Sabahattin Ali’nin Okuduğu Yabancı Yazarlar ve En Çok Etkilendiği Yazar – Sevengül Sönmez

sabahattin_aliSabahattin Ali’nin en belirgin özelliklerinden biri kitaplara olan düşkünlüğüdür. Onu tanıyanların belki de üzerinde hemfikir oldukları en temel konulardan biri her yerde, her zaman okuduğu ve cebinde her zaman bir kitap taşıdığıdır. Almanya’ya öğrenci olarak birlikte gittikleri Melahat Togar anılarında “Koltuğunun altında her zaman kitaplar vardı ve çoğu defa kalın bir sözlük… Durmadan okuyordu.  Koltuğunun altındaki kitaplar ile kurstaki arkadaşların alay konusu olmuştu. Ama bunlara hiç aldırmaz, alayların üzerinde bile durmazdı” demektedir. [1]
Filiz Ali çocukluk anılarında babası ile yaptığı kitapçı gezmelerinden söz eder: “Aybaşında maaşını alır almaz ilk iş Ulus’taki Akba Kitabevi’ne giderdi.

Bu kitap bakma ve satın alma şenliğine arada sırada ben de katılırdım. Beni çocuk kitapları bölümüne salar, ‘sen istediklerini seçedur’ diye kendi halime bırakırdı. Sonra da seçtiğim kitapları gözden geçirir, işe yarayan ve yaramayanları ayırır, yine de pek çoğuna peki deyip alırdı. Babam o sırada yeni gelen Almanca kitap ve dergilerin hemen hepsini gözden geçirmiş olur, pek çoğunu da dayanamayıp alırdı. Bizim bu kitapçı serüvenimiz en azından iki saat sürerdi.” [2] Sabahattin Ali 1927’nin sonlarında Almanya’ya gittiğinde onu en çok heyecanlandıran şeylerden biri de Almanca öğrenmek ve bu dilde kitap okumaktır. Almancayı kısa zaman çok iyi derecede öğrenir. Almanca okumak, Sabahattin Ali için yeni bir dünya demektir ve bu dünyanın kapısını bir kez araladıktan sonra bir daha hiç kapatmayacaktır. Almanya’da ilk olarak Goethe ve Schiller’i tanır. Goethe, onun hayatı boyunca vazgeçmeyeceği ve her fırsatta anacağı yazarlardan biri olur.
Almanya yıllarının izlerini taşıyan Kürk Mantolu Madonna Sabahattin Ali’nin okuma serüveni hakkında ipuçları vermektedir. Sabahattin Ali’nin pansiyondaki odasında okuduğu kitaplar, roman kahramanı Raif Efendi’nin de pansiyon odasında okuduğu kitaplardır. “Üzerimde en çok tesir yapanlar Rus muharrirleriydi. Turgenyev’in koskocaman hikâyelerini bir defada sonun kadar okuduğum oluyordu.” [3] “…odamda Turgenyev’in veya Theodor Storm’un hikâyelerine kapanacağımı düşündükçe…” [4]
Almancası ilerledikçe Alman yazarlara duyduğu ilgi artar. Heinrich von Kleist, Sabahattin Ali’yi derinden etkiler. Onun yaşamı ve ölümü, Kürk Mantolu Madonna’da Maria Puder tarafından anlatılır. Sabahattin Ali Türkiye’ye döndükten sonra Kleist’in “San Domingo’da Nişanlanma” adlı öyküsünü çevirir. [5]

Bulgaristanlı Türkolog İbrahim Tatarlı’nın belirttiği gibi 1817-1888 tarihleri arasında yaşayan Theodor Storm ve 1873’te ölen Jacop Wassermann Sabahattin Ali’nin edebiyatında oldukça etkili olur. [6] Jacop Wassermann’ın “Hiç Öpülmemiş Ağız” adlı hikâyesi yine Kürk Mantolu Madonna’da Raif Efendi’nin okudukları arasındaki yerini almıştır.

