Beton düzdür, renksizdir, gridir; beton kocaman bir hapishanedir!

Beton midenize oturan rezalet bir makarnadır. Beton akışkan ideolojinin bir arada tuttuğu katılaşmış bir maddedir. Beton düzdür, renksizdir, gridir, sıradandır tıpkı sizin gibi. Beton her yerdedir ve her yerde aynıdır sizin gibi. Beton katı, soğuk, sert ama kısa ömürlüdür sizin gibi. Beton, değişime dirençlidir ve dünyayı yok eder sizin gibi. Beton, bir kez harç dökülüp katılaşınca şekil almaz sizin gibi. Beton yerini ancak başka bir betona bırakır sizin gibi. Beton kocaman bir hapishanedir sizin gibi. Katılaşan Beton kendi gibileriyle bir arada olmayı seçer, ötekine olan  düşmanlığıyla faşizmin en katı halidir. Beton efendilerinize beslediğiniz aşk, köleliğinizin somut biçimi ve sizi bir arada tutan devletinizdir. Beton sizinle birlikte donmuş olan ideolojinizdir. Beton katılaşmış insanlığınız, kararmış vicdanınızdır. Beton sizlersiniz. Kamu, imkansız durumların peşinde giden, yaptığı şeyi sorgulama yetisinden aciz, bir zeytinlikte balık tutmaya çalışan bir balıkçıdır örneğin. Vahşi bir atı eğitimle evcilleştirmeye çalışan iktidarın söylemini kitlelere taşıyan bir öğretmendir kamu. Kamu, yaptığı katliamlarla yüzleşmek yerine cellat atasının yasını tutan, yeni katliamların failidir. Kamu, her gün maruz kaldığı iktidarın medya araçlarıyla kör olmuş, birbirine benzeyen seri üretim bir malzemedir. Kamu, şehirli bir hanımefendi olmak ve kimliğinden uzaklaşmak için kafasında kitapla yürüyen köylü kadın ile onu değiştirmek, asimile etmek zorunda olduğunu düşünen şehirli kadındır. Kamu, katılaşmış korkuları içinde barındıran iktidarın anıt heykellerine olan saygısıyla her gün bu korkuyu yaşayıp yayan kaidenin altındaki insandır. Kamu, komşusunun varlığına el koymak, evini işgal etmek için harekete geçmiş, kendinden zayıf olana karşı birleşen emir kullarıdır. Kamu, omuz verdiği iktidarın cinayetlerine ortak olan, görmek istemeyen kalabalıktır. Kamu, işleyen dev bir makinenin parçası olarak çalışan senkronize bir sıradanlıktır. Bir tür olarak yaşadığımız bu senkronize sıradanlığı her gün yeniden çoğaltmaya ve üremeye devam etmeye bir son vermek, dünyayı diğer canlılara teslim etmek için üremeyi azaltarak bitirmek gelecek için yapılacak en doğru davranış olsa gerek.

Binayı oluşturan elementleri bir arada tutan ve başka etkenlerle birleşerek binanın ayakta kalmasını sağlayan beton, iktidarları ayakta tutan kamuyu andırır.  Tıpkı beton yaparken kum, çimento, su, çakıl gibi maddeler bir araya getirilip bir inşa süreci gerçekleşmesi gibi, toplumdaki farklı insan malzemesi de iktidarlar tarafından bir araya getirilerek iktidarın yaşaması için tek renk, sert, darbelere dayanıklı, sessiz, düz, gri bir kamu oluşturulur. Çok sert, sağlam ve dayanıklı olma özelliği olan beton, bu haliyle kamuyu olduğu kadar iktidarı da işaret eder.

Michael Foucault’un ‘iktidar her yerdedir’ önermesi beton ve kamu eşitliğini destekler niteliktedir. Benzer olanların bir ara tutulması, ayıklanması, bireylerin kendi başlarına iktidar ilişkilerinin bir tarafı, bir parçası olmaları durumudur. Çimento ve su ile karıştırılan öğeler beton haline gelir; iktidarın bireyleri özneleştirmek için kullandığı ideolojiler birer çimento işlevini görür. Modern devletin toplumu bir arada tutmak için kullandığı milliyetçilik fikri bu çimentonun en somut biçimiyse, toplum da betonun kendisidir. Toplumu bir arada tutan değerler, fikirler, geleneklerin yanı sıra kültür, eğitim, tüketim, üretim, cezalandırma yöntemleri gibi mekanizmalar da bu sürece katkı sağlayan diğer etkenlerdir. Betonu meydana getiren malzemeler, sahip oldukları özellikleriyle ona biçim veren, kendine tabi kılan güç için çelişkiyi içinde barındıran kullanışlı birer malzemeler bütünüdür. İktidarın çimentosu ve kullanım bilgisi, bu malzemeleri bir arada tutmayı, ona şekil vermeyi başarırken; malzemenin kendi özellikleri, iktidarı sağlamlaştırır, güç verir ve ayakta tutar. Bu şekilde iktidar karşılıklı bir ilişki ve mücadele içersinde hayat bulur. Malzemeler arasındaki ilişkiler, çimento ve bunlara biçim veren güçler, ‘kamu’ denilen betonu meydana getirir. ‘İktidar her yerdedir’ sözü beton içersindeki taneciklerin yapısı içersine sinen durumu ifade eder. İktidar, betonu meydana getiren tekil parçaların içersinde yani ‘kamu’da gizlidir.

