Medya ve Mizah Dergilerine Göre Öğrenciler Neden Haklı?

Selda Taşyürek (Bianet): Taş attığı için cezaevinde olan çocuklarla o çocukların 23 Nisan’da kolunu kıranları yan yana getirin. Eylemde şiddet gördüğü için bebeğini kaybeden kadınla yumurta yağmuruna tutulan Burhan Kuzu’yu yan yana getirin. Sizce kim haklı?
Taş ile panzeri karşılaştırın. Yumurta ile biber gazını yan yana getirin? Yanında koruma ordusuyla içeri giren herhangi bir siyasi ile onun yaptıklarını doğru bulmadığı için protesto eden öğrencileri yan yana getirin?
Dolmabahçe’de iki kere toplantı yapıp ikisine de öğrencileri çağırmayan bir başbakan ile o toplantının öğrencilerden bağımsız yapılmasını istemeyen öğrencileri yan yana getirin? Nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?

Siyasetin öznesi olarak sadece seçilmişleri ve atanmışları dinleyen siyaset yapıcıların milletin iradesini temsil ettiğini düşünebilir miyiz? Millet iradesi diye her seçim döneminde afişe olan bu söz mevzu bahis üniversite öğrencileri olunca unutuluyor. Neden üniversite öğrencilerini de bu toplantıya çağırmıyorlar?

Denilebilir ki başbakan haklı, yumurta yemek istemiyor. Aynı haklılık üniversite öğrencileri için de geçerli. Üniversitelerin sorunlarıyla ilgili toplantı yapma yetkisini kullanıp öğrencileri çağırmadığında; öğrencilerin kasap önünde bekleyen kedi gibi önüne atılanı yiyeceğini ummamak gerekir.

Basın açıklaması yapıp, Dolmabahçe’ye yürümek isteyen gençlere coplu, biber gazlı saldırıda ise orantı aramak ne kadar makul duruyor? Orantı tartışması üzerinden şiddeti meşrulaştırmaya daha ne kadar devam edeceğiz? Polisin gösterdiği şiddet planlanmamış olamaz. Hatta tam tersine özel olarak düşünülmüş.

Kadınların özellikle yere yatırılıp kasıklarına vurulması bile bu durum için yeterli kanıt. Kadınlara yapılan bu tavrı görmek için itina ile görüntüleri incelemenize gerek yok. Ayrıca basın önünde saldırmayın diyen emniyet amirleri gerçekten öyle düşünüyorlarsa neden emre itaatsizlikle ilgili soruşturma açmıyorlar?

Emir komuta zincirinin bu kadar sıkı olduğu bir kurumda sadece eylemlerde kafasına göre davranan polisler size de şaşırtıcı gelmiyor mu? Bir yerde bir hata mı var?

Olayın basınla ilgili kısmı ise yine aynı. Başbakan suçluyu açıkladı: BASIN. Başbakan’ın galiba öğrencileri patolojik vaka olarak değerlendirenlerden haberi yok. Devlet zihniyeti acaba ne zaman haksız olduğunu kabul edecek? İmam hatiplilerin toplantısında çektikleri acı ve mağduriyetten söz edip iktidar olunca acıyı biber gazı zannetmek.

Başa dönersek. Taş attığı için cezaevinde olan çocuklarla o çocukların 23 Nisan’da kolunu kıranları yan yana getirin. Eylemde şiddet gördüğü için bebeğini kaybeden kadınla yumurta yağmuruna tutulan Burhan Kuzu’yu yan yana getirin. Sizce kim haklı? (ST/EÖ)

NTV canlı yayınına katılan YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, yapılan polis müdahalesinin orantısız olduğunu belirterek, öğrencilerin de 30 yıl önceki protesto yöntemlerini artık kullanmaması gerektiğini daha yaratıcı metotlar bulması gerektiğini söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Dolmabahçe’de rektörlerle yaptığı toplantı sırasında “üniversiteler ile ilgili bir toplantıda öğrencilerin de söz hakkı olmalı” diyen ve YÖK’ü protesto eden öğrencilere uygulanan polis şiddeti tartışması sürüyor.

