Sabah gazetesi yazarı Engin Ardıç’ın başına saksı mı düştü?

Engin Ardınç, yakın zaman öncesinden Bahçeşehir Üniversitesi’nde Devlet Bakanı Egemen Bağış’ı protesto eden öğrencilere “piç kuruları” diyerek ahlaksızlığını su yüzüne çıkaran,    çalıştığı Sabah gazetesi önünde protesto edilince yine küfreden biri olarak hatırladığımız  bir köşe yazarı .
Çok fena ezber bozarım ha!” başlıklı 15 Şubat 2010  tarihli yazısını okumaya başlayınca başına saksı gibi bir cismin düşmüş olabileceğini düşündük. Kaybından kaygılacak biri  olmadığını bildiğimiz halde sağlığı hakkında kuşkular duyduk.  Ancak yazıyı okuyup sonuna yaklaştığımızda  E. Ardıç’ın “sağ”lığının giderek iyiye(!) gittiğini, eski haline döndüğünü gördük.

Çok fena ezber bozarım ha!

Bu ülkede kime sorarsanız sorun, size “tarihte ilk kurtuluş savaşı veren halkın Türk halkı olduğunu” söyleyecektir.
Çünkü kendisine öyle öğretilmiştir.
Öyle olmadığını öğrenince şaşırır, bozulur ve karşı çıkar.
Öyle olması “gerekmektedir”, başka türlüsü kanına dokunur.
Çünkü bu ülkede birçok kişi bilmemekte, bilmediğini de bilmemekte, öğrenmeyi de reddetmekte, öğretmeye çalışana da kızmaktadır.
Bildiğimizi sandıklarımızın mutlaka “mutlak doğrular” olmaları gerekmektedir… Dünyanın merkezi biz olduğumuz için, tarihten önce de var, tarihten sonra da var olduğumuz için, biz olmasak tarihe yazılacak ne var olduğu için… Öte yandan mazlumluğu da pek sevdiğimiz için…
Öyle ya, büyüklük kompleksiyle aşağılık kompleksi bir paranın iki yüzü değil midir?
Kurtuluş savaşı verilecekse, onu da biz veririz!
Böylece, bizim başkasına karşı yaptığımız operasyon bir kurtuluş savaşıdır ama, başkasının bize karşı giriştiği eylem yalnızca bir “isyan” olarak kalır.
Çünkü Emin Oktay Beyefendi Hazretleri lise tarih kitabına öyle yazmıştır: Mora isyanı, Sırp isyanı, Bulgar isyanı, Arnavut isyanı…
Bunlar Osmanlı’ya karşı ayaklanan “nankör” adamlardır… (Hani bizim Osmanlı’yla ne ilgimiz vardı yahu?) Oysa biz, dünya savaşı yenilgisinin sonuçlarına katlanmak istemeyen kahraman kişileriz.
Yunan bize karşı koyunca “isyan”, biz Yunan’a karşı koyunca İstiklal Harbi.
Bizim İstanbul’u almamız, Viyana’ya saldırmamız en doğal hakkımız…
Herifçioğlu İzmir’e sulanınca kahpe.
Bizim Arap’ı sefil bırakmamız talihsiz bir kaçınılmazlık… Arap bize başkaldırınca hain…
İmparatorluk çözülünce diğer halklardan bürokratların kendi bölgelerini seçmeleri, kendi ülkelerine hizmet vermeleri de namussuzluk…
Kürt, kazığı yiyip susacak. Ezilecek, ağzını açmayacak. Konuşmaya kalkarsa, kansız, şerefsiz.
Herkes devlet kuracak, Ermeni kurmak istemeyecek mesela…
Bizim ampul kafalılar da hadlerini bilecekler, ayaklar baş olmaya kalkmayacaklar, yerli yerlerinde oturacaklar, oylarını da bürokrat partisine verecekler, kendileri bürokrat olmadıkları halde. Kendi partileri olmayacak.
Dağdaki çoban, “ben insan değilim, benim oyumu saymayın ağabey” diyecek. Ya da “benimki bir sayılıyorsa manken ablamın oyu iki olsun” diyecek, imana gelecek.
Müslüman kadın, inançlarına aykırı da olsa, zorla başını açacak.
Katolik rahibesi ortalıkta rahibe kıyafetiyle, Ortodoks papazı ortalıkta cüppesiyle dolaşacak ama imam cüppesini ancak cami sınırları içinde giyebilecek, avludan çıkarması yasak.
Bu ezberler bozulduğu için sancı çekiyor Türkiye…
Geçer canım, sancı geçer, son araştırmalara göre oy oranı yüzde 42 çıkmış ama hele şu iktidar gitsin de zayıf bir üçlü koalisyon kurulsun!
Öyle olacakmış ya…
Memleket ne güzel kurtulur, geldiğimiz çukura geri döneriz. İçimiz rahatlar. Çünkü gerçekler bize iki numara büyük geliyor!
Yirmi birinci yüzyıl da büyük geliyor, Avrupa Birliği de.

