Azınlığın israfı için çoğunluğun sefaleti: Onlar gibi olabilir miyiz? – Eduardo Galeano 

Politikacıların vaadi, teknokratların varlık sebebi, işsizlerin fantazisi: Üçüncü Dünya Birinci Dünya’ya dönüşecek; zengin, kültürlü ve mutlu olacak; eğer iyi davranırsa, kendisine emredilenleri hiç konuşmadan, hiç “ama” demeden yaparsa. Bir refah kaderi, televizyon dizisi Tarih’in son bölümünde açlıktan ölenlerin iyi hal ve gidişini tazmin edecek. Onlar gibi olabiliriz, diye ilan ediyor azgelişmişlerin gelişimi ve geri kalmışların modernizasyonu yolunda yanan devasa ışıklı levha.

Ama olamayan olamaz ve üstelik bu imkânsızdır, boğa güreşçisi Pedro el Gallo’nun çok iyi dediği gibi. Eğer yoksul ülkeler zengin ülkelerin üretim ve israf düzeyine çıksalardı gezegen ölürdü. Bizim endüstriyel uygarlık tarafından büyük ölçüde zehirlenmiş ve tüketim toplumu tarafından son damlasına kadar sömürülmüş bahtsız gezegenimiz şimdi bile koma halinde.

Son yirmi yılda, insanlık üç katına çıkarken, erozyon Birleşik Devletler’in ekilebilir alanlarının eşdeğer bölümünü katletti. Pazara ve mala dönüşen dünya her yıl on beş milyon hektar ormanını kaybediyor. Bunlardan altı milyonu çöle dönüşüyor. Hor görülen doğa sermaye birikiminin hizmetine sunuldu. Toprak, hava ve su zehirleniyor; para kâr oranı düşmeden daha çok para üretsin diye. En kısa sürede en çok kazanan en yetenekli sayılıyor.

Endüstriyel gazların asit yağmuru kuzey yarımkürenin ormanları ve göllerini katlederken bir taraftan da toksik atıklar nehirleri ve denizleri zehirliyor, güneyde ihraca dönük tarım endüstrisi ağaçlan ve insanları telef ederek ilerliyor. Kuzeyden güneye, batıdan doğuya, insanlık, taşkın bir heyecanla, bindiği dalı kesiyor.

Ormandan çöle: modernleşme, talan etme. Amazon’un durmak bilmez ateşinde her yıl açgözlülük uygarlığı tarafından ateşe verilen yarım Belçika büyüklüğünde bir alan yanıyor, bütün Latin Amerika’ da toprak kelleşip kuraklaşıyor. Latin Amerika’da dakika başı, büyük çoğunluğu yabancı tüketim için özellikle et ve ahşap üreten şirketler tarafından kurban edilen yirmi iki hektar orman ölüyor. Kostarika sığırları Birleşik Devletler’de McDonald’s hamburgerlerine dönüşüyor. Yarım yüz yıl önce, ağaçlar Kostarika topraklarının dörtte üçünü kaplıyordu: Şimdi kalan ağaçlar çok az ve bugünkü ormansızlaştırma ritmiyle bu küçük ülke yüzyıl sonunda kel bir toprak olacak. Kostarika Birleşik Devletler’e et ihraç ediyor ve Birleşik Devletler’den kendi topraklarında uygulanması yasak olan tarım ilaçları alıyor.

Çok az ülke herkesin kaynaklarını saçıp savuruyor. İsraf toplumunun suçu ve hezeyanı: İnsanlığın en zengin yüzde 6’sı bütün enerjinin ve dünyada tüketilen doğal kaynakların üçte birini yutuyor. İstatistiki verilerin açıkladığına göre tek bir Kuzey Amerikalı elli Haitili kadar tüketiyor. Elbette istatistiki veri bir Harlem sakinini ya da Baby Doc Duvalier’i tanımlamıyor ama ne olursa olsun sormaya değer: Bir anda elli Haitili de elli Kuzey Amerikalı kadar tüketseydi ne oludu? Ne olurdu Güney’in sınırsız nüfusu da Kuzey’in dokunulmaz açgözlülüğüyle yutsaydı dünyayı? Bu çılgın ölçekte lüks mallar, otomobiller, buzdolapları, televizyonlar, nükleer santraller ve elektrik santralleri de kat kat artsaydı ne olurdu? Atmosferdeki ısınma yüzünden artık kendinden geçme durumuna yakın olan iklime ne olurdu? Toprak ne olurdu, erozyondan bize kalan azıcık toprak? Ya su, insanlığın dörtte birinin içtiği nitratla, tarım ilaçlarıyla, merkürlü ve kurşunlu endüstriyel atıklarla kirlenmiş su? Ne olurdu? Olmazdı. Gezegenden taşınmak zorunda kalırdık. Sahip olduğumuz artık iyice tükenmiş bu gezegen bunu karşılayamazdı.

Uçurumun kenarında salınan dünyanın sallantıdaki dengesi, adaletsizliğin sürekliliğine bağlı. Azınlığın israfı için çoğunluğun sefaleti gerekli. Azıcık kişi daha çok tüketmeyi sürdürsün diye çoğunluğun daha az tüketmesi gerekiyor. Ve kimse çizginin dışına çıkmasın diye sistem savaş silahlarını kat kat artırıyor. Yoksulluğa karşı mücadele etme yeteneğinden yoksun, yoksullara karşı savaşıyor, bu arada egemen kültür, militarize kültür, iktidarın uyguladığı şiddete hayır duaları ediyor.

İsraf ayrıcalığına dayanan American way of life yalnızca egemenlik altındaki ülkelerin egemen azınlığı tarafından yaşanabiliyor. Onun kitlesel tesisi insanlığın kolektif intiharını barındırıyor.

Olası, değil. Ama arzulanır olur muydu?

Eduardo Galeano 
Biz Hayır Diyoruz

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Dininin korkuyla ilişkisi: Korku her şeyin temeli mi?

Kapat