IŞİD Neden yeniliyor, Bağdat’a yürüyüşü bir çaresizlik belirtisi mi? – Michael Knight

kürt kadınlarDünya medyasında pek çokları panik içinde, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) diye bilinen grubun Bağdat kapılarına dayandığı sonucuna varmış gibi gözüküyor. IŞİD, her zaman için Irak’ın belâlı “vahşi Batısı” olmuş olan Anbar eyaletinde çarpıcı başarılar elde etti ve Anbar da Bağdat’ın hemen yakınında. Öyleyse, bir sonra düşecek olan hedef Bağdat. ABD Başkanı Obama’nın Salı günü IŞİD’e karşı başvurulacak strateji ve taktikleri koordine etmek üzere 21 ülkenin savunma yetkililerini Andrews Hava Kuvvetleri Üssünde âcil konferansa çağırmış olması da muhtemelen bundan bağımsız değil.

Herkes sakin olsun. Aslolan şu ki IŞİD ve selefleri her zaman Bağdat’ta idiler. Irak’ın başkenti ve onun -“Bağdat kuşağı” diye bilinen- kırsal sayfiyeleri 2003 yılından beri dehşetli bir savaş alanı durumunda.

IŞİD’in Bağdat Uluslararası Hava Limanı’nın sadece 25 kilometre batısında yer alan üç yüz bin nüfuslu Felluce kentini ele geçirdiği 2014 yılı başlarından itibaren Bağdat’a karşı çok daha doğrudan bir tehdit oluşturduğu doğru. Ancak, IŞİD başkentin kuzey batısında uzanan Fırat vadisinde yer alan kasaba ve kentlerin ne kadarını ele geçirirse geçirsin, Bağdat, 2014’te Musul’un kapıldığı gibi felç edici bir paniğe kapılmayacaktır.

Nedeni şu: Musul, Şii önderlikli güvenlik güçlerinin sevilmediği ve Irak güvenlik güçlerinin ana gövdesinden kilometrelerce uzakta bulunan, çoğunluğu Sünni 1 milyonluk bir şehirdi. Bağdat ise yedi milyondan fazla nüfuslu, devasa bir seferberlik ruhuna sahip Şii milislerin ve düzenli güvenlik güçlerinin yuvalandığı çoğunluğu Şii olan bir kent.

Mao Zedung gerillanın “halkın arasında balığın suda yüzdüğü gibi yüzmesi gerek”tiğini söylemişti. Ne var ki IŞİD, Bağdat’ta bir Musul yaratmaya kalkıştıysa kendisini piranhalar arasında yüzüyor bulacaktır.

İşin gerçeği, Bağdat’a bu sonbaharda yönelmiş olan tehdit, IŞİD’in Irak’ta savaşı kazanıyor olmasından çok, belki yavaşça ama düzenli olarak yitiriyor oluşundan kaynaklanıyor. IŞİD bütün orta-kuzey Irak boyunca, Sünni aşiretlerden, Şii milislerden, Irak askerlerinden, İranlı danışmanlardan ve ABD hava kuvvetlerinden oluşan ortak güçlerin meydan okumasıyla karşılaşıyor. Örgüt, tuhaf silah arkadaşlarının bu savaş meydanında kazanmış olduğu konumu korumaya çalışıyor ve şimdi Bağdat’a büyük bir zafer için duyduğu çaresiz ihtiyaçtan dolayı yürüyor olabilir. IŞİD, Suriye’deki Kürt sınır kenti Kobanê gibi bazı marjinal noktalarda ilerleme kaydediyormuş gibi görünse bile Irak içinde bocalıyor ve harekâtını yeniden canlandırabilmek için yeni bir cephe açmaya ihtiyaç duyuyor.

