov kendince haklı da olsa, Gorki konusunda bence haksızdı.

Stepte Maksim Gorki’den okuduğum ilk kitaptır. Ortaokul yıllarımda, babamın kitaplığında bulup okuduğum kitaplardandı. Şimdi düşündüğümde, beni sonraki yıllarda öylesine etkileyen öykülerden Yemelyan Pilyay ya da Bir Kere Sonbahardandın o ilk okuyuşta pek de etkilenmemiş olduğumu anımsıyorum. Buna karşın, Makar Çudra, Arhip Dede ile Lenka, özellikle de Kocakarı İzergil üzerimde daha derin iz bırakmış; kitabın sanıyorum son öyküsü olan Stepte’de ise, öykünün kahramanlarından “asker”le “öğrenci” arasında girişteki diyaloglar ve “final’de yine askerle bu kez “anlatıcı” (yazarın kendisi) arasındaki diyalog aklımda yer etmişti:
Arkadaşım bir sigara sararken: “Karnım da bir acıktı ki kardeşi” dedi. “Bugün ne yiyeceğiz, nerede, nasıl?” “Muamma!”
Sözünü ettiğim kitap, Mustafa Nihat Özön çevirisi, elimin altında değil şu anda. Yukarıdaki diyalog, “muamma” sözcüğü dışında, benim Gorki çevirimdendir. Fakat bu “muamma” sözcüğü zihnime nedense çivi gibi çakılmıştı ve çok yıllar sonra aynı öyküyü dilimize çevirirken, “bilmece” sözcüğünü kullanmakta oldukça zorlandığımı anımsıyorum…

* * *

Maksim Gorki’nin sözünü ettiğim bu öykülerini, daha sonra Rusça asıllarından, 1960’lı yılların ortalarında, üniversitenin son yılı ve sonrasında okuma şansım oldu. Anton Çehov’un Maksim Gorki’ye bir gün şöyle dediği anlatılır:
“Denizin üzerinde bir portakalın yüzdüğünü çok ayrıntılı betimlemişsiniz. Neden sadece ‘denizin üzerinde bir portakal yüzüyordu’ demekle yetinmediniz?” Gorki’nin, ustası Çehov’un bu sorusunu nasıl yanıtladığı bilinmiyor. Fakat Çehov kendince haklı da olsa, Gorki konusunda bence haksızdı. 1898’de, yazar otuz yaşındayken Eskizler ve Hikâyeler başlığı altında iki ciltte yayınlanan bu ilk ürünler toplamı, ona bir anda ülkesi Rusya’da, kısa süre içinde de dünya ölçüsünde ün kazandırmıştı ve bu bir rastlantı değildi. Maksim Gorki’nin ölümsüz yazarlar arasında yer almaya adım atışı bu ilk öyküleriyledir. Aralarından bir seçmeleri dilimize ilk kez Rusça asıllarından çevirip ve orijinalinden esinlenerek Yaşanmış Hikâyeler başlığı altında 1970 başlarında yayınladığım bu öyküler toplamı, doğrusunu söylemek gerekirse, Maksim Gorki’nin beni en çok etkilemiş, üzerimde en derin iz bırakmış ürünleridir…

* **

Yaşanmış Hikâyeler, 70 başlarından bu yana birkaç kez yeni basımlar yaptı. Her basımda, kendi çeviri dilimde gerekebilecek düzeltmeleri yapmak ve basım öncesinde olası dizgi hatalarını düzeltmek için bu öyküleri yeniden okumam gerekiyor. Bundan başka, üniversitedeki derslerimde 20. yüzyıl Rus edebiyatını işlerken, Gorki’nin Yaşanmış Hikâyelerimden birinin çevirisini öğrencilerimle birlikte mutlaka yapıyoruz. Bütün bu yeniden okuyuşlarda Gorki beni yeniden etkiliyor. Başka hiçbir yazar için ve bu arada Gorki’nin öteki yapıtlarından herhangi bir başkası için aynı şeyi, kolayca ya da aynı ölçüde söyleyemem. Yaşanmış Hikâyelerin bu etkisi, büyüsü, nereden geliyor?
Bence öncelikle, Çehov’un eleştirdiği bir üslup özelliğinden; doğa betimlerindeki ayrıntıcılıktan…
Fakat Gorki’de bu ayrıntıcılık gereksiz bir yığıntı değil, çevreyle insan arasındaki yaşamsal bağın yansıtılması içindir. Yazarın yayımlanmış ilk öyküsü Makar Çudra’nın giriş paragrafını öylesine çok okumuştum ki, tıpkı bir şiir gibi, bugün bile aklımdadır… Bu paragrafın sadece ilk cümlesini (ve ne yapayım ki ancak Türkçe çevirisini) buraya alabiliyorum:

“Kıyıya çarpan dalgaların şıpırtısından ve kıyı fundalıklarının hışırtısından doğan düşündürücü ezgiyi bozkıra yayarak nemli, soğuk bir rüzgâr esiyordu denizden.”

Bu cümle daha başka türlü kurulamaz ki! Gorki’nin bu ilk ürünlerinde doğa, insanın, yaşamın, ayrılmaz parçası, bileşenidir…

* * *

Ve ölümsüz hümanizm…
Yıllar da geçse, sayısız kez de okusanız, her okuyuşta gözlerinizden yine de yaşlar akıtan, içinizde derin sarsıntılar yaratan duygu yoğunluğu…
Yukarıda andıklarımın yanı sıra Boles, Malva, Çelkaş, Konovalov, Yirmi Altı Adam ve Bir Kız, Yol Arkadaşım… İnsanı insan yapan duyguların; özlemlerin, kederlerin, sevinçlerin, tutkuların, arayışların bir doku bütünlüğünde işlendiği; insan nedir, nasıl olmalıdır sorularının, bir an bile “didaktik” olmadan, sancılı aranışının ölümsüz öyküleri…

Maksim Gorki günümüzde ve ülkemizde “moda” değil bugün. Oysa “hümanizm” modayla ilgili bir konu değildir ve onun gündemde olmayışı, gerçek anlamıyla insanın gündemde olmayışı demektir. Bu nedenle, Yaşanmış Hikâyelerim (+ 1 Kitap Yayınevi’nce ve özenle yapılan) yeni bir basımını günümüzün genç okurunun elinde görmek, “çok satar” listelerinde Gorki’nin ölümsüz öyküler toplamından seçkilerin adına rastlamak beni bugünlerde en çok sevindiren şey olacak…

Rus Edebiyatı Yazıları

Maksim Gorki Üstüne Öznel Bir Yazı – Ataol Behramoğlu

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz