Gorki: “Balzac, benim için en değerli kitapların yazarı, onu bir öğretmeni sever gibi seviyordum”

balzacBalzac’ın yapıtlarını anımsamak benim için tıpkı boş, sıkıcı bir vadide yürüyen yolcunun bir zamanlar geçtiği verimli, güzel bir diyarı anımsaması gibi hoş bir şey.
İlk Fransız kitabını okuduğumda on üç yaşındaydım. Bu, Edmond Goncourt’un Zemganno Kardeşler adlı kitabıydı ve sanatçıların, kendilerine karşı düşmanca bir merak duyan, dar, ruhu çirkinleştiren bir çevrede manevi yalnızlık kaderine mahkûm insanların dokunaklı öyküsünü anlatıyordu.
Bu güzel kitap, beni içerdiği insan hasretiyle heyecanlandırmış ve bana her zaman ruhunun en iyi yanlarını dünyaya sunan bütün insanlara karşı özellikle dikkatli, ilgili ve merhametli davranma düşüncesini aşılamıştı.

Goncourt, aynı zamanda bende tarihini çok az ve bölük pörçük bildiğim ve gözümde bir şövalyeler ülkesi, bir kahramanlar ülkesi olarak canlanmış olan Fransa’nın edebiyatını tanıma isteği uyandırmıştı. Tanıdığım lise öğrencilerine Fransa’da hangi yazarlar olduğunu sormaya başlamıştım ve bana Fransız kitaplarının çevirilerini vermelerini rica etmiştim.

Honore de Balzac’ın küçücük bir kitabı elime geçmeden önce baba Dumas’nın, Ponson du Terrail’in, Buagobeya’nın, Zaconne’nin, Gaborio nun, Xavier de Montepen’in ve onlarca başka yazarın sayısız kitabını yutarcasına okumuştum. Balzac’ın kitabının adı Tılsımlı Deriydi.

Bir antikacı dükkânının betimlendiği sayfaları okurken aldığım anlatılması olanaksız zevki açıkça anımsıyorum. Bu betimleme benim için söz uyum ve zarafetinin en güzel örneklerinden biridir hâlâ. Bu kitapta ustalığıyla beni etkilemiş olan bir başka yer, Balzac’ın sadece bir masa başı sohbetinin birbiriyle bağlantısız tümcelerinden yararlanarak şahısları ve karakterleri etkileyici bir açıklıkla resmettiği diyalogdur.

Balzac’ın kitaplarını aramaya başlamıştım ve okuduğum bir sonraki kitabı Goriot Babaydı; bu kitap beni kesin olarak yere sermişti ve uzun bir zaman kendimi, çiğnenen insan onurunun, insanların yüreklerine attıkları acıların öcünü almakla dünyayı tehdit eden Rastignac gibi hissetmiştim. O günlerde yaşantım pek iyi değildi fakat sağlıklıydım ve bu yüzden romantik biri olmuştum.

İnsanlık Komedisi3ni okuduğumda artık yirmi yaşındaydım; bu kitap, benim biçimlenmemiş romantizmime en kuvvetli darbeyi indirmişti. Kitapta Balzac’ın dehasını hissediyordum ve onu galiba bir öğretmeni, bir dostu sever gibi seviyordum.

İki üç yıl sonra Rusya’da Balzac’ın bütün eserlerinin çevirisi yayınlandı, bütün kitaplarını ikinci kez okudum ve büyüklüğünü böylece anlamış oldum. Yeteneğinin destansı boyutları beni hayrete düşürüp tutsak etmişti. Planlarının genişliği, düşüncelerinin yürekliliği, sözlerinin gerçekliği ve geleceğe ilişkin, çoğunlukla doğrulanmış dâhice önsezileri, onu dünyanın en büyük öğretmenlerinden biri yapıyor.

Shakespeare, Balzac, Tolstoy, bence insanlığın kendisi için diktiği üç anıttır. Her zaman şu veya bu alanda yeni yaratıcılık biçimleri, yeni yaşam biçimleri üreterek daima insanlığın önünde yürümüş ve şimdi de yürümeyi sürdüren Fransa’yı Balzac olmasa daha az anlayabilirdim. Bankerler Fransa’nın onurunu lekeliyorlar. Bundan bir kez daha söz etmiştim ve sözlerim sevdiğim bir ülkede anlam veremediğim bir öfkeye neden olmuştu. Ancak özgürlük yolunda Rus halkının ayağına çelme takan Fransız borsasının kültür karşıtı, insanlık karşıtı faaliyeti, büyük işlerin ve büyük isimlerin ülkesi Fransa’nın gerçek evlatları Hugo, Balzac, Flaubert gibi adların tertemiz ışığını ben biliyorum ki asla karartamayacaktır.

Balzac’a şahsen ne borçlu olduğumu bilemem ve söyleyemem fakat onun genel olarak Rus edebiyatına etkisi çok büyüktür. Bu husus, Lev Tolstoy tarafından da kuşkuya yer bırakmayacak şekilde doğrulanmıştır. Bana şu soruyu sormuştu:

‘Yabancılardan en çok kimi okuyorsunuz’

Söyledim.

“Güzel. Ama Fransızları daha fazla okuyun. Bir dönem herke¬sin yazmayı öğrendiği Balzac’ı, Stendhal’i, Flaubert’i, Maupassant’ı okuyun. Yazmayı iyi bilirler, biçim duyguları ve içeriği yoğunlaştırma becerileri şaşırtacak kadar gelişmiştir. Onların yanına yalnızca Dickens’ı, belki bir de Thackeray’i koymak mümkündür. Eğer ben Stendhal’in Parma Manastırım okumamış olsaydım, Savaş ve Barış’ın savaş sahnelerini yazamazdım.”

Size yazdığım bu mektubu burada bitiriyorum.

Balzac, benim için sonsuz ve gücümün üstünde bir konu, üstelik onunla ilgili anılarım, hayatımın en zor günleriyle buluşuyor, bu da heyecan verici bir şey.

Kitabın benim hayatımda bir annenin oynayacağı rolü oynadığını ve Balzac’ın kitaplarının, onun yapıtlarında her zaman çok büyük bir güçle ve sevinçle hissettiğim insan sevgisi ve yaşamla ilgili olağanüstü bilgisi açısından benim için en değerli kitaplar olduğunu da söylemek isterim.

Maksim Gorki

Notlar
İlk kez (Fransızca çeviri olarak) ‘La Revue’ dergisinde (Paris, 1911, sayı 14, 15 Temmuz); Rusça olarak da ‘Molodaya Gvardiya’ dergisinde (1927, sayı 1, Ocak) yayınlandı. 1938 yılında 1. A. Gruzdev, Gorkiy ve Dönemi adlı kitabında bu makaleye yer vermiştir.
Kaynak: Edebi Portreler, Maksim Gorkiy, Çeviren: Ayşe Hacıhasanoğlu, Yordam Kitap, Şubat 2007, 363 sayfa

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Uluslararası Kadınlar Gününün sosyalist kökenleri üzerine – Temma Kaplan

Defalarca anlattığım ve o yüzden iyi bildiğim bir öykü. Düşük ücretler, on iki saatlik çalışma günü ve artan iş yükünü...

Kapat