Alman edebiyatının bugün bizim için unutulmuş isimlerinden Gotthald Eprahim Lessing (1829-1881) Sabahattin Ali’nin “deha” olarak tanımladığı bir yazardır. Minna von Barnheim adlı tiyatro oyununa yazdığı önsözde “Alman tiyaro dilini yarattığını” söyleyen Sabahattin Ali, “düşündürücü bir gülümsemeyi boş kahkahalardan üstün tutanlar ve bir tiyatro eserinde kıymet ve meziyet sahibi gerçek insanlar bulmak isteyenler Lessing’in dehasına ve sanatına hayranlık duymaktan kendilerini alamazlar” demektedir. [7]
Alman edebiyatının önde gelen ismi Thomas Mann da Sabahattin Ali’nin beğendiği ve etkilendiği yazarlar arasındadır. Alman Türkolog Otto Spies, Sabahattin Ali’nin hikâyelerini Almancaya çevirirken bu etkilenmeyi tespit etmiş ve dile getirmiştir. [8]
Sabahattin Ali’nin Alman edebiyatına duyduğu etki hiç eksilmez. Sonraki yıllarda Rilke, Heinrich Heine, Gottfried Keller’in bazı yapıtlarını Türkçeye kazandırır.
1940’lı yıllara gelindiğinde artık Sabahattin Ali, Alman edebiyatı konusunda başvurulan ve sözü dinlenen biridir. Nahit Sırrı Örik 2 Şubat 1943’te gönderdiği bir mektupta:
“Çalışmaları ilerleyen İnönü Ansiklopedisi için mühim Garp eserlerinin birer madde halinde hazırlanmaları sırasında Alman edebiyatındaki vukufunuzdan istifade edilmek arzusunda bulunulduğu cihetle bu hususta görüşülmesi ve bir çalışma programı hazırlanılması için büroya teşrifinizi saygılarımla dilerim.” demektedir. 19 Haziran 1941’de Devlet Konservatuarı Müdürü Orhan Şaik Gökyay’ın yazdığı mektupta görüleceği gibi Devlet Konservatuarı bünyesinde oluşturulan repertuar çalışmalarında da Sabahattin Ali’nin görüşlerine ve değerlendirmelerine sık sık başvurulmuştur:
“Güzel Sanatlar Umum Müdürlüğü tarafından gönderilen okulumuz repertuarına alınmaya değeri olup olmadığı hakkında mütalaa istenilen (G.A. de Gaillavet ve Robert de Flers’in) dilimize çevrilen Kalp Mantığı adlı eseri ilişiktir. İstenilen mütalaanın tez elden gönderilmesini saygılarımla rica ederim.”
Erol Güney, Tercüme Bürosu’nda birlikte yürüttükleri çalışmaları anlatırken “Esas dili Almanca idi. Alman edebiyatını derinlemesine bilirdi. Beni en çok hayrete düşüren yönü yalnız uzmanlarca yakından tanınabilecek eserlerin ve diğer dünya edebiyatlarının üzerindeki yoğun bilgisiydi.” [9]
1935’te kendsiyle yapılan bir söyleşide “Sovyet ve Amerikan muharrirleri arasında severek okuduğum romancılar vardır” [10] diyen Sabahattin Ali 1936’da tekrar tekrar okuduğu kitapları şöyle sıralamıştır: “Klim Samgin, Gorki; Durgun Akardı Don, Şolohov; Taranta Babu’ya Mektuplar, Nâzım Hikmet; İnsanlığın Hali, André Malraux; Budala, Dostoyevski” [11] Yine 1938’de benzer bir ankette, Boccacio, Poe ve Çehov’dan söz etmektedir. [12]
