NÂZIM HİKMET: GÜNDE EN AŞAĞI ON SAYFA OKUMAYAN, ACINACAK İNSANDIR!

“Mehmed, oğlum,

Günde en aşağı on sayfa okumayan erkek, delikanlı, acınacak insandır. Sen günde, ne olursa olsun, şimdilik, gazete de, ders kitabı da, roman filân da dahil on sayfa okuyor musun? Okumuyorsan, ki okuduğunu zannediyorum, evet okumuyorsan acınacak bir delikanlısın demektir. Ve derhal kendini bu merhamete layık halden kurtarıp günde en aşağı on sayfa okumak için namusun üzerine, kimseye değil, kendi kendine söz ver.

Mehmed, yavrum,
Spor lâzımdır. Spor yap. Fakat unutma ki spor gaye değil, vasıtadır. Sıhhatli olmak, sıhhatli düşünmenin zeminini hazırlamak için bir vasıta. Eğer sporu sadece spor olsun diye, eğlenmek için, bir vasıta gibi değil de bir gaye olarak yapıyorsan hata ediyorsun demektir. Her gün yaptığın spor günde sana en aşağı on salıife okumak işini kolaylaştırmak için vasıta olmalıdır. (…)

Memet, oğlum,
Mektubunu okurken evlat yüzünden bahtiyarlığın ne demek olduğunu elle tutulacak gibi anladım. Sanat hakkında yazdıkların gayet doğrudur. Zaten senin mini mini hikâyelerinde senden istediklerimin tohumları var. Şimdi bana yazdıklarını hikâyelerine koyarsan, yani daha şuurlu, daha olgun, daha bütün olarak koyarsan mesele kalmaz. Elbette ki her yazdığın hikâye bir evvelkinden daha iyi ve daha usta olacak.

Romanı, hikâyeyi boş bir gevezelik, ukalâlıkla sayfalar doldurmak sananlar mütereddilerdir. Bilhassa bu son harpten önceki kısır Fransız romanının tesiri altında kalanlardır. Halbuki yine bu harpten önce hiç de kısır olmayan bir Fransız romanı vardı ki — onun en iyi mümessillerinden biri André Malraux’dur (André Maurois değil) ve dilimize çevrilmiş İnsanlığın Hali diye bir de kitabı vardır ve okumanı tavsiye ederim — işte bu verimli romancılığı değil de André Gide’lerin, Proust’larm filân hazım zamanları gevezeliğini okuyanlar ve onun tesiri altında kalanlar elbette ki sana o yanlış sözü söylerler.

Hayatta facia ile gülünçlük, senin de kaydettiğin gibi yan yanadırlar, daha doğrusu, hayatta bütün tezatlar bir birlik, bir vahdet halindedir. Kâinat, kâinatın bir parçası olan dünyamız, dünyamızın üstündeki cemiyetimiz, cemiyetimizin içinde sınıflar, zümreler ve fertler, her şey, her şey ve o fertlerin ruhları, psikolojileri tezatların birliği genel kanununa tâbidirler. Hareketi, hayatı, doğuşu, gelişmeyi, ölüşü yapan çarpışan zıtların birliğidir. Bunu şuurla ve etrafıyla anladığın gün, bir sanatkâr olarak en mühim meseleyi halletmiş olursun.

Fizik şubesine girmene pek sevindim. Emin ol ki bir edebiyatçı için fizikçi, mühendis, doktor, velhasıl müsbet ilimlerden birinin adamı olmak, üniversitenin edebiyat şubesinden mezun olmaktan çok daha elverişlidir. (…)”


Nazım Hikmet’in Bursa Cezaevi’nden, yazı yazmaya yeni yeni heves eden üvey oğlu Memet Fuat’a yazdığı Mektup.

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz