Bahar İzin İstemez: Sevgi insanın özgürlüğüdür – Erdal Atabek

Hayata sevgisiz insanlar egemen oldular ve insanlara sevgisizliği öğrettiler, sevgisizliği buyurdular

Her bahar doğanın uyanışını yaşarız:
Doğa bıkmadan, usanmadan her bahar yeniden coşar. Ağaç dalları bahar sürgünlerine filizlenir, kentlerin küçücük toprak parçalarında çimenler yeşerir, havada bahar kokusu uçar. Ya biz insanlar? Biz insanlar ne yaparız?

Bakın ne yaparız? Başlarız yakınmaya. Üstümüzde bir yorgunluk vardır da bu bahar yorgunluğu mudur? Elimiz kolumuz kalkmaz olur, bir tembelliktir üstümüze çöker, elimiz iş yapmayı istemez. Biz de bu dünyaya çalışmak için geldik ya, buna bir üzülürüz, bir üzülürüz. Aman, nedir bu üstümüze çöken bahar yorgunluğu?

Bir yakınma, bir yakınma, bir öldük bittik mahvolduk nakaratı.

Her bahar doğa gençleşir, biz yaşlanırız.

Bahar yorgunluğu, dediğimiz de, bizim baharla uyumsuzluğumuzdur.

Bahar canlının yenilenmesidir. Bitkiler, hayvanlar bahara yeni bir canlanışla girerler. Kendini doğadan ayırıp eliyle kurduğu hapishanelere (sıkışık caddelere, mutsuz eden işyerlerine, sığınakla barınak arası evlerine) giren insan doğanın uyanışını nereden bilecek?

Baharın insanlar için alerjik hastalıklarla bahar yorgunluğu arasına sıkışması ne yanlış bir seçimdir. İnsanın yanlış seçimi. Sevgiyi unutmanın bedelini ödüyoruz.

Sevgiyi satmanın, sevgiyi izne bağlamanın, sevgiyi sevgi olmaktan çıkarışın bedelini ödüyoruz.

Bedel, baharı hastalık olarak yaşamaktır.

Ne yazık ki gezegenimize dışarıdan bakamıyoruz. Şöyle, uzaya çıkar gibi gezegenimizin dışına çıksaydık da, yaşadığımız hayata kuşbakışı bakabilseydik.

Doğanın en yetenekli canlısının yaşamayı nasıl unuttuğunu, küçük yerlerde nasıl dönüp durduğunu, zavallı istekler için kendini nasıl harcadığını, birbirlerini nasıl sıkboğaz ettiklerini, anlamsız kavgalarını, o sevgi bilmezliklerini görseydik, görebilseydik şaşar kalırdık. Bütün bunlar ne için? der miydik, bilemiyorum. Dememiz gerekirdi. Bütün bunlar ne için? Sormamız gerekiyor, hep sormamız gerekiyor.

İnsan doğanın en yetenekli canlısı, (öyle olsun, hadi kabul edelim) neden sevgiyi kabul edemiyor, neden yaşayamıyor? Doğanın en yetenekli canlısı (hatırınız için öyledir diyelim) neden bütün yaşamın zenginliğini bırakıyor da altın dediğimiz maden parçalarına, kumaş dediğimiz dokunmuş ipliklerin üzerine kapanıyor, zenginlik diye bunlara tapıyor.

Doğanın en yetenekli canlısı (beyni en gelişmişmiş de ondanmış) neden her şeyi ele geçirip üstünde tepinmek istiyor? İnsanın doğayı fark etmemesi, baharı fark etmemesi size de çok tuhaf gelmiyor mu?

Belki de bahar öyle kendiliğinden geliveriyor, diye umursamıyoruz.

Öyle ya bu bahar da kalkıp herkese birden geliveriyor.

Oysa, böyle herkese gelmeseydi de yalnız parası olanlara gelseydi, parası olanlar onu bir güzel satın alsaydı, daha değerli olmaz mıydı? Bakın, bu doğru.

Nasıl da BAHAR PAZARLAMA AŞ’ler kurulurdu. Baharda yalnız bu şirketlerin ağaçlarına, bu şirketlerin çimenlerine gelirdi. Geri kalanı kuru dal, kuru toprak.

Konuşmaları da hayalleyelim mi?.

-Bu yıl bahar alabildiniz mi?

-Evet, biraz aldık. Bu yıl erken geldi ama bizim de biraz hazırlığımız vardı.