Cüneyt Özdemir (Radikal Gazetesi): İstanbul polisinin Öğrenci Kolektifi ile farklı şehirlerden otobüslerle gelen öğrencileri İstanbul’a almaması skandalın ötesinde suçtur. Bunu ‘önleyici zabıta tedbiri’ olarak adlandıramazsınız. Bu yapılan, en başta anayasaya aykırdır.

Fehmi Koru (Yeni Şafak Gazetesi): Protestoların, gösterilerin artması, yönetimleri rahatsız eder. Etsin. Herkesin her konuda başkalarıyla aynı düşüncede olmak zorunda bulunmadığı sistemin adıdır demokrasi ve bu sebeple de gösteri bir haktır. Şiddete başvurmadan yapılacak her türlü gösterinin demokratik sistem içerisinde yeri vardır.

Ali Bayramoğlu (Yeni Şafak Gazetesi): Gençlere kıymayacaksınız… Öğrencilere dokunmayacaksınız… Yumurta atmalarına, bağırıp çağırmalarına, polise direnmelerine tahammül göstereceksiniz… Güvenlik güçlerinize bunlarla baş etmeyi öğreteceksiniz…

Gençler keskin olmayı, sert olmayı, eleştirel olmayı, hemen şimdi istemeyi ve radikal biçimde istemeyi temsil ederler…

Fikret İlkiz (Bianet): Demek ki “ileri demokrasi” dedikleri böyle bir şey… Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı için özgürlüklerini kullanan öğrenciler “çok sert biçimde”, dayakla, kaba kuvvetle yerlerde sürükleyerek ve gaza boğarak önlenirse “ileri demokrasi”(!) oluyor.

Yumurtanın pahalı olduğu bir ülkede hak ihlallerine çok para ödeyerek fakirleşmeye devam ediyoruz. Özgürlüklerin pahalı olduğunu anımsatan öğrencilere teşekkür borçluyum.

Mehmet Y. Yılmaz (Hürriyet Gazetesi): Gözlerine biber gazı sıkılmış göstericileri, topluca bir otobüse doldurup, tıbbi yardımdan mahrum bir şekilde saatlerce karakol önünde bekletmek nasıl bir yasal yetki olabilir? Savaşta bile yaralanan düşmana yardım sağlamak insani görevdir. Ben buna da işkence diyorum, isterseniz siz yine de hafifletmek için “kötü muamele” diyebilirsiniz.

Bahar Feyzan (farklihaber8.com):
Sözleri Ceza’nın bilinen şarkısından. Farkı ise hayatımıza başka bir yerden baktı hafta sonu.
Bir gün arayla Dolmabahçe ve Kabataş’da sanki ‘muharebe’ yaşandı. Cumartesi günü üniversite öğrencilerinin protestosu, girişim olarak kalınca ortalık karıştı. Polislerin sert müdahalesi, öğrencilere atılan dayak yüreğimi sızlattı. Nasıl sızlamasın ki? Az önce konuştuğum çoğu kişiyi ekranlardan, haberlerde dayak yerken gördüm.

Murat Belge (Taraf Gazetesi): Ama bu “militanca” davranış, karşısında üç tane üniversite öğrencisinin protesto eylemini görünce “vatan kurtaran aslan” havasına girme alışkanlığı, olacak bir şey değil. Birilerinin bu şekilde davranmayı kendine hak gören bu adamlara neyin ne olduğunu göstermesi gerekiyor.

