Halil Cibran: “Yalnız bir kere dilsiz kaldım, biri bana, ‘Kimsin sen?’ diye sorduğu zaman.”

Sessizliğin iç zenginliğini keşfeden şair: Halil Cibran

Edebiyat, insanı çağırır!
Şiir bu çağrının en son aşaması, zirvesidir.
Şiirin nefesi, diğer yazı türleri gibi kâğıt üzerinde donup kalmaz, kayıt altında tutulamaz.
Bu yüzden şiirin sözü nefes alıp verir hep; onun yaşamının sıcaklığı sonsuzluktur bana göre.
Şiirin sonsuzluğunun yaratıcısı olan şair de, aslında kendi sonsuzluğunun peşine düşerek doğurmuştur şiirinin sonsuzluğunu; çünkü kendi kalbine hükmedememektedir o.

O kalp ki, her türlü yaraya ve sevgiye açıktır sonsuza dek.

“Şair, sarayının külleri üzerinde oturan,
tahttan indirilmiş bir kraldır;
küllerden bir biçim, bir resim
bir söz bulutu,
bir toz bulutu tasarlamaya çalışan.”

Halil Cibran’ın, şairi yerleştirdiği bu boşlukta; bu bize olan uzaklık ve mütevazı yücelik içinde; sözün bilgisiyle müziği ve yine sözün resmiyle bulutsu büyüsü savrulup duruyor sanki.

Bizlerin çok uzağındaki bir hakikattir bu.

Söz bulutunun girdabı içinde sürekli yoğrulan bir hakikat!

“Şiir bir fikrin, bir kanının ifadesi değildir.
Bir şarkıdır o, kanayan bir yaradan yükselen
yahut gülen bir ağızdan çıkan.”

Şiir yalnızdır!

Şair Halil Cibran da bu şiirin şairidir!

Bizleri o muhteşem yalnızlığını paylaşmaya davet ediyor; yeniden yayımlanan Kum ve Köpük ile Kaçık adlı kitaplardaki şiirleriyle.

Ama onun yalnızlığının huzurunu bozmadan yapmalıyız bunu:

“Hey arkadaşım, yoldaşım, benim!
diye seslendiğinde,
ben de sana, ‘Hey, yoldaşım, arkadaşım!’
diye karşılık veriyorum, o kadar –
görmeni istemiyorum çünkü,
indiğim cehennemi.

Gözlerinin nurunu söndürür
alevler, çünkü, senin,
dumanlar burnunu yakar.

Ama cehennemimi seviyorum ben,
senin ziyaretine razı olamayacak kadar.

Ve yalnız olmak istiyorum orada da,
kendi cehennemimle, öyle, yalnız…”
(Kaçık’ta yer alan “Dostum” şiirinden)

Arap asıllı Halil Cibran 1883 yılında Lübnan’da doğmuş, 1931 yılında 20 yıldan beri yaşadığı ABD’de, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak, yalnızlık ve yoksulluk içinde ölmüş. Eserlerini Arapça, İngilizce yazan şair ve filozof, Fransa’dayken bir süre heykeltıraş Rodin’in atölyesine de devam etmiş. Halil Cibran’ın resimleri dünyanın en önemli galerilerinde sergilenmiş, şiirleri birçok dile çevrilmiştir.

Onun şiirlerinde (metinlerinde) ve resimlerinde, insanı derinden etkileyen bir felsefi yapı vardır. Daha 1920’lerde varoluşçuluğun felsefi ve poetik temellerini atmıştır bana göre:

“Yalnız bir kere dilsiz kaldım,
biri bana, ‘Kimsin sen?’
diye sorduğu zaman.”

Halil Cibran, bu coğrafyanın bütün şairleri ve filozofları gibi binlerce yıllık kadim bir geleneğe sahip çıkarak duygu ve düşünce yolunu insanın içinden başlatmış, ve bu iç âlemde gezinerek hakikati aramıştır. Onun metinleri bu iç hakikatin dışa sızan işaretleridir aslında. Ki, ezoterik bir hâl içindedirler.

Parçalanamayacak bir hakikattir bu.

Ve bütünüyle insana aittir:

“Daha dün kendimi,
uyumsuz titreşimlerle
hayatın göğünde dolaşan
bir toz zerresi olarak görüyordum;

Bugün ve işte şimdi biliyorum ki,
gök benim, ben kendim;

ve uyumlu toz zerreleri halinde
bu, içimde dolaşıp duran da
hayatın kendisi.”

Halil Cibran, sessizliğin iç zenginliğini keşfetmiş ve burada insanın başkaldırı gücünü görmüş, bunu da açıkça dillendirmiştir:

“Baskıya başkaldırmayan kişi
kendine karşı adaletsizdir.”

Onun sessizliğinin şaire ait duygu ve düşünce evrenine nüfuz edebilirsek şayet bilinen en büyük güç olduğunu anlarız; hem de en adilinden.

Diyor ki,

“Bana sessizlik verin,
sizin için geceyi yerinden oynatayım.”

Kum ve Köpük ile Kaçık’ta, diğer bütün eserlerinde de , Cibran’ın öğretisi diyebileceğimiz o özel kelam; niceliği ve niteliği kolayca tesbit edilemeyecek boyutlarda.

İnsan bu yalın ama derinlikli ve çok açılımlı kelamı anlamada hem zorlanıyor hem de heyecanlanıyor. Halil Cibran’ı farklı okumalar içinde anlamaya çalıştığımızda; hayatı, insanı, doğayı, sanatı, aşkı, tanrıyı, güzeli, tutkuyu; bizim zihnimize, duygumuza, fikriyatımıza kodlanmış olan değerlerin, kriterlerin çok ötesinde bir bakış açısıyla, bir gözle değerlendirmeye çalışıyoruz.

Ama, bu hiç de kolay olmuyor tabii.

O bizi kendimizle değil de, bu kodlanmışlığımızla baş başa bırakıyor çünkü.

Şair Cahit Koytak, Halil Cibran’ın şiirlerini her kelimesine her hecesine nüfuz ederek, anlamlarını hiç eksiltmeden, hatta çoğaltarak, mükemmel bir Türkçe ile çevirmiş.

Halil Cibran’ın kitapları başucu kitabıdır, hayat kılavuzudur çünkü. Sık sık değişik yayınevlerinden yayınlanır ama, ben Cahit Koytak’ın çevirisini aramanızı öneririm.

Pakize Barışta
3 Eylül 2012

Kum ve Köpük, Kaçık, Halil Cibran, Çeviren: Cahit Koytak, Kapı Yayınları

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Perinçek’in Sanatçılarla Sorunu ve Erdoğan’la Bitişi… – Ahmet Nesin

Geçenlerde 3 ayrı sanatçılar grubu barış için imza kampanyası yapmışlar. Bir grup sanki savaşı PKK açmış gibi davranmış ve ona...

Kapat