IŞİD’e karşı son zamanlarda kazanılmış fazla fark edilmeyen zaferlerden bazıları: Ekim ayının ilk günlerinde -genellikle amansız rakipler olan- Kürt peşmerge güçleriyle (Arap) Şammar konfederasyonunun üyesi Sünni aşiretler işbirliği yaparak üç günlük bir yıldırım savaşı sonunda Irak ve Suriye’deki IŞİD denetimindeki topraklar arasında bağlantı noktası olan Rabia sınır kapısını yeniden ele geçirdiler. Bağdat’ın 45 mil kuzeyindeki Zuhuliya kentinde Sünni Caburi konfederasyonuna bağlı aşiret güçleri, hem Irak ordusuyla hem de daha şaşırtıcı olarak İran destekli Ketaib Hizbullah hareketine bağlı Şii milislerle işbirliği içinde IŞİD’cileri topraklarından çıkarıyor.

Kerkük yakınlarında, bir başka Sünni aşiretler topluluğu olan Ubeydi konfederasyonuna bağlı Araplar, IŞİD’e karşı Şii Türkmen aşiretleri ve Kürt güvenlik güçleriyle işbirliği başlatıyor. Irak hükümeti Haziran ayından bu yana ilk defa, güvenlik güçlerinin IŞİD’in doğu kanadında yeni bir cephe açabilmesini sağlamak üzere Bağdat’tan Kerkük’e tank ve takviye güçleri gönderebiliyor.

Bütün bunlar IŞİD’in hemen tepe taklak yuvarlanıp gideceği anlamına gelmiyor. İslam Devleti’nin Ekim başlarında, Anbar vilayetinde birkaç küçük garnizonu düşürerek, yüz bin nüfuslu Hit kentinin bazı kesimlerini ele geçirerek ve Anbar eyaletinin merkezi Ramadi kentinin büyük bölümünden güvenlik güçlerini çıkartarak bazı sağlam darbeler indirmiş olduğuna kuşku yok.

Ancak genel manzaraya bakıldığında, IŞİD’in Sünni aşiret isyanlarına tepkisi -aşiretlere karşı gönderilen intihar bombacıları ve düzenlenen suikastler- sadece aşiretlerin kararlılığını pekiştirmeye yarayacaktır. IŞİD halen, kuzey Irak’ta elinde tuttuğu topraklara karşı yönelen baskıları hafifletmek ve yeni bir cephe açmak zorundadır.

Bağdat’ın önemi işte bu noktadadır. IŞİD eğer Irak’ta inisiyatifi yeniden ele geçirmek istiyorsa, Anbar’da olan bitenlerden bağımsız olarak, hayatî bir noktaya, hassas bir noktaya darbe indirmek zorundadır. Irak gözlemcileri IŞİD’in Bağdat’a hamlesini aylardır beklemekteydi ve bunlardan birçoğu bunun hâlâ neden gerçekleşmemiş olduğunu merak etmekte.

Fırsat bulamadığından değil. IŞİD 2014 Haziran’ından daha bile önce Bağdat’ın iç kesimlerinde iyice yerleşmişti: İslam Devleti militanları Mayıs ayında ABD büyükelçiliğine sadece 15 mil uzaklıktaki Ebu Garib mahallesinde büyük bir tantanayla 75 araçlık bir konvoyla geçit töreni yapmıştı. Daha da korkutucusu, Bağdat’ın tek uluslararası havaalanını çalışmaz hale getirecek füze saldırılarını önlemek için yapılabilecek pek az şey var.

O zaman IŞİD neyi bekliyor?

Kuzey ve batı Irak’taki Sünni bölgeleri üzerindeki denetimlerini pekiştirmeye çabalarken Şii metropolisi Bağdat’ı bir anda ele geçiremezler. Karşı terörizm analisti Daveed Gartenstein-Ross’un ustalıkla işaret ettiği üzere, Irak ve Suriye’deki daha önemli misyonlarını ertelemek pahasına kafayı Kobanê’ye takmış gibi de gözükebilirler.

