Gece köprüsünün tam ortasında bir silah sesi duyulmuştu | Nasıl Yapmalı? – Nikolay Çernişevski

1856 Temmuzunun onbiri sabahı Petersburg’un Moskova garı yakınlarındaki büyük otellerden birinin personeli şaşkınlık ve endişe içindeydi. Bir gün önce akşam saat dokuz sularında otele
elinde bir bavulla gençten bir adam gelmiş ve bir oda istemişti. Kayıt için otel katibine kimliğini veren adam odasına çay ve pirzola getirmelerini, gece rahatsız edilmemesini, çünkü yorgun olduğunu ve uyumak istediğini, ama yarın sabah saat sekizde kendini muhakkak uyandırmalarım, çünkü ivedi bir işi olduğunu söylemiş, sonra da odasına kapanarak kapıyı içerden kilitlemiş ti. Odasından bir süre çatal bıçak sesleriyle çay takımının tıkırtıları duyulmuş, ama hemen sonra ses seda kesilmişti; uyumuştu anlaşılan.
Ertesi gün sabah sekizde kat hizmetçisi dün gelen müşterinin oda kapısını çalmış, ama bir karşılık alamamıştı. Hizmetçi kapıyı biraz daha hızlı çalmış, sonra daha hızlı; müşteriden gene ses çıkmamıştı.

Anlaşılan derin bir uykuya dalmıştı adam. Hizmetçi çeyrek saat kadar bekledikten sonra kapıyı bir kez daha çalmış, ama müşteriyi yine uyandıramamıştı. Bunun üzerine gidip öteki hizmetçilere ve büfeciye danışmıştı.
“Sakın başına bir şey gelmiş olmasın?”
“Kapıyı kırıp bakalım!”
“Yok, olmaz. Kapı kırmak polisin işi.”
Kapıyı bir kez daha çalmaya karar vermişlerdi sonra; bu kez çok hızlı çalacaklardı, eğer yine uyanmazsa gidip polise haber vereceklerdi. Ama işte bu son deneme de başarısızlıkla sonuçlanmış ve müfteriyi yine uyandıramamışlardı. Bunun üzerine polise bir adam göndermişlerdi ve şimdi polisin gelmesini bekliyorlardı. Acaba müşteriye ne olmuştu ve bu iş nasıl sonuçlanacaktı?

Polis memuru saat ona doğru geldi ve kapıyı bir kez de o çaldı Sonra otel hizmetçisine çalmasını söyledi; durumda bir değişme yoktu.
“Bizden günah gitti! Haydi bakalım çocuklar, hep beraber bir omuz verelim.
Kapıyı omuzladılar. Ama içerde kimsecikler yoktu.
“Hele bir de karyolanın altına bakın!”
Müşteri karyolanın altında da yoktu. Polis memuru masaya gitti. Masanın üçerinde bir pusula buldu. Pusulada iri harflerle şunlar yazılıydı:
Akşam saat onbirde çıkacağım ve bir daha geri dönmeyeceğim. Sabaha doğru ikiyle üç arasında Liteyniy köprüsünden ses vereceğim. Olup bitenlerden dolayı hiç kimseden kuşkulanılmasın.
“Vay anasına, durum şimdi anlaşıldı”, dedi polis memuru” “biz de bır türlü anlayamıvorduk… meğer neymiş!”
Büfeci:
Neymiş meğer Ivan Afanasyeviç?” dedi.
“Hele bana bir çay getir, anlatayım.” Polis memurunun anlattıkları otelde uzun süre canlı tartışmalara neden oldu. Hikâye şuydu: Gece saat ikibuçuk sularında (o gece hava bulutlu ve karanlıktı Liteyniy köprüsünün tam ortasında önce parlayan bir şey, bunun hemen ardından da bir silah sesi duyulmuştu. Geceriyle o sırada sokaktan geçmekte olan birkaç yaya hemen köprüye doğru atılmışlar ama silah sesinin geldiği yerde kimseyi bulamamışlardı. Demek ki birinin bir başka kimseyi değil, kendi kendisini vurması sözkonusuydu. Hemen oracıkta suya dalacak gönüllüler bulunmuş, bir yerlerden zıpkınlar, hatta bîr de balık bulunup getirilmiş ve suyun dibinde bir arama – tarama faaliyetidir başlamıştı. Suyun altını üstünü taramışlar, baklamışlar elli altmış kadar iri tahta parçasından başka bir şey bulamışlardı. Kısacası ortada cesede benzer bir şey yoktu. Boyle karanlık bir gecede cesedi nerden bulacaksın? Aradan geçen
şu iki saatlik sure içinde ceset büyük olasılıkla denize sürüklenmişti. İşin yoksa git koca denizde ceset ara! Böylece ortaya ceset varsayımını
yadsıyan ilericiler çıkmıştı.

