Ayrılmasını Bilmek: Ayrılık, önce kendimizle hesaplaşmaktır! – Erdal Atabek

Kadın-erkek ilişkisinin en önemli yanlarından birisi de ayrılmasını bilmek değil mi? Belki de insan kişiliğinin çok ortaya çıktığı durum budur. Kadın olsun, erkek olsun bir insanın niteliklerini, yetişme biçimini, davranışlarını, yapısını, olgunluk derecesini anlamak istiyorsak, onun ayrılırken nasıl davrandığını görmek yeterlidir. Eskiden insanlar üç yerde anlaşılır denirdi: Yolculukta, içkide, kumarda. Bu üç durumda da insanların kendisini saklaması olanaksızdır. Gizlenmiş bencillikler, yapmacık kibarlıklar, cilalı davranışlar bu üç durumda da uçar gider, yerini gerçek davranışlar alır. Yolculukta, içki masasında, kumar oynarken insan kendini saklayamaz. Gerçek payı büyük bir gözlemdir bu.

Sanırım ayrılık da önemli ölçütlerden birini oluşturuyor. Bitme noktasına gelmiş bir arkadaşlık, heyecanı uçup gitmiş bir aşk, tükenmiş bir evlilik ayrılık dönemecine gelince, insanlar nasıl davranıyor? Bu sorunun yanıtları toplumumuzun en büyük sorunlarından birini de aydınlatmaktadır.

Fyodor Dostoyevski: “İki insan birbirini en çok ayrılmak üzereyken tanır”

Hiç bilmediğimiz şey, ayrılıkta topluma verilecek bir hesabın olmadığıdır. Ayrılırken hesaplaşmamız gereken en önemli kişi kendimiziz. Ayrılık, önce kendimizle hesaplaşmaktır. Keşke bunu dürüst bir hesaplaşma olarak yapabilsek. Kendimizi haklı çıkarmaya çalışmadan, kendimizi aldatmadan, kendimizi yanıltmadan olaya bakabilsek… O zaman pek çok konu çözümlenmiş olurdu… Ama bunu bilmek; daha önemlisi yapabilmek ne çok şey istiyor. Birey olarak kendi kimliğimizi bulmuş olmak, kadın-erkek ilişkisini çıkar hesabına oturtmadan yaşayabilme olgunluğunu taşımak, kendi kararlarımızı verebilmek, daha önemlisi bu kararları taşıyabilmek… Belki daha başka şeyler de var ama en önemlileri bunlar değil mi? Kendimizle hesaplaşabilmek, en çok böyle zamanlarda gerekiyor.

Ayrılık olgusunda doğru bakmamız gereken ikinci kişi de ayrıldığımız kişidir. Đşin başka güç yanı da ayrılacağımız insana doğru bakabilmek. Aramızdaki ilişkinin biten yanlarını ona fatura etmeden bakabilmek, bir ilişkinin yıpranışını ille de insan kusurunda aramamak, toplumda örneklerini çok az gördüğümüz bir davranış değil mi? Yaşanmış ortak güzellikleri çamura bulamadan ayrılmayı başarmak, belki de insan hayatının en önemli davranışları değil mi? Hesaplaşmamız gereken ikinci kişi de şimdi ayrılmakta olduğumuz odur. Arkadaşımız, sevgilimiz, eşimiz olan o.

Ayrılmakta olan ya da ayrılan iki kişinin kendilerine ve birbirlerine vermeleri gereken hesaptan başka borçları yoktur. Hele topluma verecek hiçbir hesapları yoktur. Bunu bilmemek, insan ilişkileri için nice umut kırıcı. Doğru ayrılmayı bilmemek, sevgiyi bilmemek, insanı bilmemek, değeri bilmemek olgusunun bir parçası belki de.

Oysa toplumumuzda yaşanan ayrılık olgusu bu değerlendirmeden çok uzak. Đnsanımız önce topluma hesap vermekle yükümlü olduğunu sanıyor. Belki de böyle öğrenmiş, böyle görmüş, böyle yapmakta bir şeylere tutunmaya çalışıyor.

Bilemezsiniz, neler çektim. Nelerine dayandım, nelerine göz yumdum. Geçer diye, düzelir diye bekledim ama hiçbir şey olacağı yok. Dışardan çok kibar görünür, nazik görünür, ah, hepsi rol, hepsi yapmacık. Bencilliklerini gizlemeyi çok iyi bilir. Kabalıklarını kimseler bilmez. Beni kullandı, evet, hep beni kullandı. Aslında herkesi kutlanır ama dışardan anlayamazsınız. Artık dayanmama imkan yok. Ayrılıyorum, başka çaresi yok. Biliyorum, gene özürler dileyecek, ağlayacak, çünkü bunları hep yaptı ama hiçbirine aldanmam. Kesin kararımı verdim, ayrılıyorum. Yıllarımı ona verdim, iç yüzünü bilemedim, şimdi ne olacağını bilmiyorum. Ama ben kesin kararlıyım. Kendimi kurtarıyorum. Daha size anlatamayacağım neler var. Hoş herkes onun ne mal olduğunu biliyor ya. Belki ben kendimi aldattım.

