Prof. Henri J. Barkey: Kobane ister düşsün, ister kalsın artık Kürtlerinin kimlik tanımlama sorunu

Prof. Henri J. BarkeyKobanê direnişinde görülen önemli bir sosyal konu; direnişin efsanevi karakterinin yanı sıra, direniş hareketinin oldukça benzersiz bir yanı daha var: Kentin savunması mücadelesinde Kürt kadının rolü. Kadınları köleleştiren, tepeden tırnağa kara bir örtü içine sokan İslam devleti örgütüyle (IŞİD) mukayese edildiğinde, erkeklerle aynı saflarda vatan savunması mücadelesi vererek ölen çok sayıda kadının olduğu Suriye Kürtleri Demokratik Birlik Partisinin (PYD) bu özelliği bilhassa dikkat çekici bir durumdur. Sosyal medya üzerinden ve geleneksel medya kuruluşları yayınlarında, yurt savunma cephesinde ereklerin yanında saf tutan Kürt kadınlarının gösterdikleri kahramanlık ve fedakârlık hikâyelerine yer veriliyor.

Ortadoğu alevler içinde / Kobanê’nin anlamı

Kürt kantonu Kobanê, bu aşamadan sonra, ister düşsün, ister kalsın, Türkiye ve Suriyeli Kürtlerinin artık ulus ve kimlik tanımlama sorunu haline geldi.

Suriye Kürdistan’ı/ Rojava Kobanê kenti birkaç haftadan beri İslam devleti (IŞİD) örgütünün amansız kuşatması altında. Kenti savunan Kürtler, şaşırtıcı bir şekilde, direniş gösteriyor ve bu vahşi kuşatmaya meydan okuyorlar. Kobanê ister düşsün, isterse kalsın, 1988’de Halepçe kentinin Irak Kürtleri için olduğu gibi, Türkiye veya Suriye Kürtleri için artık ulus ve kimlik tanımlama sorunu haline geldi.

Menfur Halepçe katliamı, bugün artık Kürdistan Bölgesel Yönetimi olarak adlandırılan, Kuzey Irak/Irak Kürdistan’ı Bölgesel Yönetiminin ilan edilmesinin ve siyasal düzenlenmesini yolunu açtı. Saddam Hüseyin rejimi, Irak Kürtlerine reva görülen, 1988’de yaşanan Anfal soykırım olayında, İran sınırına yakın bir bölgede bulunan Halapçe kenti halkının daha uykusundan uyanmamışken, 5000 sivil nüfusa soykırım yapmak üzere kimyasal silahları kullandı. Halepçe kenti, uğradığı bu zulümden sonra, beklenmedik bir şekilde, dünya kamuoyu nazarında insanlığa karşı suç işleme olaylarına önemli örnek bir durum olmasının yanı sıra, Kürtlere reva görülen kitlesel soykırıma hayır demenin bir sembolü haline geldi.

Bu soykırım olayı Kürtlerin hafızasında, dünyanın bir kez daha tepkisiz kaldığı ve sesizce beklediği yeni bir zamanı işaret ediyordu: Kürtler, karşı karşıya kaldıkları sonu belirsiz çıkmaz bir yola giriyorlar, muktedirlerin ihtişamlı stratejik amaçlarına sunulan kurban oluyorlardı. Saddam Hüseyin o dönem, daha büyük bir tehdit olan Iranla savaş halinde olup, hedefine kilitlenmiş durumdayken, Batının desteğini alıyordu.

Bugüne kadar gelişme kaydedildi: Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Hava Gücü, (Kürt Kantonu) Kobanê dolaylarında bulunan IŞİD örgütü mevzilerine havadan bombardıman saldırısı düzenleyinceye kadar, şehir halkı düşmana karşı savaşmak üzere kaderine terk edilmişti. Obama yönetimi ilk başlarda, Rojava Kürtlerine yardım edilmesi konusunda ürkek davranırken ve Türkiye’nin gösterebileceği tepki karşısında endişe duyarken, daha sonra Kobane’nin kenar semtlerine kadar ilerleyip, şehri kuşatma altına alan IŞİD örgütü güçlerine bombardıman saldırısına başladı.

Kobanê olayının bölge üzerinde iki farklı etkisi olacak: İlki ve en önemlisi, Kürt halkının uluslaşma olgusu inşası ve Kürt sorununun konsolidasyonu üzerinde önemli bir belirleyici etken olur. Kobanê savunmasını yapan Kürtlerin kısa sürede Kürt dilinde kahramanlık edebiyatı geleneğinin gelişmesine katılmasına yol açacak. Irak Kürdistan’ı savunma güçleri, Irak Ordusundan bağımsız olarak, daha birkaç ay önce, IŞİD örgütünün kararlı saldırısı karşısında yetersiz kalmış ve geri çekilmişti. Kobanê savunması ne kadar zaman alırsa, savaşçıların kahramanlık edebiyatında itibarı da o kadar etkili olacak (şimdiden efsanevi edebiyatın gelişme kısmına başlanmış bile). Kobanê direnişinde görülen önemli bir sosyal konu; direnişin efsanevi karakterinin yanı sıra, direniş hareketinin oldukça benzersiz bir yanı daha var: Kentin savunması mücadelesinde Kürt kadının rolü. Kadınları köleleştiren, tepeden tırnağa kara bir örtü içine sokan İslam devleti örgütüyle (IŞİD) mukayese edildiğinde, erkeklerle aynı saflarda vatan savunması mücadelesi vererek ölen çok sayıda kadının olduğu Suriye Kürtleri Demokratik Birlik Partisinin (PYD) bu özelliği bilhassa dikkat çekici bir durumdur. Sosyal medya üzerinden ve geleneksel medya kuruluşları yayınlarında, yurt savunma cephesinde ereklerin yanında saf tutan Kürt kadınlarının gösterdikleri kahramanlık ve fedakârlık hikâyelerine yer veriliyor. Kobanê savunmasında kadınların saf tutması ve özellikle savaş alanına çıkması olgusu, daha şimdiden Kürt kahramanlık edebiyatı ve yaratıcı hayal gücünde yerini aldı bile.

