Ezilenlerin Pedagojisi: Özgürlük fethedilir, armağan olarak alınamaz

Sınır tanımaz sahiplenme tutkuları içinde ezenler, her şeyi satın alma güçlerinin nesnelerine dönüştürmelerinin mümkün olduğu kanısına varırlar; katı materyalist nitelikteki varoluş kavramlarının kaynağı budur. Para her şeyin ölçüsüdür; kar, başlıca amaçtır.

Diyalektik düşüncede dünya ve eylem ayrılmaz biçimde karşılıklı bağımlılık içindedirler. Fakat eylem ancak sadece bir uğraş değil ayrıca bir düşünme de olduğu zaman, yani düşüncenin karşı kutbuna konulamadığı zaman insanidir. Düşünme, ki eylemin temelidir, hem Lukacs’ın “kitlelere kendi eylemini açıklama” görevinde, hem de bu açıklamaya atfettiği, “bu deneyimlerin geliştirilmesini de bilinçli ve aktif olarak ilerletmek” hedefinde de içkindir. Bununla birlikte bizim görevimiz, insanlara kendi eylemlerini açıklamak değil, eylemleri hakkında onlarla konuşmaktır. Ne de olsa, hiçbir gerçeklik kendi kendine dönüşmez baskı/ezme durumu kurulunca, bu, içinde hapsolmuş olanların hepsi için bir hayat ve davranış tarzı doğurur- ister ezen ister ezilen olsunlar. Her iki grup da bu durumun içine gömülüdür ve her ikisi de ezilme durumunun damgasını taşır.
Ezilmenin varoluşsal durumlarının analizi, ezme/ezilmenin -iktidar sahiplerinin gerçekleştirdiği- bir şiddet edimiyle başladığını ortaya koyar. Bu şiddet, bir süreç olarak, hem şiddetin varisleri haline gelen hem de şiddet ikliminde biçimlenen ezenler arasında kuşaktan kuşağa aktarılır. Bu iklim, ezenin içinde güçlü bir sahip olma bilinci -dünyaya ve insanlara sahiptir- yaratır. Dünyanın ve insanların doğrudan, somut, maddi sahiplenilmesi olmasa ezenlerin bilinci kendini anlayamaz, hatta varolamazdı. Fromm, bu bilincin, böylesi bir sahiplenme olmaksızın “dünyayla bağlantısını kaybedeceğimi söyler. Ezenlerin bilinci, kendisini çevreleyen her şeyi egemenliğinin bir nesnesine dönüştürme eğilimindedir. Yeryüzü, toprak, üretim, insanların yarattıkları, insanların kendileri, zaman, her şey onun tasarrufundaki nesneler statüsüne indirgenir.

Sınır tanımaz sahiplenme tutkuları içinde ezenler, her şeyi satın alma güçlerinin nesnelerine dönüştürmelerinin mümkün olduğu kanısına varırlar; katı materyalist nitelikteki varoluş kavramlarının kaynağı budur. Para her şeyin ölçüsüdür; kar, başlıca amaçtır. Ezenler için değerli olan, daha fazlasına sahip olmaktır -daima daha fazlasına- hatta ezilenlerin daha azına sahip olması veya hiçbir şeysiz kalması pahasına. Onlar için, olmak, sahip olmaktır ve “sahipler” sınıfı olmaktır.

Bir ezilme durumundan çıkar sağlayanlar olarak ezenler, sahip olmak, olmanın bir koşulu ise, bunun tüm insanlar için zorunlu bir koşul olacağını algılayamazlar. İşte bu yüzden yüce gönüllülükleri sahtedir. İnsanlık bir ‘şey’dir ve onlar insanlığa, sadece kendilerine özgü bir hak olarak miras aldıkları bir mülk olarak sahiptirler. “Ötekiler”in, halkın insanlaşması, ezenlerin bilincine, insanlığın kazanılması olarak değil, (düzeni) yıkıcılık olarak görünür.

Ezenler, bir imtiyaz olarak daha fazlasına sahip olma tekellerinin, ötekileri ve kendilerini insandışılaştırdığını anlamazlar. Sahiplenen bir sınıf olarak bencilce sahip olma peşinde oluşlarıyla, kendi mülkleri içinde boğulduklarını ve artık var olmadıklarını sadece sahip olduklarını göremezler. Onlar için daha fazlasına sahip olmak kişinin devredilemez bir hakkıdır, onların kendi “çaba”ları, “riskleri göze alma cesaretlerimle elde ettikleri bir haktır. Eğer ötekiler daha fazlasına sahip değilse, bu onların beceriksiz ve tembel olduklarındandır, en kötüsü de hakim sınıfın “cömert jestleri”ne karşı gösterdikleri mazur görülmesi imkansız nankörlüktür. “Nankör” ve “kıskanç” oldukları için ezilenler gözden kaçırılmaması gereken potansiyel düşmanlar olarak değerlendirilirler.

Başka türlü de olmazdı zaten. Ezilenlerin insanlaşması yıkıcılık anlamına geliyorsa, aynı şey özgürlükleri için de geçerlidir. Bu nedenle sürekli denetlenmeleri gerekir. Ve ezenler, ezilenler kadar denetlerse, onları o kadar açıkça ruhsuz “şeyler”e dönüştürürler. Ezenlerin bilincinin, bu, karşılaştığı her şeyi ve herkesi ‘ruhsuzlaştırma’ eğilimi kuşkusuz, sahip olma hırsıyla birlikte bir sadizm eğilimine karşılık düşer.

“Sadist dürtünün özünde başka bir kişi (ya da öteki canlı varlıklar) üzerinde kesin egemenlik kurmanın getirdiği zevk yatar. Aynı düşünceyi, sadizmin amacı insanı bir nesneye, canlı bir şeyi cansız bir şeye dönüştürmektir, diyerek de dile getirebiliriz; çünkü tam ve kesin denetim altında canlılar yaşamın tek temel niteliğini -özgürlüğünü yitirirler.”
Sadist sevgi sapkın bir sevgidir -ölümün sevgisidir, hayatın değil. Bu yüzden ezenlerin bilincinin ve ölüm sever dünya görüşünün bir karakteristiği, sadizmdir. Ezenlerin bilinci, egemenlik uğruna, hayatı karakterize eden arayış güdüsünü, tezcanlılığı ve yaratıcı gücü bastırmaya çalışırken, hayatı öldürür. Ezenler amaçları için, giderek artan ölçüde güçlü aygıtlar oldukları su götürmeyen bilimi ve teknolojiyi kullanıyorlar; amaçları da ezme-ezilme düzeninin manipülasyon ve baskı (repression) yoluyla sürdürülmesidir. Ezilenlerin, nesneler, “şeyler” olarak, ezenlerinin kendileri için biçtiği amaçlar dışında hiçbir amaçlan yoktur.

Paulo Freire
Ezilenlerin Pedagojisi 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here