“Hoş geldin Ya Şehr-i Kapitalizm” – Ece Temelkuran

“ALO?”
“Buyrun”
“Ec’anım TRT’den arıyoruz biz.”
“Buyrun?”
“Ramazan akşamları iftar
saatinde yayınlanmak üzere beşer
dakikalık spot programlar çekiyoruz.
Acaba sizinle de bir ramazan
programı çekebilir miyiz?”
“…”
“Ec’anım?!”
“Dalga mı geçiyorsunuz?”
“Yoo… Son derece ciddiyiz.”
“Şaka filan mı bu?”
“Yo, gerçekten değil.”
“…”
“…”
Karşılıklı kahkahalar arasında randevulaşma…

MUHTEŞEM RAMAZAN YORUMLARIM
TRT’ci arkadaşlar hakikaten geldi. Ben hakikaten ramazan programı “çekindim”. Bu olay hakikaten oldu yani. Bakalım, yayınlayacaklar mı? Ramazan programlarının aranan yüzü olacak mıyım? Meraktayım, çünkü:
Başlangıç olarak “Ramazan’ın güzellikleri” başlığında “gece hayatı” olayına dikkat çektim. Dindar Sünnilerin, malum, pek gece hayatı yok. Bence ramazan sayesinde “meşru bir gece hayatı” söz konusu oluyor. Örneğin teravih namazına gidilecek bahanesiyle geceleri halı saha maçı yapmak, sevgiliyle buluşmak söz konusu olabildiği gibi geceleri ailecek bir şeyler yapma coşkusu alıyor yürüyor. Sahurda yutulan köftelerin yarattığı hazımsızlık sonucu sabaha karşı mecburen romantizm yaşayan çiftler de olabilir, bilemem.

RAMAZAN VE ZENGİN SEVGİSİ
Ramazan çadırları meselesini de gündeme getirdim. Malum, belediyelerin büyük bir âlicenaplık göstererek düzenlediği iftarların her akşam kimin tarafında verildiği kör gözüm parmağına şekilde çadır kapısında ilan ediliyor. Kimin ekmeğini yediğinizi iyice bellemeden kimseye lokma yok! Böylece iftarı veren firmayla ya da zengin şahısla yoksul insanlar arasında bir sevgi, şefkat, merhamet bağı oluşuyor. Yani örneğin iftarını açmaya gelen yoksul kişi kapıda kendisini sigortasız çalıştıran patronunun adını görünce ister istemez içinde bir sevgi filizleniyor, pamuk gibi oluveriyor. Bilmiyorum bunu ramazanın mı, kapitalizmin mi güzellikleri arasında saymak lazım.

PEYGAMBER REKLAMA GİRER Mİ?
TRT’ci arkadaşlar gittikten sonra aklıma gelenler de oldu. İzleyiciden yoğun istek gelip de devam filmi çekilirse şunları da söyleyeyim diyorum:
“Her şey dahil” ramazan paketlerinin orta sınıfın marketlerine girmesi yeni değil. Duygu mıncıklaması reklamlarındaki “Şeker Bayramı” ihtiyarlarının icadı üzerinden de epey süre geçti. Reklam cıngılında yoğun ramazan davulu kullanımı da pek yeni değil. Ama sanırım görece daha yeni olan şey, mahya ile reklam sloganı yazımı. Öyle ya da böyle buyıl reklamcılar pazarlama stratejilerini mahyaya bağladılar. “Kapitalizmin mahyazasyonu” bu yıl revaçta. Vaktiyle Che Guevara reklamcılar tarafından nasıl ele geçirildiyse günün birinde belki Hz. Muhammed de… Olur yani. Reklamcılarda bu azim, lafa hep “Peygamberimiz de tüccardı” diye başlayan egemen İslam yorumunda bu kapitalizm sevgisi oldukça…

İSLAM ÂLEMİ İÇİN SINIF ÇATIŞMASI VAKTİ!
Büyük ve lüks bir otelin terası. Yıl boyunca valsler ve bossanova’lar görmüş teras, aniden mütedeyyin bir müzik kanalı tarafından ele geçirilmiş gibi ilahilerle çınlıyor. Masalar hazırlanmış. Muhtemelen kendileri de niyetli olan, beti benzi atmış garsonlar masalara bin bir çeşit yemek taşıyor. Başörtülü başörtüsüz hanımlar karışık bir biçimde oturmuşlar. Nefis bir toplumsal barış kompozisyonu! Masalardakiler bu sıcakta bütün gün susuz kalmış insanlara göre fazla kanlı canlı görünüyor fakat garsonlar ha düştü ha düşecek. Nihayet terasta ezan(!) başlıyor. Hanımlar ve beyler onca yemeğin arasında alçak gönüllü bir zeytine davranarak, alçakgönüllü hayatları olan birer Müslümanmışçasına, alçakgönüllü bir şekilde oruçlarını açıyorlar. Garsonlar beş dakikalığına ortadan kayboluyor, doğal olarak onlar da oruç açacak. Hanımefendiler ve beyefendilerde aniden kesbeden bir asabiyet:
“Şu nerede kaldı?”
“Ama canım baştan getirip koymanız lazımdı bilmem neyi!”
Oruç da günah olur mu?
Ne diyecektim? Ha! TRT’cilere dedim ki “Oruç tutmak nefsine hâkim olmaksa, tokun açın halinden anlamasıysa mesele, ben de epey oruçlu sayılırım.”
Yani bana sorarsanız “sınıf çatışmasını” bilen herkes kafadan birkaç gün, sınıf çatışmasında açların tarafında olan herkes tüm ramazan boyunca oruç tutmuş sayılır. Bence öyle!
Şu anda televizyonda İhlas Grubu’na ait “Aqua falanca” otelinde “Her şey dahil”, “ısıtılmış deniz suyu” havuzlarında geçirilecek dört günlük ramazan programı anlatılıyor. İnşaatlarda susuz oruç tutanlar bir damla suyun hayalini kurarken… Bilmiyorum herkes aynı sevaba mı giriyor oruç tutunca? Yoksa beş yıldızlı orucun da günah sayılabildiği bir kat var mı yukarıda?

Not: Birkaç kişiye sordum, bu “şehr-i” meselesini pek bilen yok. Arapça’da “şehr”ay demektir. Yani niye “Hoş geldin ramazan ayı” denmiyor anlamadım, ama durum bu.

Habertürk
16 Ağustos 2010 Pazartesi

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Aşk, utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır | Aşk Üstüne – Michael De MONTAIGNE

Kitapları bir yana bırakır da dobra dobra konuşursak, aşk dediğimiz şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey...

Kapat