Çözülmesini İstemiyorsan Bağlama – İsmet Özel

Biz insanları derece derece mecburiyet bağlarıyla bağlamışlar. Bu bağlar çözüldükçe savunmasız kalıyor, çaresizliğe düşüyoruz. Mecburiyetler kalkınca yalnızca şaşkına dönmüyoruz aynı zamanda bizi bir dönem mecburiyet altında tutmuş olan şartlara ve kimselere olan hıncımızı dışa vuruyoruz.

Bu tavsiye TAO’culara mahsus. Onlar her alanda en derin gerçekliğin eline kendimizi koyverirsek en doğru işi yapacağımıza inanırlar. Onlara göre en derin gerçeklik yol (tao) dur ve bu yolun bir adı yoktur. Herşey insanların sert müdahalesi olmadıkça yolda ve yolunda gider. Sertlik, katılık hayata ve hayatiyet sahibi olana karşıttır, canlıya zarar verir. Böyle söyler Taocular ve çözülmesini istemiyorsan bağlama derler. Nesnenin nesneyle kendisine mahsus bir bağı vardır, onu korudukça nesne nesne ile bağlı kalır. Peki ya insan? İnsanı insana bağlayan aslî ve esası bağlar da var mıdır? Taocuların insan ilişkilerini düzenlemede ilginç, dikkate değer tavsiyeleri var. Amacım burada size Taoculuk açıklamaları sunmak veya savunması yapmak olmadığı için bunları geçiyorum.

Bir türlü geçemediğim husus insanın insanla bağlantısını neyin ihdas ettiği hususudur? Bu konuyu merak ediyorum zira insanların insanlarla gönül bağı kurduklarına dair ciddi şüphelerim, derin endişelerim var. Televizyon ekranlarında karşıma çıkan insan görüntülerinden, günlük hayatımda karşılaştığım insanlara kadar her bana benzer yaratığa bakıyor ve soruyorum: Bu insan ne kadar ben? Ben ne kadar bu insanım? Kan bağı da dahil olmak üzere insanı insana bağlayan asli ve esasî bağlar yürürlükte mi? Eğer insanlar arasında hayatın idamesine hizmet edecek değerdeki geçerli bağlar varsa bize acı veren bütün zorlukların aşılabileceği inancı var içimde. Ama eğer bağlar aslî ve esasî değilse zorlukların çoğalacağını ve beni nefes alamaz derecelere getiren sıkıntılara sokacağını görüyorum.

Biz insanları derece derece mecburiyet bağlarıyla bağlamışlar. Bu bağlar çözüldükçe savunmasız kalıyor, çaresizliğe düşüyoruz. Mecburiyetler kalkınca yalnızca şaşkına dönmüyoruz aynı zamanda bizi bir dönem mecburiyet altında tutmuş olan şartlara ve kimselere olan hıncımızı dışa vuruyoruz. Dolayısıyla mecburiyet bağları insan olarak birbirimize kötülük yapmamızın, birbirimize kötü davranmamızın da başlangıcı. Çıkar bağlarımız var. İşçi-Patron, Devlet-Yurttaş, Karı-Koca, Ebeveyn-Evlat, Hoca-Talebe, birbirine çıkar bağı ile bağlı sayılabilirler. Bu düzen içinde sosyal ilişkiler bir makinanın düzgün ve arızasız işlemesi gibi yürüyüp gidebilir. Çıkar ilişkilerindeki mütekabiliyet devam ettiği sürece işler yolundadır. Ama ilişki bunlardan birinin çıkarının diğerinden bariz bir farkla üstün olduğu bir durum doğduğunda işler her iki tarafa da ıstırap veren bir mecraya kolayca dökülür.

Çıkar ilişkisinde taraflar ne kendilerini ve ne de karşılarındakini (muhatabını) koruyabilir. Çıkar ilişkisinde korunabilen sadece çıkardır. Çıkar korundukça da (kârlı çıkan hangi taraf olursa olsun) olayın kahramanı olan insanlar kayba uğrar; lâkin çıkar yani kâr büyür. Kâr insanlara egemen olur. İnsanlar kendilerine çalışmazlar, kâra hizmet ederler ve kendilerinin kârlı çıktığını sanırlar.

İnsanlar arasında çıkar bağı değil de gönül bağı varsa, her biri muhatabını korumayı gözeterek davranacaktır. Bu yüzden taraflar ilişkilerin dengeli ve eşit olmasını istemeyecek ve bilakis dengeyi ve eşitliği karşısındaki lehine bozmaya çalışacaktır. Karşısındaki mi dedim? Dil sürçmesi. Gönül bağı ile bağlı insanlar bağlandıklarını karşılarında görmezler. Hatta onu kendilerinden ayıramazlar bile. Gönül bağı ortadan kalkabilir bir bağ değildir. Çünkü gönülden bağlı olanlar nasıl, ne sebeple ve hangi şartlar altında bağlı olduklarını bilmezler. Bağlılıklarını bir usule bağlamış olsalardı, her usulsüzlük bu bağı çözerdi. Bağlarının bir sebebi olsaydı, o sebeple birlikte bağ da kaybolurdu. Belli şartlarda gönül bağı tesis edilebilseydi, o şartlara hakimiyetle gönüllere hakimiyet mümkün olurdu. Halbuki gönül bağı çözülmez çünkü gönlün nereden bağlı olduğu bulunamaz.

İsmet Özel
Neyi Kaybettiğini Hatırla

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Mina Urgan: Bebekler, tıpkı kediler gibidir onları kimin sevdiğini dakikasında anlarlar

İki çocuk doğurdum. Ama kendim doğurmak değil, evlat edinmek istiyordum aslında. Kan bağlarına hiç inanmadığım için, dünyaya nasıl olsa gelmiş...

Kapat