Bilge Yurttagülen (farklihaber8.com):
Cumartesi günü Dolmabahçe’de görevli polisin tutumu ister istemez akıllara ‘bu ne hiddet?’ sorusunu gündeme getirdi. Öğrenci başına neredeyse beş polisin düştüğü olaylarda pek çok öğrenci hastanelik oldu; yerlerde sürüklendi, tekmelendi. İnsanın içini kemiren iddia ise daha vahim. Peki ama gerçekten bir polis tekmesi doğmamış bir bebeğin hayatına mal olabilir mi?…Doğruysa hesabını kim,nasıl verebilir?.. Yoksa zaten doğmamış o bebek de unutulup gider mi Güney gibi… Baran gibi… ya da Dengiz öğretmen gibi…

Taha Akyol (Milliyet Gazetesi): Dolmabahçe’de Başbakan’ın rektörlerle toplantısını protesto eden aktivist gençlere karşı polisin davranışı, maalesef “aşırı güç kullanımı” niteliğindeydi.
Aşırı güç kullanımı hukuka aykırı olduğu gibi ‘pedagojik’ bakımdan da yanlıştır. Zira aşırı güç kullanımı gençlerde radikalizmi ve “polisle çatışma” psikolojisini tahrik eder. Bu yüzden “önleyici” olmaz, aksine, “zincirleme reaksiyonlara” yol açar.

Ece Temelkuram (Habertürk):İşte belge, işte tavır! Kız çocuğumuz yalnız değildir…

DÜN bu köşede okuduğunuz röportaj için yaptığımız konuşma bitmişti. 19 yaşındaki, kaşık kadar kız, gözünün feri sönmüş, hem nasıl sönmüş olarak, hâlâ sancılanan karnını tutuyordu. Ayağa pek kalkamıyordu. Sormaya utanarak sordum, utandığımı da söyledim. Ama bu memlekette kimilerinin ne çiğ olabileceğini bildiğim için… Neyse sordum işte:

“Yarın senin için, ‘Hamile kızın eylemde ne işi var?’ diye soranlar olacaktır. Cevap vermek ister misin şimdiden?”

Polis tekmeleriyle bebeğini daha 19 yaşında düşüren kız çocuğu şöyle dedi:

“Hamile insan hakkını arayamaz mı? Hamile olunca eve kapanmak mı gerekir? Hamile olunca ben düşüncelerimden vazgeçmeliyim, öyle mi?”

Cevabı buydu. Bunu dünkü röportaja yazmadım. Çünkü bu soruyu sormuş olduğumu yazmaya bile utandım. Fakat dün gazetelere bakınca görüyorum ki kelli felli köşe yazarı sanılan kimileri, utanmadan sıkılmadan, koca sütunlarını bu alçakça soruya ayırmışlar: Hamile kızın orada ne işi varmış? Gitmeseymiş, falanmış filanmış.

Siz bir kız çocuğunu döve döve karnındaki bebeğini düşürten polisi değil de o kız çocuğunu haksız çıkarmaya karar vermişseniz… Düşünüyorum da sizi nasıl utandırabilirim? Utandıramam. Sizin artık kalbiniz, aklınız, vicdanınız mühürlü.

(…)
EMNİYET, kız çocuğunun fotoğraflarını basına dağıttı. Bugün eğer bazı vicdandan, akıldan ve ahlaktan nasibini almamış basın yayın organları bu fotoğrafı yayınlamaya kalkarsa diye önceden yazayım:

Kız çocuğu bu fotoğraflarda sanki elinde sopa varmış da polislere saldırmış gibi görünüyor. Minnacık kız elinde 50 santimlik bayrak sopasıyla robocoplara saldırsa ne olur zaten de, yine de hikâyeyi yazayım. Önceki günkü röportajda kız çocuğu anlatmıştı:

“Benim elimde bayrak vardı. Polis, bayrağı elimden almaya çalıştı. Fakat bayrakla sopa ayrılınca polis sendeledi. Sendeleyince de sinirlendi ve bana o zaman saldırmaya başladılar.”

