Bahreyn: Diğer bir ABD müttefikine karşı isyanın toplumsal kökenleri – Finian Cunningham

“Sen hiç sahili olmayan ada gördün mü?”
İlk bakışta gündem dışı gelen soru, hükümet-karşıtı sloganlar atan binlerce protestocunun arasında duran genç bir taksi sürücüsü tarafından geldi. Ancak bu soru, geçen hafta on binlerce Bahreynliyi sokağa döktü ve yüreklerindeki kedere tercüman oldu –protestolarda, devlet güvenlik güçlerinin aşırı şiddet kullandığı sahnelerin ortasında kalan en az yedi sivilin öldürülmesine tanık olundu. Ancak doğrulanmayan haberler ölü sayısının daha fazla olduğunu söylüyor.Bu genç taksi sürücüsü gibi, birçok Bahreynli, yerlilerin 600 bin gibi bir azınlığı oluşturduğu (belki bunlara, resmî rakamlarla belirsiz olsa da, dışarıya göç eden 300 bin de eklenebilir) küçük ülkelerinde, muazzam bir servetin sulu çamur gibi etrafta dolaştığı, etrafı kapladığına tanık oldu. Fakat, petrol fiyatlarının yüksek olduğu ve Bahreyn ulusal gelirinin üçe katlandığı son yedi yılda, bu muazzam servetin yalnızca çok küçük bir parçası, iş yaratmada ve insanca bazı koşullar sağlamada kullanıldı.
50 binin üzerinde Bahreynli ailenin ev edindirme listelerinde sıranın kendilerine gelmesini beklediği tahmin ediliyor. Bazı aileler 20 yılı aşkın zamandır, aynı çatı altında, bozuk sıhhî koşullar altında, arka arkaya gelen birçok nesillerle bir arada ve sıkıntılı şartlarda, barınma kapsamında kendilerine bir ev verilmesini beklemekte.

Bütün bu süre boyunca, bu insanlar; ABD’li ve Avrupalı yatırımcıları, finansörleri, şirketleri ve zengin turistleri çekmek için mantar gibi biten mega alış veriş merkezleri ve çok katlı gökdelenlerin yanında, bunlarla tamamen çelişen, şehirlerin dış kısımlarında ve köylerde sürdürdükleri sefil yaşam koşulları içinde, kendilerini kendi ülkelerinde yabancı gibi hisseder olmuşlardır.

Körfez adasının petrolden kazandığı servet, ülke ekonomisinin petrol ve gaz gelirlerine bağımlılığını azaltmak için, örneğin mülk edinmenin geliştirilmesi ve uluslararası bankacılık sektörlerine kanalize edilmiş ve böylece ekonomi çeşitlendirilmiştir. Her iki tarafından komşu olduğu petrol ve gaz devleri Suudi Arabistan ve Katar’dan 30 kilometreden az bir mesafeyle, bunlar arasına sıkışmış kendine has bir krallık olan Bahreyn, hidrokarbon zenginliğini, Ortadoğu’da, Arap Yarımadası’nın daha güneyindeki Birleşik Arap Emirlikleri’nde yer alan, finans ve ticaret merkezi Dubai ile eşit üne sahip bir finans ve ticaret merkezi konumu kazanarak, dengeleme yoluna gitmiştir.

Fakat kapitalizmin ileri gelen bir merkezi olmanın kazandırdığı ün –Bahreyn, Körfez ülkeleri arasında ABD ile serbest-ticaret anlaşması imzalayan tek ülkedir– beraberinde ağır bir toplumsal ve ekolojik bedel ödemeyi getirmiştir. Ve bu bedel, halkın çoğunluğunu, Tunus, Mısır ve Arap dünyasının diğer bölgelerindeki protestoları taklit ederek uzun-vadeli demokratik hak taleplerinde bulunmaya kadar götürecek şekilde dürtmüş görünüyor.

Perşembe günü sabah saatlerinde, 5 bini bulan Bahreynli protestocular, başkent Manama’da önemli bir buluşma yeri olan ve gösterilerin esas alanı olan İnci Meydan’ında toplandı. Bahreyn otoriteleri göstericiler üzerinde helikopterler uçurdu, düzinelerce tank ve silahlı güvenlik güçlerini taşıyan aracı olay yerine gönderdi ve polis ve ordu, protestoculara normal mermilerle ateş açtı ve göz-yaşartıcı bomba attı. Protestocular arasında yüzlerce kadın ve çocuk da bulunuyordu. Alanın ortasında, ülkenin geleneksel, inci çıkarmak için yapılan dalış endüstrilerine ve balıkçılık endüstrilerine (halkın başlıca geçim kaynağı olan endüstriler) atfen dikilmiş bir İnci Anıtı bulunuyor.