Bir beklentileri batı Bağdat’ın, kuzey batıda IŞİD hâkimiyetindeki Cezire çölüne açık Sünni mahallelerinde çıkabilecek bir isyan olabilir. Böyle bir isyanın başarılı olması ya da Bağdat Sünnilerinden önemli bir destek bulması gerekmez. IŞİD’in hesabı, böyle bir isyanın Şii milislerinden gelecek bir temizlik harekâtını tetiklemesi, bunun da bütün Sünnileri Bağdat’a kavgaya koşmaya sürüklemesi üzerinedir.

IŞİD, 22 Temmuz 2013’te sıkı koruma altındaki Ebu Garib hapishanesine saldırarak 800 tutukluyu serbest bıraktığındaki gibi ibretlik bir terörist saldırıya da kalkışabilir. Saldırılara açık batı Bağdat’ta yer alan ve isyancıların kol gezdiği çiftlik arazilerine yakın bulunan Bağdat Uluslararası Hava Limanı böyle bir saldırının baş hedefi olabilir. ABD ortak genelkurmay başkanı General Martin Dempsey 12 Ekim’de ABC televizyonunun haftalık haber programında verdiği demeçte “IŞİD hava limanının 20-25 kilometre yakınına geldiği ve hava limanını atış menziline aldığı için” buradan kalkan Apache helikopterlerinin bazı hedefleri vurduğunu söyledi.

Ama en muhtemeli, IŞİD’in sadece Kerbela katliamının yıldönümü (Aşura) ve bunun 40. gününde (Erbain) anma törenleri düzenleyen Şii hacılara karşı düzenlediği yıllık kıyımlarından birine hazırlanıyor olmasıdır. 3 Kasım’da başlayacak Aşura haftası sırasında Bağdat, hemen güneybatısındaki Kerbela’ya gitmek üzere başkente gelen milyonlarca hacı ile dolup taşacak. Bu hacıların çoğu Bağdat ile Kerbela arasındaki 75 kilometreyi yürüyerek aşacak. Yolun 10 kilometrelik bölümü Bağdat’ın güneyinde yer alan IŞİD kontrolündeki şiddetli çatışmalara sahne olan Cufr es-Sakr bölgesinden geçiyor. Kalabalıkları hedef alan havan mermilerine, bomba yüklü araçlara ve intihar bombacılarına tanık olmayı bekleyebiliriz.

IŞİD’in Bağdat kapılarında bulunmasının gerçek anlamı da bu -hareket dinsel merkezlerin ve ana ulaştırma ağlarının yakınına tehlikeli bir biçimde yerleşmiştir ve yılın Şiiler için en hassas döneminde mezhepler arası bir boğazlamayı kışkırtmayı hedefliyor olabilir. Irak güvenlik güçleri Aşura ve Erbain günlerini yıllık imtihanlar olarak görmektedir ve son yıllarda IŞİD’in ve onun içinden çıktığı daha önceki militan örgütlerin neden olduğu kargaşayı sınırlamakta önemli başarılar kaydetmiştir.

Bu yıl Irak ordusu ve müttefiki olan Şii milisler, ABD’nin hava desteğiyle IŞİD’i Bağdat ile Kerbela arasındaki hac yollarından geri sürmek için büyük mücadele veriyor ve bazı başarılar kazanmış bulunuyor. Hacıları korumak ve IŞİD’in Bağdat üzerindeki hesaplarını boşa çıkarmak, yeni yeni yeniden toparlanmakta olan Irak güvenlik güçlerinin önündeki yeni sınavdır çünkü düşman gerçekten Şii dünyasının kapılarına dayanmış bulunmaktadır.

Kaynak: Politico Magazine
Çeviri: A. Ercüment Özkaya

Makalenin yazarı Washington Institute for Near East Policy üyesi Michael Knight, Irak’ı düzenli olarak ziyaret etmektedir ve ülkenin 18 eyaletinin her birinde çalışmıştır.

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
“Dünyayı yeniden kederlerle kuracağım” Havuz Başı – Sait Faik Abasıyanık
Kötülük ve Özgür İrade: Her insana şöyle söylemeli “İnsan olarak haysiyetini unutma” – Voltaire
Kapat