Kemal Okuyan (Solhaber): Yüzsüz olduklarından, faşizme meylettiklerinden, katil polislere binbir gerekçeyle sahip çıktıklarından, en küçük bir eleştiriye dahi tahammül edemediklerinden, daha bir gün önce gaza boğup, tekmelerle üzerinden geçtikleri üniversiteli öğrencilere “demokrasi “dersi vermek için okul kapılarından içeri girmeye yeltenecek kadar pişkinleştiklerinden yumurtayı fazlasıyla hak ediyorlar.

Gaza karşı yumurta… Burhan Kuzu’nun yumurta yemişliği elbette çoktur ama gaz soluduğunu, boğulurcasına, hiç sanmam.

Evet, yumurtayı hak ediyorlar ama AKP diktatörlüğü ile baş etmek için yumurtadan daha fazlası gerekiyor.

Ne gerektiğini AKP’li liderler söylüyorlar aslında. Nefret saçan konuşmalarda “bunların fikri yoktur” diyorlar… Entelektüel kapasiteden dem vuruyorlar… Fikirlerin karşısına bıçakla, sustalıyla, satırla çıkarlar diye iftira atıyorlar…

AKP özgürlükler alanını daraltmak, hatta tamamen ortadan kaldırmak için bu yalana sarılmak zorunda. Yıllardır ülkeyi “darbe” masallarıyla uyuttular, istedikleri düzenlemeleri yapıp polis devletini yerleştirdiler, şimdi siyasal iktidara karşı çıkan herkesi “özgürlüklere düşman” diye yaftalayıp sindirmeye çalışıyorlar.

Nazım Alpman (Birgün): Polisin gelişi iktidarın gidişi
Başbakan Tayyip Erdoğan 4 Aralık 2010 Cumartesi günü ünlü Dolmabahçe Toplantılarında üniversite rektörleriyle buluştu. Erdoğan öğrencilerin protesto gösterilerinde yumurta atmalarını eleştirdi:
-Her halde paraları var, bol bol yumurta alıp atıyorlar.
Sonra da eklemiş:
-Bu özgürlük anlayışı değildir!
Erdoğan’ın bütün ölçüleri giderek kendine göre belirliyor. Başbakan da dahil devlet büyükleri için yapılacak gösterilerin nasıl olacağına da kendisi karar verecek:
-Bizi ancak alkışlayabilirsiniz!
Bu dar ve dolambaçlı yolun varacağı ana arter tarihsel olarak bellidir: Diktatörlük!
Erdoğan Dolmabahçe’de rektörlere yumurta atmanın zararlarını anlatırken, Erdoğan’ın polisleri de yumurta atabileceğinden endişe edilen öğrencilere dayak atıyorlardı!
Hem de ne dayak!!!
Başbakan Erdoğan ve AKP’nin demokrasiyi sadece kendileri için istedikleri yolundaki eleştirileri birer ikişer halkı çıkartmak için doludizgin bir koşuya başlamış görünüyorlar.
Tuvalet ihtiyacı için Pendik’te otobüslerinden inen öğrencilere polisin son derece ağır biçimde müdahale etmesi asla polisin “fevri” ve “münferit” davranışı olamaz.
Eğer iktidar “kararlı olun, sert davranın” demezse polis kendiliğinden böyle büyük bir taarruza girişemez. Zaten polisin davranışıyla Erdoğan’ın öğrencilere yönelik sözleri arasında doğru orantılı bir ilişki vardır.
Erdoğan, sözleriyle “vur” demiş polis de “öldür” anlamıştır!

İsmet Aktaş (Sendika.org):Çocuklarımızı yalnız bırakmayalım
Üniversitelerde paralı eğitime karşı mücadele eden üniversite gençliğinin karşısına sürekli polis terörü ile çıkılması neredeyse olağan bir uygulama oldu. Bir yandan üniversite yönetimlerinin verdiği okuldan uzklaştırmalar diğer yandan her adımda gençliğin karşısına çıkan polis şiddeti ve her şeye rağmen bu ülkenin onuru ve aydınlık geleceği için yılmadan mücadele ederken yalnız bırakılan gençlik. Evet yalnız bırakılan gençlik.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here