Küçük iskender: Yavan geldim/ Yayan giderim/ Kimse zahmet edip taşımasın tabutumu

Hayat ölümle tedavi edilir.

Ağırlaşmış manzarayı seyretmek çok yorucu; tarih ağırlaştırıyor o manzaraları.

Tabiatla aile bağımızın zayıflaması, hatta kopma noktasına gelmesi, öznelerle nesneler arasındaki kardeşlik duygusunun yok olması hep bu ağırlaşma yüzünden.

Her şey, tarihin dışında durmak zorunda aslında.

— Buralarda dolaşıyorum, diyor adam. Gezmekten, yolculuğa çıkmaktan başka bir şey bu. Hava almak da değil. Üstü örtülü potansiyel bir tehlike veya Doğu’ya özgü bir yabancı yardımı olasılığı taşıyor.

Dolaşan biri: Varlığını kabul ettireceği olay arayan.

Sessizliğin dalgınlığına geldi sesim. Oysa tam ensesinden vurmuştum gürültüyü.

Sık şiir kitabı çıkartmak nedense tuhaf karşılanıyor, hatta olumsuz eleştiriler alıyor; şiiri farklı algılayanların tavrı şu: Bu kadar dar aralıklarda şiir yazılamaz, yazılsa da özensiz olur. Siz sistemi reddedip hayata kapandıysanız ve tüm zamanınızı okumak / yazmak eylemlerine akıtıyorsanız, üretimin neresi dikkatsizlik barındırır?

Sarışınların hepsi delirir.

Kin bir savunma, korunma biçimi; kimi hayvanlardaki, bitkilerdeki zehrin ruh hali.

***

İşçinin çaktığı herhangi bir çivi kadar değeri yok yazdığım hiçbir dizenin.

Pascal, “İnsan bir nesne yaratmışsa, en son bulduğu onun başlangıcına yerleştirdiği bilgidir.” diyor. Aslında bulduğu bilginin farkında olmaması, bu durumun hakimiyeti ile hiç ilgilenmemesi çoğu kişiye göre biliçsizlikle tanımlansa da, yaratım esnasında böylesi bir neden— sonuş ilişkisinden kaçınması, sistemli ve önceden belirlenmiş bir disiplini pek önemsememesi insanı daha özgür ve serbest bırakır; elektiriği bulmak için işe koyulup çalışma alanından yeni bir elementin keşfi ile çıkmak kimseyi rahatsız etmez. Buluşların sıralı olması, yaratıcılığın sıralı olması kaidesiyle paralel değildir sonuçta.

***

Yeryüzü, tanrının kanla kirli gömleği.

Anı ki bazen yok edilmemesi gereken kötülüktür.

Okyanuslar bile bile erteler denizleri.

Bir gün ihtiyaç duyarsın diye: Suskunluğunun da seni temsil gücü olmalı.

***

Başımı çevirip size baktım; etli taş örgüsü gece kalesi önünde, elinizde çok büyük, hiç bilmediğim bir harf ve gökten inip omuzlarınıza dokunan şimşek — ile güzeldiniz. Güzellik, fütursuz bir yetenekse / güzellik, biraz da akışkanın huysuzluğuyla gölgelenmek demekse / Başımı çevirip size baktım. Tanrıya giderken anayoldan ayrılan, karanlık bir patika kadar güzeldiniz.

Dayanamadım, peşinizden geldim. Bir fikrimde dolunay var, bir fikrimde hilal; artık hangisini beğenip seçerseniz.

***

Asla takdir edilmedim; ne ailem, ne eleştirmenler, ne arkadaşlarım.
Yazdıklarım da okunmadı aslında. Okunur gibi yapıldı hep. Ne demek istediğim dinlenmedi hiç. Yılmadım, bazen yazmaktan değil, kendimden vaz geçtiğim oldu elbette. Yeryüzünde yaşayamadığım gibi, ölmem de uygun görülmedi. Ateizm ile agnostik algı arasına sıkıştım bilinç aralığından geçerken. Ne inandım ne de inanmamayı marifet saydım. Mezarlık önünden geçerken müziğin sesini kısmak yerine, daha da açtım; ölüler de eğlenebilsin diye, eğer tanrı varsa.

Eğer tanrı varsa diye canlıya saygı duymadım; canlı var diye saygı duydum. Eğer canlı varsa.

Eğer tanrı varsa diye eşitlikçi, paylaşımcı olmadım; bu doğrudur zaten diye öyle davrandım. Eğer halk varsa.

Eğer tanrı varsa diye karşı çıktım haksızlığa, faşizme; ideolojik bir giysi giydiğimden değil.

Şahsıma münhasırdım. Canımı sıktım bu doğruluktan. Açıkçası, kendimden bile haz etmedim; yavan geldim / yayan giderim. Kimse zahmet edip taşımasın tabutumu.

Küçük iskender
Galileonun Pergeli

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz