Sen Haline Şükret – Aziz Nesin | “Aman şikâyet etme, Allahın gücüne gider”

Birbuçuk aydır ev arıyordu. Ama ev sahibi onlara söylemişti:
— Bu zamanda iki oda 130 liraya… Oh maşallah… Nerde bu bolluk. Hem de böyle ev. Damı Marsilya kiremidi, hela taşı mermer. Kapıları yağlı boya. Ne iyi… Ben de bulsam 130 liraya böyle ev, keyfim için tutarım.
Şükrü Bey, «oniki senedir, biz bu evde kiracıyız» dedi, «Evinize kendi evim gibi bakıyorum» dedi. «Kendi evim olsa bu kadar bakmam» dedi. «Dökülen sıvalan daha yeni tamir ettirdim, merdiven basamaklarını yaptırdım, trabzanları hep değiştirttim» dedi. Ne dediyse para etmedi.
Şükrü Bey, ev sahibinin kirayı arttırmak için onları evden çıkartmak istediğini biliyordu. Ama ne olacak, arttırsa arttırsa ayda yirmi lira daha arttırabilirdi.
• Kirayı 150 yapalmı, dedi.
Ev sahibi güldü:
• 150 lira benim cigara param.
Şükrü Bey söyle bir hesapladı. Kendisi cigarayı bırakırsa, ayda 15 lira daha tutumlu olurdu. Ev sahibine,
— Vallahi hakkınız var, dedi, eviniz elbette bu zamanda 150 liradan daha çok eder. Ben insafsız bir insan değilim. Kirayı daha çok arttıramıyorsam, inanın, param
olmadığı için…
Ev sahibi,
— Herkes yorganına göre ayağını uzatmalı, dedi. Siz de kendi paranıza göre bir eve çıkarsınız.
Kendi parasına göre ev bulsa Şükrü Bey bir dakika bile durmazdı.
• 165 lira olsun…
Ev sahibi yine güldü:
• Oğlumun cep harçlığı bile değil…
Şükrü Bey, işine yayan gidip gelirse, ayda yirmi lira daha arttırabileceğini düşündü.
— 185 lira vereyim, dedi.
Ev sahibi,
— Anlaşılan, siz benimle alay ediyorsunuz, dedi. Yanımızdaki apartımanıbiliyorsunuz. Küçücük odalar, dapdaracık bir salon, kirası kaça? Üçyüzelli lira.
Dünyanın enayisi ben miyim? üçyüz liradan aşağı vermem. Siz çıksanız, başkasına dörtyüze de veririm. Çıkın. Evim boş dursun daha iyi. Hiç olmazsa ev eskimez.
Şükrü Bey, üçyüz lira kira verirse, aylık gelirinden geriye dört kişilik ailesi için,seksen lira kalıyordu,İş mahkemeye düştü. Ev sahibi, «Evimde kendim oturacağım »dedi. Dâvayıkazandı.
Şükrü Bey bir buçuk aydır ev arıyordu. Hem de kıştı. Kış ortasında sokaklarda kalacak değillerdi ya… Sabahtan akşama kadar, kar, yağmur, çamur ev arıyordu.
Oturduğu evden ucuzunu, iyisini bulamamıştı. İkiyüz liraya bulduğu evleresığışamazlardı.
O gün ev aramaktan ayaklarına kara su inmiş, ev tellâllarına para vermekten canı burnuna gelmişti. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, önce yağmur, arkadan sulu kar iliklerine işlemişti Ayakkabısından sular girmiş, ayaklan vıcık vıcık olmuştu. Akşama doğru yağış durmuştu ama, sırsıklam çamaşırları vücuduna yapışmıştı. İçinden.
— Ah, diye geçiriyordu, yahu derdimi anlatacak kimse de yok. Karşıma biri çıksada derdimi döksem. Hiç olmazsa insan anlattıkça açılır iyi yürekliymiş demek.
Karşıdan çok eskiden, çok iyi tanıştığı bir arkadaşı geliyordu. Çoktan beri Zekâi ile görüşmemişlerdi. Belki ev bulmak için bir yardımı olurdu. Olmasa bile içini dökerdi hiç olmazsa…
— Ooo, merhaba Şükrü Bey.
— Merhaba Zekâiciğim. Ne var, ne yok?
• Hiç sorma. Sende ne var ne yok.
Şükrü Bey,
• iyilik sağlık, dedi.
Görünüşe bakılırsa, arkadaşı kendisinden de dertliydi. Zekâi Bey ona sordu:
— Nereden geliyorsun?
Şükrü Bey, çoktan içini dökmeye hazır olduğundan.
— Ah birader, dedi, başım bir dertte ki… Bir aydır ev arıyorum. Ev sahibi bizi çıkarıyor. Bu gün yine akşama kadar ev aradım. Yağmur, kar hep içime işledi.
Baksana nasıl titriyorum. Yatağa düşmezsem iyi…
Lâf açılmışken bütün derdini dökecek, içini boşaltacaktı. Ama arkadaşı, — Sen hâline şükret birader, dedi, şükret… Ya benim yerimde olsan ne yaparsın?
Ah kardeşim, bu zamanda ev yaptırmak bir dert. Bilmem haberin var mı? Ben bir arsa almıştım. Arsa aramak, almak da bir dert ya… Neyse, hadi onu bırak. Doksanbin liraya bir arsa düşürdük…
Şükrü Bey,
— Ya işte böyle Zekâiciğim, dedi. ev sahibi bizi evden atıyor. Mahkemeden de karar aldı…
Zekâi Bey,
• Arsayı aldım, dedi. üstünden on gün geçti, yüzellibin hattâ ikiyüzbine satın alacaklar çıktı. Yahu satmam, derim, başımdan gitmezler. Bir dert ki, Şükrü Bey, anlatılır gibi değil. Sen yine hâline şükret kardeşim…
• Doğru birader. Ondan sonra efendime söyliyeyim, kirayı artıralım, dedim. 185 liraya kadar çıktım..
• Ah benim derdim de yüzseksenbeşle, binseksenbeşle olsa… Nerde… Sen bir ye de bin şükret hâline. Hadi şu arsaya iki katlı bir ev yapalım, dedik. Su zamanda kalfalarla, işçilerle uğraşmak ne demek birader. Başına gelmeyen bilmez. Ne kadar anlatsam boş. Benim niyetim her katı üç oda bir salon, kutu gibi iki katlı ev… Ah neler çektim Şükrü Bey, daha da çekiyorum…
• Vah vah Zekâiciğim. Simdi ev sahibi bize de, «Çıkın evimden!» diyor. Bilsen, o eve de dünyanın parasını harcadım. Helanın duvarı yıkılmıştı da, daha geçenlerde onbeş lira verdim yaptırdım. Şimdi bizi herif atıyor…
• Atsın kardeşim. Sen hâline şükret. Sen yine iyisin. Ya benim gibi ev yaptırmaya kalksaydın. Valide dedi ki «Madem şu evi yaptırıyorsun, nasıl olsa paradan çıktın, üç katlı bir apartımancık yaptır da bir işe yarasın» dedi. Temelleri kazdırdık. Daha işin başında kırkbin lira uçtu, Şükrü Bey. İnsan insanın hâlinden anlamaz…
• Geçmiş olsun Zekâi Bey… Yahu, nasıl üşüdüm. Soğuk ciğerime işledi. Sabah karanlığı yollara düştüm. Hâlâ ev arıyorum. Yalnız bugün tellâllara onbeş lira
verdim…
• O bir şey mi Şükrü Bey… Her şey karaborsada… Yalnız pencere camlarına vallahi ikibin lira verdim. Daha kapı camları, bölme camları var. Sen yine iyisin. Otur kalk, şükret haline. Ya ev yaptırmaya kalksaydın, dert neymiş o zaman görürdün.
Bizim hanım, madem şu apartımanı yaptırıyoruz, her katta ikişer daire olsun, dedi.
Baktım doğru. Başladık apartımanı çıkmaya. Şimdi ben anlatırken, sana kolay bir iş gibi gelir.
• Gelir mi kardeşim, gelir mi hiç. Kimbilir neler çekmişsinizdir. Efendim, Aksaray da bir ev buldum. Bir oda, bir sofa. Razıyız, ne yapalım… işe uzaksa da
olsun, varsın. Sabahları erken çıkarım. Kirası da ucuz sayılır: Yüzyetmişbeş lira…
Boğazımızdan keser veririz. Gelgelelim, altı aylık peşin istiyorlar…
• Ah Şükrü Bey, sen de bir derdim var sanıyorsun. Yahu sana anlatamıyorum kardeşim. Demir arıyorsun yok, çimento arıyorsun yok… Haydi karaborsaya… Neler
çektim, neler. Sen ev yaptırmadığından bu derdi bilmezsin.
• Bilmem birader, bilmem… Senin anlıyacağın Zekâi Bey kardeşim, bu kış kıyamette sokak ortasında kaldık.
• Şükret kardeşim, şükret…
• Ev sahibi bizi iki gün sonra atıyor.
• Sana bir şey söyliyeyim mi, otur da haline şükret… Tam apartımanı üç kat çıktık, çatı örtülecek… Kayınvalde «Oldu olacak Zekâi, şunun üzerine iki kat daha çık, çoluk çocuğun var, yarın dua ederler» dedi. Ustalarla birtürlü uğraş, işçilerle birtürlü, Belediye bir türlü… Sen yine iyisin, senin bu dertlerin yok hiç olmazsa…
• Yok Zekâi Bey, yok…
• Şükret!
• Şükürler olsun. Ne yapsak bilmem ki’… Birkaç parça kırık dökük eşyamız var.
Onlar olmasa, birkaç zaman ev bulana kadar otel köşelerinde sûrünürdük…
• Sana bir şey söyliyeyim mi, sürünmek, apartıman yaptırmaktan daha iyidir. Ben az mı sürünüyorum. Allah seni inandırsın…
• İnanırım kardeşim… Doğrudur…
• Sen halinden memnun ol!
• Memnunum çok şükür. Haydi eşyaları satsak, hepsi lâzım… Sonra yerine alıp koyamazsın.
Hem de yok pahasına gider…
• Gitsin!
• Gitsin. Bir şey dediğim yok. Gitsin…
• Apartımanın beşinci katını da çıktık ama, ne çektiğimi bir ben bilirim, bir de Allah… Sonra iki gözüm, bizim birader, «Ağabey, nasıl olsa şu apartımanı yaptın, bir de şunun üstüne kaçak kat yapalım. Simdi herkes böyle yapıyor. İyi kötü, yine ayda dört, beşyüz lira kira getirir» dedi. Ah ne zormuş kardeşim. Bu zamanda kaçak kat yapmak ne
zormuş… Ona ver, buna ver, tam on bin lira da havaya gitti. Senin bunlardan haberin yok da, kendi çektiğini bir dert sanıyorsun. Ben senin yerin de olsam gece gündüz halime şükrederim…
• Haklısın Zekâiciğim. Olsa, hani olsa, bu kış çocukları sokakta bırakır mıyım…
Ver altı aylık peşin, başım bir dam altına sok. Billahi yok…
• Aman olmaması, olmasından daha iyi… Apartıman yaptırmak… Durup dururken başımıza dert aldık. Neyse bize apartıman, arsayı saymazsan şöyle böyle altıyüzbin liraya çıktı. Ah, bana sor sen neler çektim…
• Vah vah!..
• Bana bak da haline şükret!
• Şükürler olsun. Benim bir şikâyetim yok. Yalnız kış günü çoluk çocuk sokakta kalacağız. Başka bir şikâyetim yok şükürler olsun…
• Aman şikâyet etme, Allahın gücüne gider. Bak benim halime de ibret al birader.
Apartımanı yaptık, bitirdik, bu sefer de bir takım adamlar çıktı ortaya. İlle bize sat…
«Yahu satmam.» «Bir milyon verelim», «iki milyon verseniz satmam.» Kardeşim, bir dert, bir belâ ki, Allah düşmanımın başına vermesin…
• Akrabaların evinde birkaç zaman misafir kalsak, olmaz. Bu zamanda herkes kendini taşıyamıyor. Çıldırmak işten değil…
• Çıldırmak çok daha iyidir. Sen, apartıman sahibi olmanın derdini bilmiyorsun da, boyuna havadan konuşuyorsun. Senin yapacağın bir iş var, beş vakit haline
şükretmek. Derken kardeşim, şimdi de başımıza bir kiracı derdi çıktı. Bu zamanda Kiracı derdi ne demek…
• Sen benden dertlisin Zekâiciğim…
• Seninki de dert mi kardeşim. Sen haline vallahi şükret!..
• Şükürler olsun. Bin şükürler… Hadi bana müsaade. Allah kolaylık versin Zekâi Bey.. Allaha ısmarladık.
• Güle güle Şükrü Bey… Bana bak da haline şükret Şükrü Bey!
Şükrü Bey, aksıra öksüre evine gitti. Birden ateş de basmıştı. Karısı,
• Ev bulabildin mi? diye sordu.
• Aman hanım, halimize şükredelim. Beterin beteri var. Ya bir de apartıman yaptırmaya kalksaydık. Bu zamanda apartıman sahibi olmak ne dert, ne dert, sen biliyor musun? Oturup kalkıp şükredelim halimize.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Denemeler | Boş İnanç ve Tanrıtanımazlık Üzerine – Francis Bacon*

Eğer bir insan bir işe kesin olarak, ben biliyorum iddiası ile başlarsa, şüphe ile son bulur. Fakat eğer o şüphe...

Kapat