-Biz uzakta aldık baharı. Şimdi görmüyoruz ama, yaşlılığımızda bol bol göreceğiz, emekli olunca.

-Biz çocuklarımız için aldık. Artık bizden geçti, bahar alsak ne olacak, almasak ne olacak? Ama çocuklarımıza gerekli. Belki ileride onlara bahar kalmaz. Alalım da onlara bırakalım dedik.

-O şirketten mi aldınız? Onlarınki hormonlu, yanlış yapmışsınız. Bizim aldığımız şirketinki doğal. Hormonlu bahar, sağlığa aykırı diyorlar.

Eğer böyle olsaydı, bahar ne değerli olurdu kimbilir?

Oysa dal uçlarında filizlenen, çimenlerde yeşeren, kuşlarda cıvıldayan bahar, bütün alım-satımlara meydan okuyor, bütün mevduat hesaplarına gülüyor, sandığa atılıp da gizlice okşanan maden parçalarına küçümseyerek bakıyor.

O herkesindir, bütün insanlarındır ve sevginindir. Sevgiyi öyle yapmadık mı? Sevgiyi izne bağlamadık mı? Sevgiyi alıp satmadık mı? Sevgiyi sen bana-ben sana terazisine vurmadık mı? Sevgiyi suçlamadık mı? Sevgiyi korkutmadık mı? Sevgiye saygısızlık etmedik mi?

Üstümüze bunca sevgi yorgunluğu, bunca sevgi alerjisi nasıl çöktü?

Sevginin değerini de (tıpkı bahar gibi) bilemedik de, bir türlü sevgiyi öğrenemedik de başımızın belası saymadık mı? Kimseyi sevme, diye öğütler vermedik mi?

Sevgiyi sahip olmakla karıştırıp, sonra da sahip olmadığımız şeyi sevmemeyi öğrenmedik mi?

Bunca sevgisizliğimiz nasıl oldu?

Oysa sevgi de, bahar gibi izin almazdı.

Sevgi de birdenbire gelirdi, içimizi açardı, bizi gönderirdi, bizi büyütürdü, bizi zenginleştirirdi.

Sevgi de kimin parası var, kimin parası yok demezdi.

Ne çare, bilemedik işte. Bize sevgi öğretilmedi. Dahası sevgisizlik öğretildi.

Biz sevgiden korkutulduk, sevgiden ürkütüldük.

Hayata sevgisiz insanlar egemen oldular ve insanlara sevgisizliği öğrettiler, sevgisizliği buyurdular. Sevmek suçtu, sevmek günahtı, sevmek belaydı.

Sana uygun görüleni sevebilirdin. Ancak sahip olacağın şeyi sevebilirdin. İnsanı bile ancak sahip olabilirsen sevebilirdin.

Geri yanı sevgisizliktir ve insan böyle mutsuz edilmiştir.

Sevgi insanın özgürlüğüdür.

Sevgiyi öğrenmek, sevgiyi bilmek, sevgiyi çiçeklendirmek insana özgü bir eylemdir.

Sevgi insanın eylemidir.

Sevgiyi korumak, insanın insanlığını korumaktır.

Sevginin metalaşmasına karşı çıkmak insanın özgürlük mücadelesidir. Sevginin alınıp satılmasına karşı çıkmak; insanın insanlık görevidir.

Sevgi de bahar gibidir.

İnsanın Acaba ben de sevebilecek miyim?, diye tasalanması boşuna. Sevgi hep vardır, sevgi hep gelir, ama insanın onu bilecek, onu farkedecek, onu incelikle tutacak insanlığını arar.

Benim mi, değil mi? hesaplarıyla hayata bakanlar sevgiyi göremezler ki.

Alınır, satılır mı? diye soranlar sevgiyi bilemezler ki.

Sende ne kadar var, bende ne kadar? diye düşünenler sevgiyi anlayamazlar ki.

Sevgi yürekle görülür, yürekle bilinir, yürekle yaşanır.

Bunu bilmeyenler sevgiyi kendi başlarına da, sevdiklerini sandıkları insana da bela ederler ve hiçbir şeyi anlayamazlar.

Sevgi bahar gibidir.

İzin istemez ve değerini bilenindir.

Erdal Atabek
Kırmızı Işıkta Yürümek

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Koltuğunda Rahat Oturamayan Adama Mektup – Aziz Nesin

Kapat