Küçük İskender: Bütün rahatsız edicilerin bir parçası da sizsinizdir aslında

Masada şiir yazdığımı hiç hatırlamıyorum; masa bir sohbet hissi uyandırır çünkü bende. Oysa şiir delişmendir, hareketlidir ve kendi yalnızlığıyla oyalanır. Daha çok nesircileri disiplin altına alırmış gibi gelir bana yazı masası. Onlar anlatıcıdır ve anlatılanların böylesi bir ciddiyete, resmiyete ihtiyacı vardır sanki. Şairler oturmamalı, hayalin peşinden gitmelidir. Yazı masamla aramda her zaman yazılmayı bekleyen bir şiir mesafesi vardır bu yüzden.

***

‘Hayır’ demek değil, ‘evet’ demektir hayattaki kimi sorunların kaynağı; hayır diyenler yalnızlığından acı çeker, evet diyenler sosyal trajedi’den.

Beden ve bedenin şekillenmesinde etkili olan cinsiyet, toplumsal statüde ayrımcılığın ve eşitsizliğin bahanesi sayılamaz. Ancak kadınların ve ‘yönelinmiş cinsel kimlik’ sahiplerinin resmi ideolojilerde, sokak kültüründe maruz kaldığı davranış biçimleri, hor görülmenin ötesinde coğrafyaların “estetik” ile ilişkisini, halkın insanlık seviyesini de belirler. Asıl telafuz edilmesi gereken şudur: Cinsellikle gücü hâlâ aynı potada değerlendirmek bir cehalet ölçütü müdür, yoksa kimi ülkelerin benimseyip koruduğu bir alışkanlık mı?

***

Buna infilak demeli; patlama karşılamıyor.

Yaşama becerisi elinden alınmış ve yalnızca bir siluet olarak hatırlanması kararlaştırılmış, hatta ürkek lekeler topluluğu diye adlandırılabilecek kadar üstüne gidilen insanların gelip dayandığı, haklarının iadesini istediği renkler ve o renklerin renk skalasının hiyerarşisini reddi esnasındaki muazzam sessizlik; işte buna infilak demeli.

Renklerin eşitliğini iddia edebilmek, büyük akıldır çünkü. Hünerdir; tanrısız gelişir. Hepimizin biliçaltında bambaşka dünya haritaları vardır; bambaşkayı başkadan ayıran bir yetki arifesidir belleğin yorucu koridorları ve karışık cümlelerin ardından sıralanan duru, sakin cümleler. Yahut, ağır bir ithamı yarım bir mimik, belli belirsiz bir jest ile tamamlamak: Siyanür mü, arsenik mi daha keskindir; ikisine de zehir deyip kestirip atmak mı daha keskin?

Ressamlar, dağlara bakıyorlarsa tuvaller günahkârdır.

Diğerlerinin gerçeği sizin yalanlarınızla oluşturulamıyordur; diğerliğine yeni alışmışken daha da diğerleştirilmeye çalışılanlar enikonu yeryüzü aritmatiğinin, yeryüzü muhasebesinin vazgeçilmezleridirler oysa. Onların farkı, farksız düşünme eğilimleridir. Önemserseniz, sızı süratle başlar.

Bir gezegenin anatomisini çözümlemek için önünde durursunuz rahatsız edicilerin: Kimi zaman sosyal bir patolojinin sonucu soykırımlar, kimi zaman kişiye özgü zaafların yan tesiri modernizmin muhteşem ters kimyası; bütün rahatsız edicilerin bir parçası da sizsinizdir aslında. Bu, infilak’tan başka nedir ki..

Resimler, dağlara asılıyorlarsa duvarlar yıkılmıştır.

Kendinden başka tasviri olmayan figür, boş zeminlerde, boşaltılmış zeminlerde ancak hayata kilitlenerek görünür olabiliyorsa ve figürün doğrudan ruhuna yansıdığı sanatçı bu nedenle üzgünse ona kaosun lisanına yetkin çevirmen diye de hitap edilmesi gerekmez mi? Birinin tüm olup bitenleri bizim de anlayacağımız bir lisana çevirmesi artık şart.

Sevinç Altan’ın atölyesinden çıkmıştım; gölgeler ve gri plazma içinde yürümeye çabalarken o yaşama adaletine kırgın insanın bir yara ve resimlerinin yara kabukları olması ihtimali bana bunları hatırlattı.

Resimler ve Ressamlar, dağlara sığınmışsa cennet infilak etmiştir.

Еlilerden önce yaralıları gömmeli mutluluğa.

Roman, kâğıt israfıdır.

Acı, istihkakını aşmamalı.

Sevme beni. Yargı sürecini etkiliyorsun.

***

Kış başladı.
Üşümek fiili geri döndü valizinde kar, yağmur, rüzgâr.
Açmasın valizini; aramızda hâlâ böyle mevsimlerden korkanlar var.
Aşk, bozuk bir pusuladır; seni yanlış bedene götürür.

Omzuma astığım tüfek gibi patladın orada dayayıp başını uyurken.
Sağımızdan solumuzdan kuşlar kaçıştı havalanarak; olay yatışsın – etraf sakinleşsin, anlaşılacak kimin vurulduğu ikimize dair, günaha ait bu serseri redoksta.

Küçük İskender
Kaynak: Galileonun Pergeli

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz