Devrim ve sanat için büyük hayaller kuran dik kafalı bir şair; Mayakovski ve Sevgilisi Lili

lili-mayakovskiLİLİ’CİĞİM (Mektup yerine)
Tütün dumanı kemiriyor havayı. /  Oda / Kruçyonıh’ın Cehennem’ inden bir bölüm gibi.
Anımsıyor musun/ İlk kez/ ardında bu pencerenin/ tutkudan çıldırmışçasına/ okşamıştım ellerini.
Şimdi/ oturuyorsun aynı yerde,/ yüreğin/ demirden bir kılıf içinde.
Ve yarın/ paralayan sözlerle / kovacaksın belki beni/ Ve loş antrede / uzun süre/ titreyişlerle sarsılan bir kol/ bulamayacak/ ceketteki yerini.

Çıkacağım, ezilmiş./ Fırlatacağım vücudumu sokağa./ Yabanıl/ çılgın/ umutsuzlukla paramparça.
Hayır/ gerek yok buna,/ sevgilim,/ biriciğim,/ gel/ vedalaşalım şimdiden.
Ağır bir gülle gibi/ aşkım/ nereye kaçarsan kaç/ asılıdır sana/ nasıl olsa.
Bırak/ son bir haykırışla uluyayım/ horlanmışlığın acı yankısını.
Çalışmaktan/ anası ağladığında öküzün/ gider/ salar kendini soğuk sulara.
Aşkından başka/ deniz yok bana,/ ve gözyaşları da/ bir erinç/ koparamıyor ondan.

Yorgun fil/ sessizliği aradığında/ yatar/ kızgın kumlara saltanatla./ Aşkından başka/ güneş yok bana./ Ve bilmiyorum bile/ neredesin şimdi ve kiminle.
Eğer/ bir başka şair olsaydı/ böylesine üzdüğün,/ onarırdı acısını/ parayla ve ünle./ Fakat/ sevinç vermiyor bana hiçbir çınıltı/ senin sevgili adının/ çınıltısından başka.
Atmayacağım/ bir boşluğa kendimi,/ zehir içmeyeceğim./ Ve dayayıp/ şakağıma namluyu/ çekmeyeceğim tetiği.
Ağzı hiçbir bıçağın/ bakışların kadar senin/ kesemez beni./ Yarın unutacaksın/ seni taçlandırdığımı,/ ve yakıp tükettiğimi/ çiçeklenmiş bir ruhu/ aşkla./
Ve uçarı günlerin fırtınalı karnavalı/ dağıtacak/ sayfalarını kitaplarımın./ Sözlerimin kurumuş yaprakları mı/ durduracak seni/ çırpınan soluğuyla./ Bırak hiç değilse/ son bir sevgi dalgası sereyim/ beni bırakıp giden adımlarının altına.

Vladimir MAYAKOVSKI

LİLİ BRİK’E MEKTUPLAR – MAHMUT TEMİZYÜREK 

Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Dante ile Beatrice, Nazım ile Piraye, Elsa ile Aragon, Lili ile Mayakovski… Elsa, (Bizim Elsa, Aragon’un biricik aşkı Elsa Triolet) Lili’nin kız kardeşidir. Mayakovski’yi getiren odur, Temmuz 1915’te, bir akşam, Briklerin evine. Lili de kocası Ossip de Mayakovski’nin şiirini biliyorlar ama pek sevmiyorlar. Kardeşini çekip bir kenara uyarıyor da Lili: “Sakın şiir okumasını isteme ondan.” Ama Elsa dayanamaz, ister. O andan sonra olur ne olursa. Ayağa kalkıp kapının pervazına yaslanan uzun boylu apaş delikanlı, görkemli bir aktör edasıyla, (kendi deyimiyle ‘böğürerek’), o güne kadar hiç duyulmamış imgelerle örülü şiirini okumaya başlayınca, Lili’nin gönlü akıp gitmiştir şaire doğru. Mayakovski de o gün aşkını bulmuştur, bir daha asla kimsede bulamayacağı aşkını. Yaşamının merkezinde şiir ve devrim vardır önce, şimdi Lili, şiir ve devrim vardı artık. Lili de devrim de ondan geri dönmecesine uzaklaşana kadar dayanır yaşama.
Sergey Yesenin 1925’te bir otel odasında bileklerini keserek intihar ettiğinde şu şiiri bırakmıştı: Şu yaşamda yeni bir şey değil ki ölüm, /Ama pek öyle yeni sayılmaz yaşam da. Mayakovski, Yesenin’in intiharını öğrenince, Şu yaşamda en kolay iştir ölmek/ Yepyeni bir yaşama başlamaktır asıl güç olan diyen sitem dolu bir şiir yazmıştı. 14 Nisan 1930’da Mayakovski de kolayı mı seçti? Belki. Ama yapacağı pek bir şey kalmamıştı gerçekten. Öyle diyordu son mektubunda: “Ama benim yapacak başka hiçbir şeyim yoktu.”
Devrimin en ağır koşullarında, iç savaşta, devrimin ateşinin içinden gürlemesi bol neşeli bir “pantolonlu bulut” gibi geçmişti Mayakovski. Lenin onun şiirlerini değil ama halkla konuşma üslubunu çok beğeniyordu. Doğrudan konuşuyordu, hesapsız, yalansız, dobra dobra. Bir ajitatör olarak trenden trene, meydandan meydana geçerken bulduğu her postaneden sevgilisi Lili’ye bir mektup, bir pusula, bir kart mutlaka yazdı: “Sevgili Lili, Liliçka, Lilik, Lilinka, Linoçeka, Lillonok, Lillonoçek, Lilek, Liliatik.” Her seferinde “Senin köpeğin” anlamında “Çen, Çenik, Çeniatik, Çenionok” diye imzaladı. “Kedicik” diye sevdiği Lili’ye aşkla bağlandıktan hemen sonra yazdığı ve ona adadığı uzun şiir “Omurganın Flütü”, “Seviyorum” ve daha birçok şiir bu aşkın ölümsüz tanıklarıdır. Bir dönemi var ki, her şey dilediği gibi olmaktaydı yaşamda; aşk, devrim, sanat, her şey…

