Jusef Hasek: Osmanlı Türklüğü, sembolizmden öte bir şey ifade etmiyordu

muslumanOsmanlı Nostaljisi
Muhafazakâr politikacılarımız ne zaman konuşsa, Osmanlı’ya atıf yaparak görkemli bir Türk uygarlığından söz ederler. Aslında konunun tarihsel arka planını biraz kurcaladığınızda kurgusu kötü bir gösteriyle karşılaşırsınız.
Osmanlı’da Türk kimliği, savaştan savaşa asker toplamak için anımsanan, yönetimin merkezi olan İstanbul’dan uzak Anadolu’da, kapalı bir kültür içinde, dili ve töreleri ile yaşadı. Osmanlı düşüncesinde Araplar, kavmi necip olarak görülmüş, Türkler ise aşağılanmıştır.

Medreselerin kapıları Türkçe’ ye kapalıydı. Öğretilen tarih, peygamberin hayatı ile başlayan bir Osmanlı-İslâm tarihiydi; bu bağlamda Osmanlı Türklüğü, sembolizmden öte bir şey ifade etmiyordu, Türkler Müslümanlık içinde eritilmişti.

Bugün “Türk Ulusu” dediğimiz kavram, aslında 19. yüzyılın ürünü bir konsept, ulus-devlet yaratmak adına Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından temsil edilen resmi-kurucu Türk Milliyetçiliğiyle, Osmanlı imparatorluğu döneminde doğmuş ittihatçı anlayışın uzantısı olarak şekillenen bir mefhumdur

Alman Parlamentosu’nun son soykırım kararında aslında suçlanan Osmanlı’dır, İttihat ve Terakkidir, Jön Türklerdir ve bunların temsil ettiği anlayıştır, ancak kendilerini Osmanlı’nın devamı sayanlar, Osmanlı’yı tüm kanlı mirasıyla birlikte savunmak zorunda kalıyorlar.
Etnik gerginlikler, mağduriyet, toplumdaki ahlaki ve maddi ‘yoksunluk’, siyaseten yalnızlaşma ve milliyetçi nostalji vs. gibi parametreleri kontekstin içine sokarsanız, toplumda ”büyük Osmanlı’ya karşı kurgulu bir talep yaratabilirsiniz, böylelikle o şeyin öz değeri değil belki ama layığı olarak fiyatını yapay bir şekilde arttırabilirsiniz.
Aslında Türkiye’de yapılmak istenen tam da budur; Osmanlı’ya karşı toplumda yapay bir talep yaratmak ve bu yolla kötücül bir süreci yönetmektir.
Osmanlı nostaljisi denen süreç, toplumun dinsel doygunluğa eriş(tiril)mesi, seküler hayat tarzının tüm alametlerinin silinmesi, batıcı, pozitivist Kemalizm’in toplumda yol açtığı sözüm ona tahribatın onarılması, Osmanlı’nın rövanşının alınması gibi gizli bir ajandayla koşut yürütülen bir süreçtir ve toplum kültürel olarak dibe vurmadan bu süreç durmayacaktır.

Anlayacağınız İslamcı kuşatma çember daraltıyor, fakat toplum, çok katmanlı kalın bir aymazlık zırhıyla derin uykusunda…

Bu ülkenin vicdanı insanlar tek tek kurşunlanıyor, biz de bu vicdanını yitirmiş şehirlerde yaşamaya mahkûm ediliyoruz, çünkü mazluma karşı fil, zalime karşı ise balık hafızalı bir toplumda yaşıyoruz, çünkü meyve veren ağaçları sadece taşlamakla yetinmeyen, dallarını da kıran bir kültür coğrafyası bu.

Aslında RTE gibi politikacılar, her gün aynı hataları yapmak yüzünden aynı şeyleri yaşayan, aynı kötü olaylarla karşılaşan bir toplumun ve demokrasinin antagonistidir.

Umut yok mu, her zamankinden daha çok var, umut işte bu antagonistlerin ayrımına varıp onlardan öğrenmekle şekillenecektir.
Umut, sistem eleştirisini güç dağılımı üzerinden kurgulayan ve bu dağılım içerisinden kendisine pay talep eden bir tutumu reddetmekle büyüyecektir, çünkü onlar restore edilmiş bir sistem istiyorlar, biz ise tamamen değiştirilmiş olanını…

Jusef Hasek

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Muhammed Ali’nin Vietnam Savaşı’na katılmayı reddettiği konuşma

Asker kaçağı değilim. Ne bayrağımızı yakıyorum ne de Kanada’ya kaçıyorum. Burada kalacağım. Beni hapse mi tıkmak istiyorsunuz? Olur, istediğinizi yapabilirsiniz....

Kapat