İnsanın özgürleşmesi serüveninde, iktidar denilen yapı en önemli engellerden biri olmakla birlikte onu sürekli üreten, arzu eden ve yaşatan ise kamudur. Bu nedenle direnilmesi gereken oluşum, öncelikle egemen düşüncenin nüfuz alanı olan kamudur. Egemen düşünceyi içselleştirip yaşatma görevini üstlenen, bunu gelenek haline getiren kamu, gelecek kuşakların hayallerini de kabusa çevirir. “Tüm göçüp gitmiş kuşakların oluşturduğu gelenek, yaşayanların beyinlerine bir kâbus gibi çöker” (Marx). Kabusu yenmek için kamu ve kamuyu oluşturan değerlerin parçalanması gerekir. Kamu karşıtlığının, kamu içersinde olması fikrinden hareketle oluşturulan çalışma,  Dada Hareketi, Andy Warhol ve Piero Manzoni’nin eserlerinden ilham alarak, günümüz tüketim toplumuna uygun biçimde meta görünümüne bürünerek kamu ile karşılaşmayı tercih eder. Kamuya ulaşmak için, herkesin aldığı, kolayca ulaşabildiği temel besin maddesini kullandık; “Makarna”. “Barilla” markası içinde raflardaki yerini alan “Beton” adlı çalışma, kamu dediğimiz tüketicinin karşısına çıkar. Kamu, karnını doyurmak amacıyla raftaki makarna paketini aldığı zaman içersindeki albümle karşılaşacaktır. Makarna ile karnını doyururken, albümle rahatsız olacak, hazımsızlık çekecektir. Kamuyu rahatsız edecek olan şey kendisi ile karşılaşmaktır.

“Beton” adlı çalışmanın makarna kutusu olarak sunumu, sanatsal ürünlerin yanlarındaki metalarla olan ilişkisinin sorgular, seri üretim şeklinde üretilen eserlerle sanatın üretim aşaması sorgular. Bu anlamda çoğaltılabilir bir sanat olan fotoğrafın, edisyon ile biricik hale getirilmesi eleştirilir. Çalışmamız, “Bir sanat eserinin ve bir makarnanın fiyatını belirleyen nedir? Sanat eseri maliyetine satılırsa ne olur? Eserin maliyeti nedir? Eserinizi pazardaki bir kilo elmadan, yarım kilo makarnadan ayıran nedir? Altına attığınız imza, yaratıcılığınız, fikirleriniz midir eseri değerli yapan yoksa piyasa mı?” gibi sorulara cevap arar. Warhol’un “Campbell’ın Çorba Konserveleri” sanat galerisindeki haliyle market raflarındaki seri üretim maddelerini imgeliyor ve sıradan bir metanın görüntüsünü sanat eseri olarak sunuyorsa, “Beton” doğrudan seri üretim meta haline gelerek “sanat eseri” kavramını sorgulayarak, sanat eseri olmaktan uzaklaşır. Seri üretim imgesiyle galeriye giren meta, şimdi seri üretim fikrinin kendisiyle yine meta olarak tekrar ait olduğu yere geri döner . Sanat gündelik hayat içersine dönmeli, soyluluğunu terkederek iletişim aracı haline gelmelidir. Beton, avangardın sanat ile hayatı birleştirme düşüne sarılır; Beton, sanat eseri olmadığı gibi, üreticisi de sanatçı değildir; gündelik hayatın aktığı mekanlarda kamuyla karşılaşma çabası içinde olan asabi bir metadır Beton. Kamu ile aynı sıradanlığı yaşar. Sanat eseri olma gayretine girmeden hayatına meta olarak devam edip hayat içinde erimeye çalışır. Ederi, ya maliyet giderlerine eşit olmalı ya da bir kilo makarna fiyatına eş olmalıdır böylesi bir çalışmanın. Tıpkı pazardaki diğer metalar gibi sıradan bir meta olan Beton, galeri duvarına delik açarak sanat olmak yerine toplum içinde yaşayıp yok olmayı seçer. Gelip geçiciliğiyle var olma yarışı içersine girmeyen bir inadı barındırır. Karşı olduğu kamuyla aynı seviyede karşılaşarak onu değiştirme çabasına girmeden öfkeyle ona bağırır, kamuya karşı savaşın bir parçası olur. “Beton” sanat pazarına harcanan milyonlarca dolara karşı gelerek, söz konusu kaynağın, insanların üretim öküzü haline getirildiği dünyada onlara tembellik hakkı kazandıracak yöntemlere harcanması gerektiğini düşünür. Tembellik zamanı sadece mülk sahiplerine tanınan bir hak olmamalı. Çalışan insanların üretim bandı içerisinde bir üretim öküzü haline getirildiği sistemde, suç ortaklarından birinin de kurumsallaşan sanat olduğunu haykırmak, kamunun mevcut haline karşı çıkmak için pazarda karşınıza çıkar “Beton”. “Beton”un kamu içersinde olmayı tercih etmesinin diğer bir sebebi de, eleştirinin sanatsallaşarak, sanat kurumu içersine hapsolması ve karşıtına dönerek etkisizleşmesi durumudur.

Turgay Süsem

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Kurmaca ve gerçek: Seyircinin peşine düşüp, aradığı şey “kaybettiği” zaman…

Kapat