Devrim ve sanat için büyük hayaller kurdular
Lili ve kocası Ossip Brik, bulunmuş, seçilmiş bir aileydi Mayakovski için. Ossip o gece sabaha kadar elinden bırakamamıştı Mayakovski’nin şiir defterini. Üçünü bağlayan büyük hayaller kurdular, devrim ve sanat için. Birlikte dergiler çıkardılar, eylemler, dernekler örgütlediler. Yaşamları devrim havariliği gibiydi. Mayakovki’nin Petrograd’a gelmesiyle birlikte başladığı politik yaşamının içinde şiir tarihinin yönünü değiştirecek bir öğe vardı. İşçilere seslenirken “ben de bir fabrikayım” diyordu. “Kütükten kafaları yontarım ben de.” Orman bekçisi babasını Gürcistan Bağdadi’de erken yitirmiş, annesi ve kardeşleriyle geldiği Rusya’da daha çocuk yaşta devrimin hayalleriyle büyülenmişti. 1907’de partiye girdiğinde on dört yaşındaydı, 1909’da tutuklandı. Çıkınca resme merak sardı, okuluna gitti. Burada David Davidoviç Burlyruk, Hlebnikov, Kamenski, Krutyoniç gibi şair ve sanatçılarla kurduğu dostluk, Fütürizmin Rusya’da başlamasına yol açacak grubun oluşmasını da sağladı. Onlar için Fütürizm esasta iki şeye başkaldırıydı: Burjuva zevkine ve avam zevkine. Şiirde yenilik arayışları Rus şiiri için büyük bir atılımıdı. (Bu akımdan dünya şiiri ve bu arada Türk şiiri de payını aldı, Nâzım şiiri ile.) Kâğıt sıkıntısı yüzünden her şey sözle dönüyordu o yıllarda ve şiir, en gözde ‘söz’ olmuştu, tek şansları buydu bir bakıma. Mayakovski’nin ve grubunun hiçbir güncel politik hesabı yoktu aslında. Arkadaşlarıyla Rusya’nın birçok bölgesini dolaştı. Hiç popülizme düşmeden girdiği kahvelerde aşk, güzellik, devrim için uluorta tartışıyorlar, şiirler okuyorlar, yuhalanıyor, alkışlanıyorlardı. Kahvelerde halka ne anlattıkları ilk bildirilerinin adından da anlaşılır: “Toplumsal zevke bir tokat”. Polisle başları beladan asla kurtulmadı bu Fütürist grubun. Lili’ye o dönemde yazdığı mektuplar dönemin ve kendi ruh halinin canlı belgeleridir.
Mayakovski, aslında bir büyük çocuktu, vahşi, zaptedilmez bir dahi, ele avuca sığmaz hırçın bir çocuk. Lili’nin bu ‘küçük çocuğu’ görmesine hep minnet duydu. Şöyle diyordu: Derken o çıkageldi ciddi bir bakışla /o bangır bangır sesin,/ dev gibi boyun posun, /altındaki küçük çocuğu keşfetti. İlk aşkı değildi ama Lili’nin kollarında derin bir huzur bulmuştu. Aşk, yaşam nedeniydi onun için: “Aşk benim için her şey midir? Her şey ama başka biçimde. Aşk, bir yaşamdır. İşte bu en önemlisi. Şiir, iş, kısaca her şey buna bağlı. Aşk her şeyin kalbi. Bu kalp ölünce her şey ölüp gider, anlamsızlaşır. Ama yürek çalışırsa, her şey üzerine konuşulabilir. Yüreğimin çalışmasından yoksun kalırsam ölürüm.”

