Gazeteciğin Baskı Gücü – Pierre Bourdieu

Burada konu, “gazetecilerin sahip oldukları erk” değil -“dördüncü erk” olarak gazetecilik de değil- ama pazarın (okurlar ve ilan verenler) taleplerine giderek daha fazla boyun eğen bir gazetecilik alanındaki mekanizmaların, önce gazeteciler (ve gazeteci-entelektüeller) üzerinde, sonra da ve kısmen onlar aracılığıyla, kültürel üretimin farklı alanları, edebiyat alanı, sanat alanı, bilim alanı üzerinde uyguladıkları baskı gücüdür. Dolayısıyla, kendisi de pazarın baskıları altında ezilmiş olan bu alanın yüklediği yapısal baskının, farklı alanların içindeki güç dengelerini, orada yapılan ve orada üretilen şeyi etkileyerek, fenomen olarak çok farklı bu evrenler içinde çok benzer etkiler yaparak, az ya da çok derinlemesine bir şekilde nasıl değiştirdiğinin incelenmesi söz konusudur. Bu inceleme, birbirine karşıt iki hatadan, hiç görülmemiş şey yanılsaması ile hep böyle olur yanılsamasından birine ya da ötekine düşmeden yapılmaya çalışılacaktır.

Gazetecilik alanının ve onun aracılığıyla da pazarın mantığının, en özerk olanları da dahil olmak üzere kültürel üretim alanları üzerinde uyguladığı baskı gücü, hiç de radikal bir yenilik değildir: geçen yüzyılın yazarlarından alıntılanacak metinlerle, o gücün, bu korunmuş evrenlerin içinde yarattığı en genel etkiler, tümüyle gerçekçi bir tablo halinde ve hiç güçlük çekmeden ortaya konabilirdi.1 Ama, türdeşliklerin etkisiyle ortaya çıkan buluşmaların ötesinde, görece hiç rastlanmadık özellikler sunan halihazırdaki konumlanışın özgüllüğünü yok saymaktan kaçınmak gerekir: televizyonun gelişmesinin gazetecilik alanı içinde ve onun aracılığıyla, kültürel üretimin bütün öteki alanları içinde yarattığı etkiler, yoğunluk ve genişlikleri bakımından, sanayi edebiyatının, büyük basın ve tefrika yöntemiyle ortaya çıkışının yazarlarda, Raymond Williams’a göre “kültür”ün modern tanımlarını getiren öfkeli tepkiler ya da isyanlar doğurarak yol açmış oldukları etkilerden, kıyaslanamayacak kadar daha önemlidirler.

Gazetecilik alanı, biçim ve etkinlikleriyle onun kendi yapısına, yani farklı gazete ve gazetecilerin, dış kuvvetlere, okur pazarının kuvvetleri ile ilan veren pazarının kuvvetlerine kıyasla sahip oldukları özerkliklerine göre dağılımına bağlı olan bir etkiler bütününün ağırlığını, kültürel üretimin farklı alanları üzerinde duyurur. Bir yayın organın özerklik derecesi hiç şüphesiz ilanlardan ve devlet yardımından (ilan ya da sübvansiyon şeklindeki) kaynaklanan gelirlerinin payına ve aynı zamanda da ilan verenlerin yoğunluk derecesine göre ölçülür. Herhangi bir gazetecinin özerklik derecesine gelince, bu önce basındaki yoğunlaşma derecesine bağlıdır (basın, potansiyel işverenlerin sayısını azaltmak suretiyle iş güvensizliğini artırır); sonra da gazetecinin çalıştığı gazetenin gazeteler uzamı içindeki konumuna, yani az çok “entelektüel” ya da “tecimsel” kutuplardan birine yakın oluşuna bağlıdır; daha sonra, gazete ya da basın organı içinde, sahip olduğu farklı statü güvencelerini (özellikle ünlenmeye bağlı olan) ve aynı zamanda da ücretini (halkla ilişkilerin yumuşak biçimlerinde asgari zafiyet ve sermayedarların baskı gücünün uygulanma alanı bulduğu iaşe ya da ücret sağlayan işler karşısında da asgari bağımlılık etmeni) belirleyen konumuna (kadrolu, parça başı çalışan, vb.) bağlıdır; ve nihayet enformasyon üretimindeki özerk yeğinliğine bağlıdır (bilimsel konuları basitleştirerek işleyenler ya da ekonomi muhabirleri gibi bazı gazeteciler, özellikle bağımlı durumdadırlar). Nitekim şu çok açıktır ki, farklı erkler ve özellikle de hükümet mercileri, yalnızca uygulayabilecek güçte oldukları ekonomik zorlamalar aracılığıyla değil, ama aynı zamanda da meşru enformasyonun tekeli -bilhassa resmi kaynaklar- olmanın verdiği yetkiyle, her türlü baskıyı uygulayarak hareket ederler; bu tekel, hükümet yetkililerine ve idareye, örneğin polise, ama aynı zamanda yargısal, bilimsel, vb. yetkililere, önce, onları gazetecilerle karşı karşıya getiren mücadelelerindeki silahları sağlar ve onlar, bu mücadele içinde, enformasyonları ya da bunları aktarmakla yükümlü edimcileri kullanmaya çalışırlarken, basın da kendi yönünden, elde etmeye çalışmak ve özel haber niteliğinden emin olmak için, enformasyonu elinde tutanları kullanmaya çalışır. Devletin en yüksek yetkililerine, eylemleriyle, kararlarıyla ve gazetecilik alanı içindeki müdahaleleriyle (mülakatlar, basın toplantıları, vb.) gündemi ve kendilerini gazetelere dayatan olayların aşamalı-düzenini belirleme yeğinliğini veren olağanüstü simgesel erk de unutulmamalıdır.

Pierre Bourdieu
Televizyon Üzerine
Çeviren:Turhan Ilgaz

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
İnsan sesinin büyüsü; Zulal “Notes to a crane” albümü ve seçilmiş şarkıları

Kapat