Jack London’a Göre Edebi Başarının Sekiz Etkeni

San Francisco’da, 1876’da doğdum. Neredeyse farkına vardığım ilk şey, sorumluluklardı. Bana okuma yazmanın öğretildiğini hatırlamıyorsam da, beş yaşındayken hem okuyup hem de yazabiliyordum. Çiftlikte büyüyen bir çocuk olarak, sekiz yaşımda ağır işlerde çalışmaya başladım.

İçimde güçlü bir macera arzusu vardı; evden ayrıldım. Körfezdeki istiridye korsanlarına katıldım, bir uskunada tayfalık ettim, somon avında şansımı denedim, bir yelkenliyle Japonya kıyılarına fok avlamaya gittim. Yedi aylık tayfalıktan sonra California’ya geri dönüp, kömür küremek, kıyı balıkçılığı, bir Hint keneviri fabrikasında işçilik gibi tuhaf işler yaptım.

Daha sonra Birleşik Devletler’de, California’dan Boston’a kadar, bir aşağı bir yukarı avarelik ettim; sersellikten bir süre hapis yattığım Kanada üzerinden, Pasifik sahiline döndüm. Avarelik deneyimim beni bir sosyalist yaptı. İlk zamanlar, emeğe atfedilen değerden etkilenirdim. Çalışmak her şeydi; takdis ve kurtuluştu. işin insanların peşinden koştuğu Batıdan, insanların yaşamları pahasına iş peşinde koştukları Doğu eyaletlerinin tıklım tıklım iş merkezlerine geçtim. Toplum çukurunun mezbahasındaki işçileri gördüm ve kendimi, yaşama yeni, tamamen farklı bir açıdan bakarken buldum.

On dokuz yaşımda Oakland’a dönüp liseye başladım. Burada kaldığım bir yıl boyunca, geçinmek için kapıcılık yaptım. Liseyi bıraktıktan sonra, üç yılın çalışmasını üç aya sığdırarak California Üniversitesi’ne girdim. Bir çamaşırhanede çalıştım ve kalemimi de işletmeyi sürdürdüm. Bu kadar iş bana fazla geldi ve daha ilk yılda üniversiteden ayrılmak zorunda kaldım. Üç ay sonra, yazarlıkta başarısız olduğuma karar vererek, yazmaktan vazgeçtim ve Klondikea altın aramaya gittim. Klondike, kendimi bulduğum yerdi. Orada kimse konuşmaz. Herkes düşünür. Gerçek bakış açınızı kazanırsınız. Ben de kendiminkini kazandım.

Edebi başarımın en büyük etkenlerini sormuşsunuz; şunlar olduğunu düşünüyorum:

Çok büyük şans. iyi sağlık, iyi beyin, zihnimle bedenim arasında iyi bir bağıntı. Sefalet. Ouida’nın1 “Signa”sını sekiz yaşımda okumuş olmam. Herbert Spcncer’ın “Philosophy of Style”ının üzerimdeki etkisi. Şimdi bir başlangıç yapmaya çalışanlardan yirmi yıl önce başlamış olmam.

Yukarıdaki her şeyden fazla, hakiki olmam ve gerçeklikten hiç ayrılmamam. Mikroskobik derecede küçük ya da kozmik ölçüde gülünç hususlarda bile; yakası kolalı gömleklerin boynumu acıtması gibi küçük bir ayrıntıda örneğin.

Sağlığım iyiydi yaşadığım her şeye karşın çünkü güçlü bir bedenle doğmuş ve açık havada, sert, zor, hareketli bir yaşam sürmüştüm. Eski Amerikan neslinden, Fransız ve Kızılderili savaşlarından çok önce buraya yerleşmiş İngiliz ve Galli bir soydan geliyorum. Belli bir niteliğe sahip beynim için bu kadarını söyleyebilirim.

Sefalet beni aceleci yaptı. Büyük şansım, sefaletin beni yok etmesini önledi. Neredeyse bütün istiridye korsanı yoldaşlarım sonradan asıldı, vuruldu, hastalıktan öldu ya da kalan yıllarını hapiste geçiriyorlar. Bunların herhangi biri on yedimden önce benim de başıma gelebilirdi büyük şansım olmasaydı.

Ouida’nın “Signa”sını okuyun. Ben onu sekiz yaşımda okudum. Öykü şöyle başlar: “Sadece küçük bir delikanlıydı.” Küçük delikanlı bir Italyan dağ köylüsüdür. Bütün İtalya’da tanınan bir sanatçı haline gelir. Bunu okuduğumda, yoksul bir California çiftliğindeki küçük bir köylüydüm. Okuduğum öykü, dar ufkumu genişletti; cüret ettiğim takdirde dünyadaki her şey mümkün olacaktı. Cüret ettim.

“Philosophy of Style”ı okuyun. Düşünce, güzellik, duyum ve heyecanı, beyaz kağıt üzerindeki siyah sembollere dönüştürmek için gereken karmaşık ve çok çeşitli işlemleri öğretmiştir bana; bu semboller okuyucunun gözünden beynine geçmekte, beyin tarafından, benimkilere büyük ölçüde uyan düşünce, güzellik, duyum ve heyecanlara dönüştürülmektedir. Bu bana, başka şeylerin yanı sıra okuyucunun beynini tanımayı, böylece onun beynini, benim düşünce, hayal ya da heyecanlarımı anlamaya yönlendirmeyi öğretti. Ayrıca, doğru sembollerin, okuyucunun beyin enerjisinden en azını harcamasını gerektiren; en yüksek beyin enerjisini, benim zihnimin içeriğini onun zihnine taşındığı biçimiyle anlayıp tatmak üzere kullanmasına izin veren semboller olduğunu öğrendim.

1 Ouida, İngiliz romancı Vlaria Louisc Ramenın (1839-1908) kitaplarında kullandığı adıydı (ç.n. ).

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Sabahattin Ali’den Mektup: Perişan bir haldeyim, beni seviyorsan üzülme!

Kapat