Dostoyevski: Bana daha iyi şeyler gösterin, seve seve peşinizden koşarım

Siz sonsuzluğa kadar ayakta kalacak bir billur saraya, yani şöyle bütün gözlerden uzak, keyfinizce dil çıkarmaya veya nanik yapmaya imkân olmayan bir saraya inanmışsınız.

Halbuki ben, belki billurdan olduğu, ebediyete kadar göçmeyeceği ve karşısına geçip gizlice de olsa dil çıkaramayacağım için ondan çekiniyorum. Bakın, yağmur yağarken saray yerine bir tavuk kümesi görsem, ıslanmamak için belki kümese girerim. Fakat kümes beni yağmurdan korudu diye, şükran borcumu ödemek için kümese saray gözüyle bakamam. Bana gülecek, hatta böyle bir durumda sarayla kümes arasında fark olmadığını söyleyeceksiniz. Evet, hayatta tek gayemiz ıslanmamak olsaydı, dediğiniz doğruydu diye cevap veririm ben de.

Ama ne yapayım, ben insanın yalnız bunun için yaşamadığı, ömrünü hep sarayda geçirmesi gerektiği kanaatindeyim. İsteğim, emelim budur. Bu isteği, emelim değişmedikçe içimden koparamazsınız. Pekâlâ, isteğimi değiştirin, gözümü başka bir şeyle kamaştırın, başka bir ideal gösterin bana; fakat o zamana kadar benden kümesi saray olarak görmemi istemeyin. Varsın billur saray sadece uydurma olsun; tabiat kanunlarına göre aslı olmayan bu hayali, ahmaklığımdan, neslimize has bazı köhne, akıldışı âdetlere uyarak ben uydurmuş olayım. Billur sarayın gerçekte olmamasından bana ne? Arzularımda varsa, daha doğrusu arzularım yaşadıkça o da var olacaksa, gerçekliği neden umurumda olsun? Gene gülüyor musunuz yoksa? İstediğiniz kadar gülebilirsiniz, bütün alaylarınıza katlanırım, ama karnım açken “tokum” diyemem; uzlaşmayla avunmayacağımı, sırf tabiat kanunlarına göre oluştuğu ve gerçekten var olduğu için de kısır döngüyle yetinemeyeceğimi biliyorum. Bin yıllık kontratlı, fakir kiracılarla dolu ve her ihtimale karşı kapısında Dişçi Wagenheim tabelası asılı bir apartmanı baş tacı edemem, üstüne titrenecek emelim sayamam. Arzularımı yok edin, bütün ideallerimi silin, bana daha iyi şeyler gösterin, seve seve peşinizden koşarım. Eğer uğraşmaya değmez derseniz, o zaman siz de benden aynı cevabı alırsınız. Ciddi ciddi konuştuğumuz halde bana önem vermek istemiyorsanız öyle olsun, yalvaracak değilim. Nasılsa yeraltım var.

Sağlığımda, arzulamaya kudretim varken böyle bir apartman yapısına tek bir tuğla koyarsam, elim kırılsın. Demin billur sarayı sırf dilimi çıkaramayacağım için reddedişime bakmayın. Bunu dil çıkarmaya bayıldığımdan söylemedim. Belki de beni kızdıran, bugüne dek yaptığınız binaların hepsinin insanda dil çıkarma isteği uyandırmasıdır. Dil çıkarmak isteğini unutturacak değişiklikler yapılırsa, o zaman şükran duygularımı göstermek için dilimi bile kestiririm. Buna imkân yoksa, eldeki evlerle yetinmemiz gerekiyorsa, bana ne! Niçin ben böyle arzularla yaratılmışım? Yoksa dünyaya gelişimin biricik sebebi, varlığımın sadece bir yalan olduğu neticesine varmak mıdır? Maksat sadece bu mu? İnanmam.

Gene de biliyor musunuz, bizim gibi yeraltı takımının dizginini sıkı tutmak gerektiği kanısındayım. Çünkü kırk yıl ses çıkarmadan yeraltında otururuz, ama bir fırsatını bulup yeryüzüne çıkarsak çenemizden kurtulamazsınız…

Fyodor Dostoyevski
Yeraltından Notlar

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Server Tanilli: Türkiye, 200 yıldan beri bir kültürsüzleşme süreci içindedir

Batı’nın etkisine girmiş Doğu toplumlarını inceleyen bir Fransız sosyologu şu çözümlemeyi yapıyor: “Bütün kültürler, zamanın akışı içinde bazı değişimlere uğrarlar.

Kapat