Türkiye hükümetinin, Türkiye Kürtlerinin isyan hareketi olan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile barış sürecini başlatmak üzere daha önceden cesur bir girişimde bulunmasına rağmen, Kobanê direniş olgusu, başta Türkiye Kürtleri olmak üzere, dünya’daki bütün Kürtleri seferber etmiştir. Türkiye hükümetinin gelinen aşamada ikilemle karşı karşıya kalması, barış süreci görüşmelerinde PYD açısında bir anlamda zafer gibi olsa da, şayet, PKK’nin bir kolu olmasaydı, müttefik bir taraf olabilecekken, bundan sonra yalnızca PKK’nin pazarlık gücünü artırmayacak, aynı zamanda, Irak Kürdistan’ı Bölgesel Yönetiminin yanı sıra, potansiyel olarak diğer bir Kürdistan Özerk bölgesinin kurulmasına olanak sağlayacak. Bu potansiyel oluşum, Ankara’nın düşünce dünyasında stratejik bir felakete karşılık gelmektedir. Çünkü böylesi bir potansiyel oluşum, doğal olarak, Türkiye Kürtlerinin de aynı talepte bulmasına neden olabilecek. Türkiye’de, Kobanê’de yürütülen savaşı protesto gösterileri sırasında, daha şimdiden 36 kişi öldü.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yatıştırıcı söyleminin aksine, Türkiye hükümeti, kısa vadede yeni büyük bir mülteci akınına neden olsa bile, PYD hareketinin Kobanê’de yenilgisini görmeyi tercih eder. Türkiye hükümetinin, Alman ozanı ve oyun yazarı (1748-1832) Wolfgang von Goethe’nin önlü şiirsel oyunu Faust eserinde, başkahramanın karşıya kaldığı başka bir tercih şansı olmadığı durumda olduğu gibi (Faustian choice) başka da bir şansı yok zaten. Bundan sonra yapabileceği fazla bir şey kalmadı. Dahası, Türkiye hükümeti, hedefinin İslam devleti örgütü (IŞİD) değil de, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın olduğunu söyleyen Washington’a, yani Türkiye’nin ilk ve şimdide yabancı gibi duran, en önemli müttefiki Obama yönetimi politikasına karşı kararlı bir adım atması mümkün olmasa da, pazarlık yapma girişiminde bulunacak. Türkiye’nin pazarlık yapma girişimi, Washington’un Ankara’nın tercihlerini dikkate almamasına yol açabilir ve (en azında IŞİD mevzilerine bombardıman faaliyetine devam edilmesi yönünde), Türkiye hükümetinin şimdiye kadar hep küçümsediği ve düşman olarak telaki ettiği, PYD ile işbirliği yapılmasına neden olabilir.

CENTCOM Komutanı Lloyd Austin’in Suriye Kürtlerine önemli övgüler yapmıştı: Şöyle ki; “Kürt savaşçıları daha önce kaybedilmiş topraklarını geri aldılar”. Topraklarını savunmada direniş göstererek, “cesurca savaştıklarını” da ilave etti. Türkiye’nin itirazına rağmen, ABD’nin Suriye/Rojava Kürtlerine yardım etme kararı, liderleri şimdiye kadar Türkiye ile yakın işbirliği içinde olan Irak Kürdistan’ı üzerinde ciddi yansımaları olacak. Ankara şimdiden hasar kontrol çalışmalarına başladı bile: Başbakan Yardımcılarından birisi pişkin bir şekilde, “ABD’yi Kobanê’de PYD’ye yardım etmeye ikna eden yine Türkiye olduğunu” iddia etti.

Kobanê kantonu IŞİD güçlerinin eline düşebilir, ya da her zamanki hayatına devam edebilir; ancak, Kobanê halkı küçükte olsa bazı önemli kazanımlar elde etti. Kürtler bu kazanımlarının, Halepçe kentinde yaşananlardan dolayı, Iraklı kardeşlerinin çığlıkları dayanışma göstermek üzere bir araya gelmelerine neden olduğu gibi, Suriye ve Türkiye Kürtlerinin direniş göstermek üzere dayanışma çığlığı olabileceğini tahmin bile edemezlerdi. Ayrıca Kobanê kantonunun bu kaderi, dünya kamuoyu dikkatlerini bir kez daha bölgedeki (kangren olmuş) Kürt sorunu üzerine çekmiştir.

Henri J. Barkey
Bethlehem/Penssylvania’da, Lehigh Üniversitesinde U
Çeviren: Nizamettin Karabenk (Özgür Üniversite)
Kaynak : www.the-american-interest.com

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Dostoyevski: “Mistik bir insan değilimdir. Batıl inançlarım yoktur. Fala inanmam…”

Geçen yılın 22 Mart akşamı garip bir olay geçti başımdan. Bütün gün dolaşmış, kendime bir daire aramıştım. Oturduğum yer pek...

Kapat