Gerçekliğin Gaspı, Evrensel Yalan Sistemi – Eduardo Galeano

GERÇEKLİĞİN GASPI

Harita bile yalan söylüyor. Dünya coğrafyasını, dünyayı olduğu gibi değil, sahipleri nasıl emrediyorsa öyle gösteren bir haritadan öğreniyoruz. Okullarda ve her yerde kullanılan geleneksel kürede, Ekvator merkezde değil, kuzey üçte ikiyi işgal ediyor, güneyse üçte biri. İskandinavya aslında üç kat küçükken Hindistan’dan büyük görünüyor; Sovyetler Birliği aslında çok daha küçük olduğu halde Afrika’nın iki katı. Latin Amerika dünya haritasında Avrupa’dan daha az, Birleşik Devletler’le Kanada’nın toplamından çok daha az yer kaplıyor; aslında Latin Amerika Avrupa’dan iki kat büyük ve Birleşik Devletler ile Kanada’nın toplamından çok daha büyük olduğu halde.

Bizi küçülten harita diğer her şeyin de simgesi. Çalınmış coğrafya, yağmalanmış ekonomi, çarpıtılmış tarih ve gerçekliğin gündelik gaspı: Üçüncü Dünya denilen ve üçüncü sınıf insanların yaşadığı yer daha az yer kaplıyor, daha az yiyor, daha az hatırlıyor, daha az yaşıyor ve daha az söylüyor.

EVRENSEL YALAN SİSTEMİ

Yıllar önce Polonya’daki işçi ayaklanmasına açık bir sempatiyle yaklaşan bir makalemde, çok kötü karşılanan bir gözlemimi yazmakta sakınca görmemiştim. O gözlemimin doğru olduğuna inanmaya devam ediyorum hâlâ: Eğer Lech Walesa Guatemala’da doğsaydı, demiştim, daha ilk grevde onu paramparça ederlerdi ve bu cinayet dünyanın en büyük gazetelerinde tek bir milim, en büyük televizyon kanallarında tek bir saniye yer almazdı.

Guatemala 1954 işgalinden beri, Latin Amerika’nın en uzun ve en sistematik kıyımına maruz kaldı. Haberlerin uluslararası ölçekte üretimini ve tüketimini kontrol eden fikir imalatçıları omuz silktiler. Guatemala’da kan haber değildir. Askeri terör ve sefalet “doğal” karşılanır. Buna karşılık depremler öyle değildir: Şubat 1976’da toprak titreyip yirmi beş bin Guatemalalı’yı öldürdüğünde dünyanın pek çok yerinden kalabalık bir gazeteci güruhu geldi. Bu gazetecilerden birkaçı, Guatemala’da yirmi beş binden fazla insanın aynı yıllarda ordunun örgütlediği ölüm mangaları tarafından katledilmiş olmasına biraz ilgi gösterdiler. Ama tek bir yılda yirmi beş binden fazla insanın sessizce öldüren açlık tarafından katledildiğini öğrendiklerinde neredeyse hiçbiri ilgi göstermedi. Yoksul ülke, yerlilerin ülkesi: dehşet bir alışkanlık.

Hepimiz bu çokuluslu programların ve uydu yayınları dünyasının sakinleriyiz; ama Orwell’in de diyeceği gibi, bazıları diğerlerinden daha sakin. İletişim merkezileşti. Gezegende olan her şey iktidar merkezlerinde tercüme ediliyor, uluslararası bir yalan sistemine tercüme ediliyor. Kitlesel yayının imaj ve görüntülerine dönüşmüş olarak geri gönderiliyor. Nesnellik mi? Bizi nesnelere indirgeyen bu nesnelliğe güvenmeyelim. Üçüncü dünyanın sefaleti metaya dönüşüyor. Müreffeh ülkeler arada sırada ne kadar iyi yaşadıklarına şükretmek için onu tüketiyorlar. Evrensel yalan sistemi bellek kaybını uygulamaya sokuyor. Kuzey sanki kendisine büyük ikramiye çıkmış gibi davranıyor. Onun zenginliği elbette iyi talihin bir sonucu değil, yalnızca sömürge dönemlerinden gelen ve günümüzün sofistike el koyma mekanizmalarıyla iyice katlanan uzun, çok uzun bir tarihi gasp sürecinin sonucu. Uluslararası forumlarda eşitliği ve adaleti yücelten konuşmalar ne kadar çok yankılanırsa, uluslararası pazarlarda Güney’in ürünlerinin fiyatı o kadar düşüyor ve bir eliyle çaldığını diğer eliyle borç veren Kuzey’in parasının değeri o kadar yükseliyor. El koyma mekanizmaları Güneyi her partinin sonundaki kırık tabaklar da dahil Kuzey’in israfettiği her şeyin hesabını ödemeye zorluyor: Merkezdeki krizler sistemin varoşlarının sırtına yükleniyor.

Eduardo Galeano
Biz Hayır Diyoruz

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Salvador Dali’nin Gözünden 10 Romeo ve Juliet Çizimi

Kapat