Burjuva Sosyolojisi Olarak Marksizm – Murray Bookchin

Lenin, sosyalizmi “tüm halkın hizmetine koşulan kapitalist devlet tekeli” olarak betimlerken, Marksist projenin bütünlüğünü bizzat kendi “bayağılaştırması” ile zedelemiyor mu? Yoksa, tarihsel bakımdan Marksist teoriyi ileri kapitalizmin en incelikli ideolojisi yapan temel öncülleri mi açığa çıkarıyor?

Burjuva toplumsal ilişkilerini örten giz perdesini yırtmakta en dikkate değer proje olan Marx’ın eserleri çağımızda kapitalizmin en incelikli gizemlileştirilmesi haline gelmektedir. Bunu söylerken, Marx’ın eserlerindeki örtük “pozitivizm”i ya da geriye dönük olarak “tarihsel sınırlılıkları” kastetmiyorum. Ciddi bir Marksizm eleştirisi, burjuva Aydınlanma’sının en gelişkin ürünü, hatta doruğu olarak onun derin doğasından başlamalıdır. Marx’ın eserini yeni bir toplumsal eleştiri için kalkış noktası olarak görmek, “yöntemi”ni kendi zamanında ortaya serdiği sınırlı içeriğe rağmen geçerli olarak benimsemek, hedeflerini araçlarından ayırıp özgürlükçü olarak göklere çıkarmak, projesinin kuşkulu mirasçıları ya da evlatları tarafından lekelendiğini söylemek artık yetmeyecektir.
Aslında, Marx’ın radikal bir kapitalizm eleştirisi ve devrimci bir pratik geliştirmedeki “başarısızlığı”, amaçlarına ulaşmada yetersiz kalan bir girişim anlamındaki başarısızlık olarak ortaya çıkmaz.

Tam aksine, Marx’ın çalışmaları, en iyi durumda, istemeden de olsa Aydınlanma düşüncesinin en sorunlu ilkelerini kendi duyarlılığına katar ve bunların burjuva içerimleri karşısında şaşılacak kadar çaresiz kalır. En kötü durumda, “serbest piyasa”nın ekonomik planlama, rekabetin oligopolistik üretim ve tüketim manipülasyonuyla, ekonominin devletle iç içe geçmesine tanık olduğumuz yeni bir toplumsal çağ, kısaca, modern devlet kapitalizmi çağı için en incelikli özür arayışı haline gelir. Devrimci projenin asli bir unsuru olarak bir “proleter devlet”, ekonomik rasyonelleşme ve planlı üretimi arkasına almış bir sosyali?:m olarak Marx’ın “bilimsel sosyalizm”inin, kapitalizmin tekel, politik kontrol ve görünürdeki bir “refah devleti”ne doğru doğal gelişmesi ile şaşırtıcı benzerliği, artık Sosyal Demokrasi ve Avrupa Komünizmi gibi kurumlaşmış Marksist yönelimleri yüksek oranda rasyonelleşmiş bir kapitalizm çağıyla açık bir uyum sağlama noktasına getirmiştir. Gerçekten de, bakış açımızdaki küçük bir kaymayla, Marksist ideolojiyi kolaylıkla bu devlet kapitalizmini “sosyalist” olarak betimlemek için kullanabiliriz.