Sabahattin Ali’nin hikâyelerinde Gorki’den etkilendiği sıkça dile getirilmiş; bu nedenle kendisine “Türkiye’nin Gorkisi” denmiştir. 1935’te Değirmen’in yayımlanmasından hemen sonra Ayşe Sıtkı İlhan’la yaptıkları yazışmalarda Sabahattin Ali bu konuya açıklık getirir: “Gorki’yi pek fazla okumuş değilim, onun Makaçodra isimli hikâyesine benim Değirmen hikâyesini benzetmişler, varit gördüm çünkü Değirmen’i yazmadan bir ay kadar evvel okumuştum Gorki’ninkini.”
Nurullah Ataç, Sabahattin Ali’nin Değirmen’de yer alan “Bir Kandilin Hikâyesi”ni Edgar Allen Poe’nun “Uslier Konağının Yıkılışı, Kara Kedi, M. Waldemar” gibi iç ürperten hikâyelerine benzetmektedir. [13] Bir Kandilin Hikâyesi 1931’de yayımlandığında Sabahattin Ali, Edgar Allen Poe’yu oldukça iyi tanımış ve eserlerini okumuştur. Öyle ki Ahmet Kutsi Tecer’in “Nerdesin” başlıklı şiirine yazdığı eleştiride “ ‘Ah nerdesin’ sayhası burada Edgar Poe’nun hikâyelerinde olduğu gibi kâbuslu uykular arasından geliyor.” [14] Sabahattin Ali’yi en çok etkileyen yazar Knut Hamsun’dur kanımca. Sabahattin Ali, Varlık dergisinde 1934’te yazdığı “Norveç Edebiyatı” başlıklı yazıda Knut Hamsun’u uzun uzadıya anlatır. “Gürültüsüz, patırtısız ve tabiat kadar büyüktür. Kitaplarını okurken orada geniş, hudutsuz ve derin bir insan ruhundan başka bir şey aranmamalıdır.” [15]
“Shakespeare Meselesi” [16] başlıklı yazıları Sabahattin Ali’nin Batı edebiyatına buradaki polemikleri takip edecek kadar yakın olduğunun göstergesidir. Lessing okurken tanıdığı Shakespeare’e duyduğu hayranlığı her fırsatta dile getiren Sabahattin Ali, hayatı boyunca Shakespeare’in psikolojik çözümlemelerine ve sanattaki ustalığına hayran kalmış ve sık sık Shakespearevari eserler yazmak isteğini dile getirmiştir.
Sabahattin Ali, dünya edebiyatına olan ilgisini çeviriler yoluyla Türk okuruyla da paylaşmıştır. Dergilerde yayımlanan öykü, şiir ve deneme çevirileri dışında çok sayıda kitabı da Türkçeye kazandırmıştır. Max Kemmerich’ten Tarihte Garip Vakalar 1936’da, Gotthold Ephraim Lessing’den Minna Von Barnheim, 1942’de, Heinrich von Kleist’tan “San Domingo’da Nişanlanma”, Albert von Chamisso’dan “Peter Schlemihl’in Acayip Sergüzeştive E.T.A. Hoffmann’dan “Duka ile Karısı” adlı hikâyelerin çevirisi Üç Romantik Hikâye başlığıyla 1943’te, Ignazio Silone’den Fontamara yine 1943’te, Friedrich Hebbel’den Gyges ve Yüzüğü ve Erol Güney ile birlikte Puşkin’den çevirdikleri Yüzbaşının Kızı 1944’te yayımlanmıştır.
Sabahattin Ali’nin çevirileri arasında Türk okuyucusu için yeni bir yazar vardır. Ignazio Silone. Silone’nin ırkçılığı ironik bir dille eleştirdiği eseri Fontamara Sabahattin Ali’nin Türkçesiyle herkesin beğenisini kazanır. Nâzım Hikmet bir mektubunda bu çeviri için kendisine teşekkür etmekte ve “Tercüme dili fevkaladeydi. Romantik hikâyelerdeki dil de istilizasyonu bakımından çok muvaffak. Tercümenin ne zor, ne kadar mesuliyetli bir iş olduğunu tecrübeyle artık bildiğim için ne büyük bir zorluğu nasıl başarıyla yendiğini gayet iyi anlıyorum.” demektedir.

