İkitelli’nin iki yüzü: Yaşayanlar İkitelli’nin gizli tarihini anlatıyor

1979 yılından itibaren İkitelli’ye pazarcı olarak gitmeye başladım: Halkalı, Atatürk Mahallesi, Güneşli, Bezirganbahçe, Kayabaşı, Mehmet Akif Mahallesi pazarları. Çift pazara giderdik, çünkü yarım günlük pazarlar vardı. O zamanlar orası tümden gecekondu bölgesiydi denilebilir. Çok yavaş olarak apartmanlar girdi, kaldı ki darbenin etkisiyle yarım kalmış bir sürü tek katlı binada kalmıştı. Zaten İkitelli’ye Parseller denirdi, hakikaten burası parsel parsel satılıyordu. Çok ucuzdu arsa fiyatları, tamamen emekçi mahalleleriydi. Ana cadde üzerinde odun/kömür satanlar, inşaat malzemeleri, adaklık kurban satan yerler. Hemen hemen hiç mağaza yoktu, insanlar giysilerini, önlüklerini, defter/kitaplarını pazardan alırdı.
Örneğin Halkalı halkının belediye başkanlığı için toplu oy verdiği bir seçim vardı: belediye başkan adayıyla yaptıkları pazarlıkta Caferi mezhebinden olanlar için bir mezarlık yeri vereceğine söz vermişti ve seçimleri kazandı. Hemen hiçbir ara sokakta asfalt yoktu. Gerçekten yolların kenarlarından dereler akardı. Oraya giden otobüsler bile yoktu, minibüslerle gidilirdi ve minibüslerin son durakları Halkalı’da biterdi. Sonra başka bir minibüse binilirdi. Resmi taksi bulunmazdı, insanlar arabaları olan ve bu işi yapan insanlarla pazarlık yaparak otomobile binerlerdi. Örneğin ben 12 Eylül darbesi olmadan bir bayram günü için ağabeyime yardıma gidiyordum, yollar “Bu işyerinde grev var” pankartlarıyla doluydu. Darbe oldu, ciddi bir terör estirildi, bir sürü insan işkenceden geçirildi ve başta Halkalı olmak üzere İslam’ın rüzgârı esmeye başladı, kendi mezhepsel bölünmeleriyle birlikte. Birkaç yıl geçmeden Halkalı Aşura günlerinde insanlar kendilerini zincirledikleri törenleri bir ritüel haline getirdiler. Ama seçimlerde Bakırköy’den ayrılıp Küçükçekmece ilçesi olduktan sonra sürekli olarak Sosyal Demokrat partiler seçildi, ta ki 2004 yılına kadar. Şurası ise bir gerçek ki, bölgenin imar planını hiçbir zaman yerel belediye belirlemedi, Mimarlar Odasının da açıkça belirttiği gibi şehrin büyük imar planları içinde yapılan değişiklikler bölgenin şeklini şemalini değiştirdi. Dahası zaten imar planı değişikliğinin ardından oraya gelen sermayenin kökeni hiçbir zaman İkitelli içinden olmadı. Ama burası Türkiye, resmi kurumlar büyük yanlışlar yapınca sivil toplum örgütleri ve aydınlar dava açsa bile, açıkça yasaları çiğneyerek hukukun neredeyse uygulanamayacağı gelişmeleri fiilen yürütebiliyorlar. Komik değil mi, Büyükşehir belediyesinin desteklemesiyle kaçak yapılaşma bir bölgede yaygınlaşıyor!
1994 yılından itibaren 2007 yılına kadar oturduğum yer İkitelli Atatürk Mahallesi oldu. İnsanlarla birebir olarak yıllarca konuştum, içlerinde bulundum, tuhaf değişime birebir tanık oldum.
1980’li yıllarda Özal Bolu civarında fay hattına tünel açıyoruz diye büyük bir şova dönüştürülen bir açılışla temel atmıştı, canlı yayında düpedüz bununla övünüyordu. O tünel hiç bitirilemeden, yaklaşık 1 milyar dolar harcandıktan sonra, 1999 depremlerinden sonra açılamayacak olduğu anlaşılana kadar sürdürüldü. İnşaat Özal’ın ölümünden sonra da devam etti. Ama basit bir şey var, yalnızca bölgenin değil iki kıtanın birleştiği bir bölgedeki fay hattına tünel açmakla övünmek, kusura bakmayın ama düpedüz aptallıktır. Sonuç iktisadi açıdan felaket oldu, ama eğer erken bitirilseydi doğal afet anlamında çok daha korkunç bir felaket olacaktı.