“Ne malum, belki de ceset falan yoktur? Sarhoşun kaçının teki şenlik olsun diye ateş edip kaçmıştır ve şimdi de şu meraklı kalabalığın arasında durup, amma iş beterdim ha. diye bizimle alay ediyordur?”

Ama çoğunluk, sağduyuyla düşünüldüğünde hep olduğu gibi tutucu çıkmış ve eski varsayımı savunmuştu;
“Ne şakası! Böyle şaka mı olur! Adam anlının ortasına kurşunu sıktı, işte bu kadar!”
İlericiler yenilmişlerdi. Ama yenenler, her yengiden sema bep olduğu gibi, bölünmüşlerdi:
Tamam, kendim vurmuş, ama bunu niçin yapmış?”
Tutucuların bir bölüğü “sarhoştu” düşüncesini savunurken, bir bölüğü de “iflas etmişti” görüşünü ileri sürmüştü. Bu arada birisi “enayinin tekiymiş” demişti. Bu “enayinin tekiymiş’ görüşünde herkes, hatta adamım intihar ettiğini kabul etmeyenler bile birleşmişti. Gerçekten de ister sarhoşun bari olsundu intihar eden, ister iflas etmiş biri, ya da intihar falan etmeyip salt millette dalga geçmek için böyle bir numara yapmış şakacının teki ne farkederdi? Enayinin tekiydi bu işi yapan ve enayice bir iş yapmıştı.

Gece, köprüdeki olay burada kapanmıştı. Sabahleyınse Moskova garı yakınlarındaki otelde enayinin enayilik etmediği, gerçekten intihar ettiği ortaya çıkarılmış bulunuyordu. Ama yine de bu hikâyenin sonu için yenilenlerin de kabul ettikleri bir durum sözkonusuydu: Yani adam şaka etmemiş, gerçekten intihar etmişse, yine de enayinin tekiydi. Herkesi memnun bırakan sert uç çok sağlam bir temele dayanıyordu, bu yüzden de tutucular tam bir zafer sevinci içindeydiler: Gerçekten de, köprünün üstünde ateş ederek yapılan şey yalnızca bir sakaysa, bu işi yapanın enayi mı yoksa şakacının teki mi olduğu daha da kuşkulu bir durum alıyordu. Ama burada şöyle bir durum vardı: adam tam köprünün üstünde ateş etmişti, kendine. Kim yapabilirdi böyle bir şeyi? Tam köprünün, üstünde? Hem niçin köprünün üstünde? Aptallık değil de nedir bu? Düşünebiliyor musunuz? Tam köprünün üstünde! Madem ki tam köprünün üstünde! öyleyse hiç kuşku yok enayinin tekiymiş bu adam!
Bununla birlikte kimilerinde yeni birtakım kuşkular o çıkmıştı: Adam köprünün üstünde intihar etmiş – köprünün üstünde intihar edilmez – öyleyse adam intihar etmemiş. Ama akşama doğru karakola çağrılan hizmetçiler kendilerine gösterilen sudan çıkarılmış delik şapkanın otele dün gelen müşterine şapkası olduğunu söyleyince adamın intihar ettiği kuşku götürmez bir kesinlik kazandı ve inkarcılık ve ilericilik denen şey kesin bir yenilgiye uğradı.

Herkes adamın enayi olduğunda birleşmişti. Ama birden, “Köprü üstünde ha! Pes doğrusu! Kurşunu tam tutturamazsam diye besbelli… fazla acı çekmemek için yani… Kendini tam vurmayıp yaralasa bile suya düşecek ve daha kendine gel suda boğulup gidecek… Evet, evet, bunun için köprünün tünde… Millette ne akıllar var, pes doğrusu!” demeye başlardı.

İş iyice karışmıştı: hem enayi, hem akıllı!

Enainin teki
Nasıl Yapmalı?
Nikolay Çernişevski

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
John Steinbeck’ten yazarlığa yeni başlayanlara mektup: “Kötü hikaye etkisiz olan hikayedir.”

Gazap Üzümleri, Bitmeyen Kavga, Fareler ve İnsanlar gibi ünlü eserlerin yazarı John Steinbeck'in yazarlığa yeni başlayanlar için 1963 yılında kaleme...

Kapat