Anıtın görüş alanı içinde, Bahreyn’in Finansal Merkez ve Dünya Ticaret Örgütü’nü de barındıran, yeni serveti, dev, heykelvârî gökdelenleri yükseliyor. Yalnızca birkaç yıl öncesine kadar bütün bu alan denizle kaplıydı. Kara sonradan, toprak taşınarak oluşturulmuştur. Bahreyn’in toplam kara alanlarının yaklaşık yüzde 20’si, son otuz yıl içinde, denize toprak doldurularak kazanılmıştır.

Ancak, yerli çevreci gruplara göre, geniş bir alana yayılan bu deniz doldurma işlemi adanın balık stokları başta olmak üzere deniz ekolojisini tahrip etmiştir. Gittikçe artan bu işlem, ülkenin elit tabakasına muazzam zenginlikler kazandırırken, geçimini denizden sağlayan yerli topluluklar üzerinde eşit derecede harap edici etki yapmıştır. Bu topluluklar, işsizlik ve yoksulluğun mahvedici acısını yaşarken, aynı zamanda, elit tabaka için gümbürdeyerek gelen mülk edinme artışlarına, toprak fiyatlarındaki artışlara ve egemen elitin elde ettiği kâr artışlarına tanık olmuşlardır.

Bu topluluklar, ülkelerinin petrol zenginliğinin, elitlerin çıkarlarına hizmet etmek üzere ve uluslararası sermayeyi cezbetmek için uygulanan gelişme plânlarıyla, nasıl kanalize edildiğini, yönetildiğini de bir kenardan seyretmek zorunda kaldılar. Sonunda, bu işlemlerin gidişatı; sahil kesimlerine, genişlemiş El Halifa kraliyet ailesi üyeleri tarafından, gelecekte yapılacak olan deniz doldurma işlemleri ve gökdelen inşaatları için tahsis edilmek üzere el konulması sürecine kadar ilerledi. Bu da, Bahreyn’in nasıl bir paradoks oluşturduğunu açıklıyor –sahili olmayan bir ada. Bu ise, tek-yanlı, elit-merkezli ve derin toplumsal acıları besleyen gelişimleri ve halk kitlelerinin, bu acılarını, şimdiki elitlere karşı protestolara yöneltmesini izah etmekte. Bu protestolara karşı uygulanacak daha şiddetli bir devlet baskısı politikası ancak bu acıları daha da arttırmaya yarar.

ABD’nin sağladığı sabit diplomatik ve askerî destekle, Bahreyn’in istikrarsız toplumsal yapısının aynı şekilde kalması politikası güdülüyor. Ada, ABD Beşinci Filosu’nun İran Körfezi’ndeki üssü olarak görev yapma hizmetini sürdürüyor. Son devlet baskısı dalgası, yalnızca, Washington’un boyun eğdirici ve belirsiz bir “her iki tarafın şiddetten kaçınmasını” dayatan yorumunu getirdi ki bu yorum, hükümete destek şeklinde okunabilir. Geçen yıl, Bahreyn, ABD’den askerî yardım olarak 19.5 milyon dolar aldı ki, bu, Mısır’a verilen adam başına yardımdan daha yüksek bir tutar.

Öyle görünüyor ki, ABD’nin Arap dünyasındaki başka bir “önemli müttefikine” karşı başka bir isyan yolda. Ve elit idaresi ile yaygın yoksulluk arasındaki çelişki –petrol zengini ülkelerde daha da göze batar şekilde– nihayetinde, bir kez daha, Washington’un emperyal plânlarının altını dinamitliyor.

Finian Cunningham, bir gazeteci ve müzisyen
[GlobalResearch’teki İngilizcesinden Mehmet Bayram tarafından çevrilmiştir]

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Başbakanın yere göğe sığdıramadığı Şeyh-ül Muharririn Ahmet Kabaklı’yı tanıyalım

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? 14 Şubat 2010 sevgililer günü Ahmet Kabaklı'nın ölümünün 10. yıldönümü anma programı çerçevesindeki...

Kapat