Aynı şey İkitelli içinde oldu. Burada o yıllarda bir sürü dere vardı. Hatta evlere su getirilmediği için bizim gibi İstanbul’dan Halkalı’ya gidenler oranın tuhaf suyunu içmekte bir hayli zorlanırlardı. Şebekeden su gelmezdi, sular klorlanmazdı, doğadan nasıl gelirse o su aynen kullanılırdı. Bu bölge imara açıldı, şehrin bu bölümü mütemadiyen büyüdü. Yine tuhaf bir şekilde TEM Otoyolu’nun bir bölümü de dere yatakları üzerinden geçiyordu. Hakikaten saçma ama Otoyolun bir kolu Atatürk Havalimanına bağlandı, o yol da dere yatakları üzerine kurulmuştu. Yine aynı şekilde bu yolun İkitelli Köprüsünden sayarsak solda Hürriyet’in binası, ilerlediğinizde sağda Sabah’ın Plazası, daha ileride bunlara İhlas Holdingin genel merkezi, İhlas Koleji eklendi, en son aşamada İstanbul Dünya Ticaret Merkezi gibi şaşalı isimli kompleks devreye sokuldu. Tekrar hatırlatmak gerekir, bunlar ya tam Ayamama deresinin üzerinde ya da bu derenin etekleri üzerine kuruludur. Bu bölgeye neler yapmadılar ki, Yeşillendirilecek bölge seçilen bu topraklar da Başakşehir konutlarını yaptılar, Emlak Bankası Toplu Konutlarını yaptılar, yüz binlerce insan kendi apartmanlarını diktiler, İstanbul’un içinde kalan pek çok zanaat bu bölgede inşa edilen komplekslere taşındılar. O da yetmedi bu alanın içine Olimpiyat Stadını yaptılar. Derelerin ıslah edilmesi dedikleri ise derenin iki kenarına –olabildiğince yatağı dar tutup- beton duvarlar dikmek oldu. Dereler aynı zamanda lağım kokmaya başladı, evet düpedüz buraları lağım kokuyordu. Bütün o bölgenin yeşilliği azaldıkça azaldı, yağmur yağıp ardından güneş açınca buralar sineklerin iktidarına teslim oluyordu. Hakikaten saçma ama yağmur yağınca otobanı sel basar mı? Bunun bir açıklaması var mı? Otobandaki Tırların su altında kalmasının bir açıklaması var mıdır?
Peki, şimdi bir başka konuya gelelim, Küçükçekmece belediyesine ve halkın kültürel kimliği konusuna. Çok açık söylenmesi gerekiyor, Parseller de 1994 sonrasında çok açık İslamcılar yerleşme mücadelesi verdi. Ama önce bölgede resmi kimlikli insanlar sivil kıyafetler içinde insanlara uyuşturucu sattı, kumarhaneler açıldı, pavyonlar eksik olmadı. Çok açık söylüyorum, gençlik içinde hırsızlık ve uyuşturucu kullanımı çok arttı, bunların arkasında özel girişimden daha çok başka yatırımları vardı. Benim tıraş olduğum berber bile iktisadi sorunların ardından başı ağrıyınca hap kullanıyordu. Yine tıraş olduğum berberde “kumarı bırakamadım, namaza başladım” diye kendi hikâyesini anlatan insanları dinledim. Esnaflarda “sadaka toplamaya başladı”, hayırlı işler için. On yıllar boyunca açılan kültür merkezlerini bezdiren, kapatan, basan polis Refah’ın çıkışıyla başlayan “tuhaf kültür merkezlerini özendirdi”: çünkü başta Doktorcular (Hikmet Kıvılcımlı) olmak üzere sosyalist sol bu bölgede on yıllarca çok ciddi çalışmıştı, yıllarca bu geleneği kırmak için inanılmaz şeyler yaptılar. İslami sermaye kendisiyle birlikte bölgeyi gericileştirdi. İnsanların giyimleri kuşamları alışkanlıkları değişti. “Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eylemleri sırasında yüzlerce insan sokaklarda saatlerce yürüyordu, hemen bütün kahveler bu yürüyüşler sırasında boşalıyor kapıda en azından yürüyüp slogan atanları seyrediyordu. Yürüyüş korteji elbette polislerin de takibi altındaydı. Yeşil bölge şimdi tümüyle bir inşaat alanı haline geldi. Son durak kilometrelerce geriye kaydı, son durağa kadar da tıka basa otobüsler dolu olmaya başladı. Birçok esnafa girdiğinizde Cehennemin azabı üzerine büyük nutukları cdlerden dinliyorsunuz alışveriş yapana kadar. Bu bakımdan yaklaşıldığında Tayyip’in öncülüğündeki yayılma programı felaketlerin maliyetine rağmen başarıya ulaşmıştır ve bölgenin iktisadi ve siyasi kontrolü ellerine geçmiştir. Temiz bir iş, cihada çıkınca kayıp vermeden olur mu?

Zahit Atam

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Tanımlanması Güç Bir Duygu AŞK – Aslı Zülal

Aşk, biz insanların yaşadığı en karmaşık, açıklaması en güç deneyimlerden biri. Aşkın tanımı kültürden kültüre, kişiden kişiye farklılık gösterse de,...

Kapat