Onunla birlikteliğim hep aleyhime oldu. Kişiliğimi ezdi. O istemedi diye mesleğimi yapmadım, çalışmadım. Beni kendine mecbur bırakmak için yaptı bütün bunları. Nasıl anlatayım, beni kendisinin gölgesi yaptı. Belki benim de yanlışım oldu ama sevdiğim için yaptım hepsini. Bir gün bile onun için yaptıklarımı düşünmedi, hepsini de yapmam gereken şeyler sandı. Artık yeter demem gereken yerde bile sustum. Sevgimizi kurtarmak istedim ama olmadı işte. Şimdi elimde ne var? Hiçbir şey. Bütün hayatımız ona yaradı, benimse elimde hiçbir şey yok.

-Đnsan birbiriyle yaşamadan anlayamıyor. Aslında belki de zamanın yıpratması. Hiçbir şey tek taraflı olmaz.
Benim gösterdiğim dikkati bir gün bile göstermedi, oysa benden çok o dikkat etmeliydi, çünkü bu beraberlik benden çok onun işine yaradı. Yaptığı her işi benim gayretimle başarmıştır. Benim desteğim olmasaydı, hala başladığı yerlerde gezinirdi. Şimdi görecek gününü, bakalım her şey göründüğü gibi mi oluyormuş…

Bunlar kadın söylemleridir. Daha başkaları da olan söylemler…

Erkek yakınmaları da farklı değildir. Sadece suçlama nedenleri değişir, o kadar. Daha düne kadar sevilen, beğenilen, hiçbir davranışından yakınılmayan sevgili, arkadaş, eş birdenbire artık çekilmez olmuştur:

Aramızda hiçbir şey kalmadı. Beni hiçbir zaman anlamadı ya, artık anlamak için parmağının ucunu oynatmıyor. Varsa yoksa kendisi, böylesine kendine dönük, bencillik görülmemiştir. Đlgisizliğini sürdürse ona da ses çıkarmayalım ama olmadık kıskançlıklara ne demeli? Hayatımı zehir etmek için hiçbir fırsatı kaçırmaz. Arkadaşlarıma bile dil uzatıyor. Artık çekemem…

-Yahu anlamazsın, beni kıskanıyor. Hayır, başka kadınlardan falan değil, öyle olsa anlarım da, yaptıklarımı kıskanıyor. Beni küçük düşürmek için ne mümkünse yapıyor. Ne yapsam küçümser, başkalarının yanında alay etme fırsatını hiç kaçırmaz. Benim de ara sıra kabalaştığım oldu ya, hepsinin sebebi kendisi. Artık bitti, yolun sonuna geldik. Bakalım bundan sonra nelerin olup bittiğini anlayacak mı?

-Biz bittik arkadaş, işin doğrusu bu. Her şey sıradanlaştı mı bitireceksin. Ama işin buraya gelmesinin sorumlusu o. Her şey tıkırında gidiyor ya, kendini bıraktı. Hiçbir şeye aldırdığı yok. Sevgi mi, ben inanmıyorum. Başlangıçta heyecan sonra da alışkanlık. Başka bir şey yok. Bitsin daha iyi…

Ayrılık söylemlerinin bin bir çeşidi var, bin bir türü var. Yanlışımız, ayrılıklardan mutlaka birinin sorumlu olduğunu düşünmemizdir. Bu mutlaka birinin sorumlu olduğu saplantısı, yaşanan nice güzelliğin nasıl da haksızca unutulmasına yol açıyor. Ayrılığın acısı, öfkeyle ateşlenip de birilerinin gözünde haklı çıkmaya dayandı mı ne yaşanan güzellikler kalır, ne söylenen güzel sözler… Oysa bütün bunlar hep düşünmemiz gereken şeylerdir. Duygularımıza, yaşadıklarımıza haksızlık ederken en büyük haksızlığı kendimize yapmıyor muyuz? Hayatımıza giren her kadın, her erkek bize nice güzellikler vermiştir, bize ne güzel şeyler katmıştır, bizi nasıl zenginleştirmiştir. Ayrılmayı bilmek, belki de insan erdemlerinin en güzellerinden biri. Bilinmesi, yaşanması güç bir insan erdemi…

Ayrılmayı çirkinleştirmemek, yaşanan güzelliklerin anısını bozmamak neden aklımıza gelmiyor?

Şimdi ayrılıyoruz. Birlikte güzel şeyler yaşadık, birlikte çok anlamlı şeyler yaşadık. Birlikteliğimiz bize çok güzel şeyler verdi. Böyle olmasını istemesek de, artık birbirimizi üzmemeliyiz. Ayrılmak, ayrıldıktan sonra da yaşanan güzellikleri korumak belki de birlikte kötü şeyler yaşamaktan çok daha doğru. Şimdi bize düşen bu doğrulara birlikte sahip çıkmak. Zamanında da birlikte karar vermiştik; şimdi de birlikte karar veriyoruz. Bana verdiğin güzel şeyler için sana çok şey borçluyum, bunu hep hatırlamak istiyorum…

Bunu söyleyebilmek ne güzel. Böyle davranabilmek ne güzel. Korunması gereken şeylere sahip çıkabilmek ne güzel. Ayrılığı da birliktelik gibi taşıyabilmek ne güzel. Karşımızdakini de, kendimizi de suçlamadan ayrılığa bakabilmek ne güzel. Başkalarının gözünde haklı çıkmak için geçmişte yaşadığımız güzellikleri zedelememek ne güzel. O sıkıntılı dönemi olgunlukla geçirebilmek ne güzel… .

Ama ne yapalım ki güzellikler hep zor, hep çileli… hepsinden önemlisi hep emek istiyor. Đnsana yakışanı bulabilmek kimi zaman çok zor ama çok da güzel…

Erdal Atabek
Kırmızı Işıkta Yürümek

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here