İkinci dilden çeviri yapmaya şiddetle karşı çıkan Sabahattin Ali [17] Fontamara’nın yazarını tanıtırken onun İtalyan edebiyatının kuvvetli simalarından biri olduğunu ve bu eserini İsviçre’de Almanca olarak yazdığını ve yayımladığını da belirtmektedir.

Sabahattin Ali ailesi

Sabahattin 1947’de Üsküdar Paşakapısı Cezaevi’nden eşi Aliye Hanım’a yazdığı mektupta pijama, eski sarı ayakkabılar, mayo, çamaşır istedikten sonra:

“Misafir odasındaki raftan: Bros, Der Pharao (Firavun); Ehrenburg, Der Fall von Paris (Paris Düşerken); Steinbeck, Die Früchte des Zorn (Gazap Üzümleri); Norah Lofts, Hölle der Barmherzigkeit (Merhamet Cehennemi) adlı romanları ister.
Kitap okurken öldürüldüğünde çantasından çıkan eşyaları arasında Balzac’ın bir romanı ve Evgeni Onegin’in şiirleri vardı.

SONUÇ YERİNE
Sabahattin Ali’nin dünya edebiyatının iyi bir izleyicisi, çeviri konusunda son derece titiz ve çalışkan bir yazar olduğunu, onun geriye bıraktıklarına bir kez daha dikkatle bakılması gerektiğini; özellikle çevirilerinin bugünün okuruyla buluşturulması gerektiğini belirtmeliyim.

Sevengül Sönmez
A’dan Z’ye Sabahattin Ali


[1] Filiz Ali Laslo-Atilla Özkırımlı, Sabahattin Ali, Cem Yayınevi, İstanbul 1979, sy. 63
[2] age. sy.52
[3] Kürk Mantolu Madonna, YKY, İstanbul Ocak 2005, sy.55
[4] age. sy.63
[5] Üç Romantik Hikâye, Maarif Vekilliği Yayınları, Ankara 1943
[6] İbrahim Tatarlı,, “Sabahattin Ali, Hayatı, kişiliği ve Yaratıcılığına Genel Bir Bakış”, Filiz Ali Laslo-Atilla Özkırımlı, Sabahattin Ali, Cem Yayınevi, İstanbul 1979, sy. 247
[7] G.E. Lessing, Minna von Barnheim, Maarif Vekilliği, İstanbul 1942
[8] Otto Spies, Die Türkische Prosaliteratur der Gegenwart, 1943
[9] Filiz Ali Laslo-Atilla Özkırımlı, Sabahattin Ali, Cem Yayınevi, İstanbul 1979, sy. 115
[10] “Gençler Diyor ki”, (Anketi yapan: İhsan Aygün) Yücel, (8), Ekim 1935
[11] Yücel, (19), Eylül 1936
[12] Umran Nazif, “Sabahattin Ali ile Bir Konuşma”, Varlık, (108), 1 Ocak 1938
[13] Nurullah Ataç, “Değirmen”, Akşam 21 Eylül 1935
[14] Sabahattin Ali, “Görüş Mecmuası Hakkında Şahsi Bazı Mütalaalar”, Resimli Ay, (6), Ağustos 1930
[15] Sabahattin Ali, “Knut Hamsun”, Varlık, (21), 15 Mayıs 1934
[16] Sabahattin Ali, “Shalespeare Meselesi –Hakiki Shakespeare-”, Varlık, (32), II.Teşrin 1934, “Shalespeare Meselesi –Sahte Shakespeare’ler: Bacon-”, Varlık, (34), I.Kânun 1934, “Shalespeare Meselesi –Sahte Shakespeare’ler: Eduard de Vere-”, Varlık, (37), II.Kânun 1935,
[17] Sabahattin Ali, “İkinci Dilden Tercüme Meselesi ve Bir Misâl”, Tercüme, (6), 19 Mart 1941

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Minoo Javan, Pers Halk Şarkıları ve Timeless Persian Treasures adlı iki albümü
Geçmişten Günümüze Dünyanın En Ölümcül 10 Hastalığı
Kapat