Muzaffer İzgü’nün Nasreddin Hoca Gülmece ödülü alan öyküsü: Diktatör

Diktatör, ülkenin tüm devlet daireleri, tüm okulları, tüm genel yerlerine, resmini astırdıktan çok kısa bir süre sonra buyurdu ki: — Bundan böyle, boyum büyüklüğünde resimlerim, her evin, her odasına asılacaktır. Hangi ev resmimi asmazsa, en ağır cezaya çarptırılacaktır.

Diktatör böyle buyurunca, kim cesaret eder asmamağa? Çalışmış basımevleri, çalışmış ofsetler, devlet kesesinden milyonlarca diktatör resmi basılmış. Görevliler tomar tomar yüklemişler bu resimleri, mahalle mahalle, sokak sokak, ev ev imza karşılığında alındı belgesiyle dağıtmışlar.

— Kaç odanız var hanım?

— Dört.

— Al dört resim. Mutfağı unutma sakın.

— Aman bağışlayın, beş.

Nerede, hangi tarihte, hangi ülkede, bir yakışıklı, bir yüzü güzel, suratından insanlık akan, gözleri sevgiyle bakan, duruşuyla insanda güven sağlayan diktatör görülmüştür ki? Bu diktatör de, tüm diğer diktatörlere benzermiş. Kara bir yüzü, birbirine yakın gözleri, dar alnı, geniş çenesi, kepçe kulakları varmış. Ağzı bir canavar ağzına, bıyıklan kenef arkasındaki sazlığa benzermiş. Kocaman kafa, tıs göğüs, uzun kollu hırsız örneği, çapraz bacak yengeç modeli… Ah, bir de beyni görünse, kimbilir ne toparlak, ne sulak… O kabak kafa, o ablak suratla beyni görünmese de tasınlamak olası ya. Bak adamın suratına, tastamam kırk gün işin rasgitmesin. Ama ne yapsın halk? İşin ucunda zulüm olmasa, işkence olmasa, hapis olmasa, asmaz ya bu adam boyundaki resmi duvarına, ah o korku…

“Resmim her evin her odasına asılacak”

Buyruk buyruk ama, ya çocuklar?

Evet çocuklar…

Diktatörün resmine baka baka uyumaya çalışan çocuklar, az sonra başlamışlar geceleri zıplamağa, sıçramağa.

— Anaa…

— Yat oğlum, uyu kızım.

— Anaa öcüü. Anaa canavar.

Resme uzanmış çocuk parmakları, korkulu.

— Oğlum kızım, insan o, yöneticimiz o.

— İnanmam, bana o anlattığın masaldaki canavara benziyor.

— Yavrum bak insana benziyor, insan.

— İnsansa, yüzü niye öyle karanlık?

Ah ah, gel de çocuğa söz anlat, kolay mı çocuğa söz anlatmak, o karanlık yüzlü adamm, insan olduğunu kanıtlamak?

Çocukların ruh sağlıkları günden güne bozulur olmuş o ülkede. Anaları babaları bir telaştır almış. Ne yapsınlar, ne etsinler, çocuklarının ruh sağlıklarını düzeltsinler? Kimi çocuklar geceleri altlarına işemeğe bile başlamışlar…

Ah diktatörün yüzüne işeyebilseler!…

Buyrukta şunlar olmasa: “Resim hiçbir surette indirilmeyecek, üzerine, hiçbir şey asılmayacak, üzeri örtülmeyecek. ” o zaman kolay. Gel gelelim…

E pekiyi, analar babalar elleri kollan bağlı duracaklar mı böyle?

Hiç dururlar mı? El de çalışmış, kafa da. Eline boyayı alan, fırçayı alan diktatörün resminin başına geçmiş. Oraya bir fırça, buraya iki fırça, işte yüzü tombullaştı, işte kulağı yapıştı, diyerek, resmi güzelleştirmeğe çalışmışlar. Hiç boyayla kurdu kuzu yapma olası mı? Ama umarsız olunca… Diktatör, her fırça darbesinden sonra daha da çirkinleşiyor, daha da korkunçlaşıyormuş. Alna bir fırça, oluyormuş çifte kafa. Yanağa bir fırça, oluyormuş geri zekâ. Göze bir fırça, aman allahım, dipsiz bucaksız korkunç düşlerin, korkunç suratı…

“Ha şöyle edersek güzelleşir, ha böyle edersek güzelleşir. “

I ıh… Fırça fırça üstüne… Burayı tara, şuraya gölge kondur… Olmuş surat bir Frankeştayn… Silsen silinmiyor, yapsan yapılmıyor.

“Ulan ne belâdır bu be… “

— Yahu ne yapalım?

— Ne yapalım, ne yapalım?

— Eline çiçek verelim.

— Hay yaşa…

Eline çiçek vermişler. Çiçek güzel, gül dostluk, menekşe kardeşlik, sümbül eşitlik, papatya aldık, ama ya bu adamın elinde???

— Çağırın çocukları baksınlar bir.

— Gelin yavrum bakın.

— Anaaaa.

— Oğlum eline bak çiçek tutuyor.

— Tutmuyor, çiçeklerin boğazına sarılmış boğuyooor!

Çiçek yakışmamış diktatörün eline, ama bakalım çocuk yakışır mı, deneyelim bakalım, bir çocuk oturtalım kucağına…

Oturtmuşlar. O denli güzel, o denli sevimli bir çocuk resmi yapmışlar ve yine o denli usta fırçalarla oturtmuşlar ki çocuğu diktatörün kucağına, resmi gören:

“Tamam, der, asla resim montaj değil. Tıpkısının aynısı. Sayın diktatör bir çocuğu kucağına almış seviyor. “

— Eh çağırın bakalım, gelsin çocuklar!

— Gel yavrum gel bak…

— Anaaaaa.

— Noldu yavrum?…

— Çocuğu kapmış yiyoor.

— Oğlum seviyor.

— Dişlere bak dişlere… Uuuuu…

Olmamış, ne yapsalar olmamış. Ama çocukların tümü huysuz olmuşlar, uykusuz olmuşlar. Analar çocuklarıyla dertlenmişler, babalar ne edeceklerini bilememişler.

İnsanoğlu… Düşünsün de bulamasın umarını ha… Sonunda bir baba, kolayını bulmuş. Pek öyle kolay da olmamış, günlerce düşünmüş bu baba, günlerce kafa patlatmış. Fırça bir elinde, boya bir elinde sabahlara dek çalışmış. Bir sabah oğlu. kızı gözlerini açtıklarında, basmışlar kahkahayı, basmışlar kahkahayı. Çocuklar öyle gülmüşler, öyle gülmüşler ki. bu kez gülmekten altlarını ıslatmışlar.

Baba diktatörü ne mi yapmış?

PALYAÇO yapmış.

O günden sonra, o ülkenin tüm evlerinde, tüm odalarında, milyonlarca PALYAÇO güldürmüş durmuş çocukları…

— Ha ha haa, PALYAÇO’ya bak…

Akşehir Nasreddin Hoca Gülmece öykü Yarışması Üçüncülük Ödülü (1978)

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Cem Adrian’dan 2 Albüm 22 Türkü: “Essentials / Seçkiler”

Kapat