Zaptedilmez dik kafalı bir şair
Lili şöyle anlatıyor o akşamdan sonra olanları: “1915’ten ölümüne dek, tam on beş yıl ortak oldum Vladimir Mayakovski’nin yaşamına. (…) Ossip Brik ilk kocamdı. Kendisini on üç yaşında, ilk devrim sırasında, yani 1905’te tanımıştım. Lisemdeki siyasal iktisat dersini yönetmekteydi. 1912’de evlendik. Mayakovski’yle seviştiğimizi söylediğim zaman, üçümüz oturup birbirimizden ayrılmamaya karar verdik. Mayakovski’yle (Ossip) Brik daha o zaman ortaklaşa bir edebiyat çalışmasıyla, ortaklaşa fikirlerin yarattığı bağla çok yakın dosttular. Böylece hem iç hem dış dünyamızda bir arada yaşadık.”
Ossip Brik, Rus Biçimcileri adıyla da bilinen Opoyaz adlı eleştiri grubunun etkin bir üyesiydi. Önce Mayakovki’nin şiirini yadırgamıştı ama sonra bu şiirin hayranlarından biri olmuş, dahası, küçücük evlerini ve karısına olan aşkını Mayakovski ile paylaşmaktan çekinmemişti. Daha sonra ‘ajit-prop’ çalışmalarında da yoldaşlık etmişlerdi birbirlerine. Ossip, bir süre sonra bu aşkın biraz kıyısında dursa da bağları hep sürdü Mayakovski ile. Dünyayı değiştiren günlerin içinde eski benlikleri terk etmek bir erdemdi onlar için. Ancak, başlayan devrim, bitmedi; dahası ertelendikçe ertelendi. Bir süre sonra çocuklarını yiyerek sürdürdü evrimini Stalin’den sonra. Mayakovski, çoktandır ‘ahlaksız bir küçük burjuva’ olmuştu zaten. Partinin kültür sorumlusu bürokratlar, onun şiirlerini ‘rezalet, kepazelik’ gibi sözlerle karşılamaktaydı. Parti bürokrasisiyle sanatçıların arası iyice açılmıştı. Bunların en başında Mayakovski vardı. Aralarında Maksim Gorki’nin de bulunduğu büyük bir hayran kitlesi oluşmuştu ama partice şiirleri beğenilmez, oyunları küçümsenir bir şair olmuştu giderek. Zaptedilmez, dik kafalı bir şair. Mayakovski, her şeyden önce bir ‘ruh devrimi’ istiyordu herkesten ve partiden.
“Mutlu aşk yoktur” demişti ya yıllar sonra bacanağı Aragon, Mayakovski, bu duyguya tenezzül etmedi hiç. Aşk yoksa yaşam da yok, diyenlerdendi. Özellikle birkaç yıl hiçbir olumsuzluğa kulak asmayacak kadar mutlu yaşadı. Devrimini de aşkını da bir arada bulmuş coşkun bir şiir ırmağı olarak aktı durdu Rusya’da. Sonra ne oldu? Yavaş yavaş aşk ırmakları kurudu, devrim durdu, bürokratlar tepelere kuruldu, devrimin şair havarisi Mayakovski tutunduğu her yerden kovuldu. 14 Şubat 1930’a kadar, 37 yaşında giderek tık nefes götürdüğü yaşamına, kalbine sıktığı bir kurşunla son verdi. Demişti zaten: “Yüreğimin çalışmasından yoksun kalırsam ölürüm.”
Yazdığı son mektupla her şeyini kardeşlerine ve Lili’ye bıraktı. Lili o günlerde Ossip ile Londra’daydı. Ölümünü bir gün sonra öğrendi. Mayakovski’nin kendisine yazdığı mektupları tarihe bırakmayı ihmal etmedi; 1978’e kadar yaşadı. Ossip Brik ise 1945’te yaşamını yitirdi. Mayakovsiki’nin hayalleri, aşkı ve ukdesiyse kuşkusuz daha çok yaşayacak.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Chad Lawson’dan Dinlemeye Değer Bir Piyano Dinletisi: “The Piano”

Kapat