Son bölümde Akp’nin oy oranının yüzde 42 çıkmış olduğunu gösteren anket şirketinin anket sonuçlarını  seçin sonuçları  ile karşılaştırdığımızda arada büyük fark olduğu gölülüyor. Sonuçlarıı  en doğru tahmin eden A&G  Akp’nin hızla düştüğünü belirtirken Ardınç, bu  anket sonuçlarını gözmezden gelmiş. Anlaşılan “işine geleni görmezden gelme” konusunda da ezber bozarsa iyi olur.

A&G‘den Adil Gür: “Yükselişte iki parti MHP ve kapatılan DTP var. CHP ile AK Parti ise düşüşte. Ayrıca orduya güvende en düşük noktada…
“Ergenekon soruşturmasından önce, orduya güven yüzde 90 civarındaydı. Halkın orduya güveni, son darbe ve suikast iddialarıyla yüzde 63,4’e düştü.” “Bugün seçim olsa ne olur?” diye hem 26-27 Aralık 2009’da hem de bu ayın ilk haftasında birer araştırma yaptık. Ocak ayında 2412 kişiyle görüştük. Bu araştırmanın sonucuna göre, Ak Parti’nin oyu yüzde 32-33 bandına kadar indi. 2009 yerel seçimlerinde yüzde 38,4 oy alan Ak Parti, o günkü oylarının dört, beş puan altında seyrediyor.
CHP’nin oy oranı yüzde 21-22 bandında. 29 Mart yerel seçimlerinin bir puan altında. CHP’nin, 2009 mayıs, haziran aylarında oyu yüzde 26-27’ye kadar çıkmıştı. Önce Kürt açılımındaki tavrı nedeniyle batıda büyük şehirlerde yaşayan, AKP’ye oy vermeyip CHP’ye oy veren Kürtleri kaybetti. Sonra Onur Öymen’in Dersim açıklamaları nedeniyle Kürt Alevilerin oylarını bir miktar yitirdi. Böylece CHP’nin oyu 2009’un yaz başından bu yana beş puan geriledi” diyor.

“Sabah gazetesi yazarı Engin Ardıç’ın başına saksı mı düştü?” üzerine bir yorum

  1. gayet güzel yazmış ağzına sağlık
    AKP ile ilgili değerlendirmeler dışındakileri Fikret Başkanın paradigmanın iflası kitabında daha ayrıntılı görecektir yada hatırlayacaktır okumuş olanlar. Burada kafasına saksı düşmüş dedirten ne yazmış anlamadım. piç kurusu yazısını bilmiyorum ama bu yazıda ele aldığı konular itibariyle gayet doğru bir yerde duruyor…

    Cvp:
    Normalde bu gibi “gayet doğru” diye tarif ettiğiniz şeyleri yazmadığı için bu başlığı kullandık. Yani yarım yüzyıldır bunların tersini söyleyen bu adama ne oldu da ezber bozdu anlamında.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ten Kumaşı | Nietzsche ve Merleau-Ponty Felsefelerinde Diyalektik

Aşağıdaki  metin, Nietzsche ve Merleau-Ponty düşünceleri etrafında dönen notlardan oluşmaktadır. İki filozof arasında bir örtüşme aramaktan çok, farklı metinlerden yararlanarak...

Kapat