Bakış açımızdaki bu kaymaya Marksist projeye “ihanet” ya da “bayağılaştırma” olarak omuz silkebilir miyiz? Ya da bu, Marksizmin en temel önermelerinin, Marx’ın kendisinde bile gizlenmiş olabilecek bir mantığın, bizzat somutlanması olarak görülemez mi?. Lenin, sosyalizmi “tüm halkın hizmetine koşulan kapitalist devlet tekeli” olarak betimlerken, Marksist projenin bütünlüğünü bizzat kendi “bayağılaştırması” ile zedelemiyor mu? Yoksa, tarihsel bakımdan Marksist teoriyi ileri kapitalizmin en incelikli ideolojisi yapan temel öncülleri mi açığa çıkarıyor? Bu soruları sormamdaki asıl amaç, Sosyal Demokrat ve Avrupa Komünist pratiklere somut dayanaklar sağlayan tüm Marksistlerle Lenin’in kehanetleri arasında ortak varsayımların olup olmadığını açığa çıkarmaktır. Neredeyse tüm yandaşları tarafından bu kadar kolay “bayağılaştırılan”, “ihanet edilen” ya da daha uğursuz bir biçimde, bürokratik güç biçimleri olarak kurumsallaştırılan bir teori, pekala bu tür “bayağılaştırma”, “ihanet” ve bürokratik biçimlere varoluşunun normal bir koşulu olarak yatkın olabilir. Doktriner tartışmaların ateşi içinde “bayağılaştırma”, “ihanet” ve ilkelerinin bürokratik tezahürü gibi görünebilen şeylerin, tarihsel gelişmenin donuk ışığında bu ilkelerin hayata geçmesi olduğu ortaya çıkabilir. Bugün, her halükarda, tarihsel rollerin tamamı yanlış dağıtılmıştır.
Modern kapitalizmin birçok ileri aşamasına yetişebilsin diye Marksizmi cilalamak yerine, geleneksel burjuva ülkelerindeki modern kapitalizmin birçok ileri aşamasının kapitalist gelişmenin en incelikli ideolojik kestirimi olarak Marksizme yetişmek zorunda olduğunu söylemek daha doğrudur.

Akademik kelime oyunlarına kapılıyormuşum gibi bir hataya düşülmesin. Gerçeklik teoriden bile daha çarpıcı paradokslar sergiliyor. Kızıl Bayrak biri diğeriyle karşılıklı savaşa tutuşmuş Sosyalist ülkeler dünyası üzerinde dalgalanırken, bu çevrenin dışında kalan Marksist partiler, gariptir ama, çatışan Sosyalist komşularının arasını bulmaya çalışan ya da onlarla birlikte kamplaşan devlet kapitalizmi dünyasının vazgeçilmez dayanaklarını oluşturuyorlar. Eski dünyadaki karşılığı olan plepler gibi proletarya da en büyük tehlikenin entelektüeller, kent sakinleri, feministler, gay’ler, çevreciler, kısaca, çoktan geride kalmış demokratik devrimin ütopik ideallerini bala dile getiren sınıf-aşırı bir “halk”tan oluşan dağınık bir kesimden geleceğini gören bir sisteme aktif olarak katılıyor. Bugün Marksizmin, Marksizmle hiçbir ilgisi olmayan bu gelişime önem vermediğini söylemek, tipik bir devlet kapitalizmi hareketinin “devrimci” şahsiyeti haline gelen bir ideolojiye aşırı cömert davranmak olacaktır. Marksizm, bariz biçimde bu yeni ilişkileri bulandırmak, anlamlarını çarpıtmak ve bunlarda başarısız olduğu zaman da onları kendi ekonomik kategorilerine indirgemek üzere kurulmuştur.

Buna karşılık, Sosyalist ülkeler ve hareketler savundukları “başarıları” açısından değil, “çarpık biçimleri” açısından “sosyalist”tirler. Gerçekten de, “çarpık biçimleri” “başarıları”ndan daha büyük önem kazanmıştır; çünkü bu biçimler, ilginçtir, devlet kapitalizminin gizemlileştirilmesine hizmet eden ideolojik aygıtı ortaya çıkarırlar. Bu yüzden, bu aygıtın keşfedilmesi, köklerinin su yüzüne çıkarılması, mantığının açığa serilmesi ve ruhunun modern devrimci projeden kovulması her zamankinden daha fazla zorunludur. Eleştirinin parlak ışığı altına bir kere çekildiğinde, gerçekte ne olduğu görülecektir; “tamamlanmamış”, “bayağılaştırılmış” ya da “ihanete uğramış” bir şey olarak değil; karşı devrimin, daha doğrusu, Hristiyanlıktan bu yana hiçbir tarihsel ideolojide görülmedik bir oranda, her özgürlükçü vizyonu özgürleşme karşısında gayet etkili bir biçimde kullanan karşı-devrimin tarihsel özü olarak.

Murray Bookchin
Ekolojik Bir Topluma Doğru

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here