ARNO GRUEN’E GÖRE KİMLİK İNŞAASINDA ANNENİN ROLÜ: HİTLER’İ ACIMASIZ YAPAN ŞEY SEVGİSİZLİK

Kimlik inşası ıslah çalışmalarında hem bireysel hem de toplumsal olgunlaşma üzerinde durulması, önem verilmesi gereken asli konulardan biridir. Öyle ki “Bir iç bütünlük geliştirebilen ve kimlik duygularını buna dayanarak oluşturan insanlar, aşırı hayal kırıklığı ve yoksunluk koşullarında bile kendilerine olan güvenlerini ve inançlarını yitirmez.” Bu da toplumların medeniyet yolunda istikrarlı bir yürüyüşe sahip olmalarının, bütünlüklerini korumalarının olmazsa olmazlarındandır.

Günümüzde “Görünen o ki, pek çok insan, içsel olarak sağlam bir kimliğe sahip değil. Uzun yıllar önce yapılan araştırmalar, duyusal yoksunlukların, toplumsal ve kültürel bağlamlarından kopartılan insanlarda ruhsal hastalıklara yol açtığına işaret ediyor.” Kimlik inşasının köklerine inilerek yapılacak çalışmalar, ıslah çalışmalarına katkı sağlaması gibi toplumun ruh sağlığı üzerinde de önemli olumlu etkileri olacaktır.

Arno Gruen, kimlik inşası ile ilgili çalışmalarda kilit konumda olan faktörlerden birinin anne olduğunu ifade eder. O’na göre anne tarafından onaylanmak çocukların yaşamlarını devam ettirmesinin temel şartıdır. Anne tarafından onaylanmak, kabul edilmek, varlığının farkında olduğunu hissettirmek…

Anne ile çocuk arasındaki iletişim bağının ilk doğum anından itibaren elzem olduğunu ifade eden Gruen, bu bağın olmamasının ya da zayıf olmasının bedensel ve ruhsal “cinayet”e kadar götürebileceğini ifade eder. ”Yalıtılmak, yalnızca bilinci köreltmekle kalmaz, deliliğe de yol açar. Klaus ve Kennell bu yüzden, doğumdan hemen sonra, anne ile çocuk arasında başlayan bakışmaların, yeni doğan için canlandırıcı bir dinamik olduklarına dikkat çekerler. Eğer çocuk bu süreçte bir yankı bulamazsa, bu da bedensel bir tehlikeye maruz kalmak kadar korku verir. Bu yüzden cinayet, yalnızca bedensel olarak değil, ruhsal olarak da gerçekleşebilir bir süreçtir.”

Anneden ayrılan çocuklarda ortaya çıkan ruhsal tahribat ise çok daha ileri düzeyde olur. Adeta bir iç teröre muhatap olur çocuk. Kendine, içinde bulunduğu topluma karşı yüksek bir şiddet potansiyeline sahip olur. Gruen, bununla ilgili şunları söyler ”Eken yaşta anneden ayrılma çocukta çok derin yaralanmalar yaşatır ve anneyle tekrar karşılaştıklarında saldırganca davrandıkları bilinmektedir. Ayrılık, çocukta bir iç terör ve ağır değersizlik duyguları yaratır, çünkü küçük çocuk böyle bir travmayı, oluşmakta olan benliğinde derin bir yaralanma olarak yaşar. Çocuk, terk edilmişliğin sebebini kendi içinde arar. Çocuk açısından terk edilmek, kendinde bir hata olduğu anlamına gelir, aksi takdirde annesi onu terk etmemiş olacaktır.”

Gruen, acılarıyla yüzleşebilmeyi sağlıklı kimlik inşasının önemli etkenlerinden biri olarak görür. Özellikle erken yaşlarda muhatap olunan olumsuzluklarla yüzleşmeyi hayatın idamesinin olmazsa olmazlarından biri olarak kabul eder. “Erken dönem acılarının yadsınması bir çocuk için ölümle eşanlamlıdır.”

Gruen’e göre bu yüzleşmenin kilit kişisi annedir. Ona göre bazen anne çocuğun acılarını yaşamasını imkânsız hale getirir. Eğer anne kendi acısını çocuğun acısı haline getirirse, çocuk kendi acısını algılayamaz. Acının algılanmaması ise kimlik inşasını olumsuz etkileyen, toplumsal kaos ve şiddete kapı aralayan bir atmosferi güçlendirir ki bu durum çok boyutlu problemli kişiliklerin yetişme zeminini güçlendirir.

Arno Gruen’in bu konuda en çok üzerinde durduğu kişilerden biri Hitler’dir. Ona göre insanların anneleri karşısındaki bölünmüşlüğü onları daima uçuruma sürükler. Öyle ki bu bölünmüşlüğün yarattığı acı ve iç terör Hitler’i de kendi benliğinden koparmıştı. Hitler’i kitlesel katliamlara götüren davranışların arka planında annesi karşısındaki bölünmüşlüğün etkisinin olduğu görülüyor. Bu açıdan bir diktatörün nasıl yetiştiğinin bilinmesinde Hitler’in çocukluğunun bilinmesi önemlidir.

Gruen’e göre şayet Adolf Hitler gerçekten sevilmiş bir çocuk olsaydı, sevebilme yetisine de sahip olurdu. Sevebilme yetisi, empati kurmanın önünü açar ki bu durum, karşısındakine zarar verme riskini minimize eder. Kadınlarla ilişkisi, cinsel anlamda sapkınlığı ve genelde insanlarla olan soğuk ilişkisi, sevgiyle hiçbir şekilde tanışmamış olduğunu gösteriyor. Bu da Hitler’in çocukluğundaki yaşantıların sevgi ihtiyacını karşılamaktan uzak olduğu, fıtri özelliklerini kaybetmesine neden olduğu söylenebilir.

“Hitler gibi insanların, yaşam karşısında duyabilecekleri tek duygu küçümsemedir. Eğer anneye duyulan nefret bilinçten kopmuşsa, bu tür insanlar içlerinde sevgi olmadığı için yaşamdan da nefret eder. Çoğunlukla sevgi olarak yaşanan şey, sevgiden başka her şeydir.”

Çocukla kurulan iletişim bir bütün olarak oluşan kimlik üzerinde belirgin bir etkiye sahiptir. Hitler’e göre, kendisine çok düşkün olan zavallı annesi, onun yediği dayaklar yüzünden sürekli endişe içindeydi ve bazen babası onu döverken dışarıda kapının önünde beklerdi. Bu bekleyişin ya da müdahil davranmamanın, seyretmenin çocuğun ruh dünyasında yapacağı travmanın sadece kişinin iç dünyası üzerinde bir etkisinin olmayacağı kesindir. Toplumun içinde yaşayan bireyin toplumla kuracağı iletişime rengini vereceği, yine iletişimin niteliğini belirlemede belirgin bir etkisinin olacağı açıktır.

Gruen, yaşadığı iç terörün Hitler’in yıkıcılığına etkisinin olmasının yanında ona gösterilen teveccühte de benzer argümanların etkili olduğunu ileri sürer. Ona göre insanların Hitler’i, takındığı rol yüzünden sevmelerinin nedeni, bu sayede kendi değersizlikleri ve kimliksizlikleriyle yüzleşmekten kurtulmalarıdır. Erkeklerde bu sabitlenme ayrıca, kadını da dışlar.

Kimlik inşasında, iç bütünlüğün sağlanmasının, sevgi ihtiyacının karşılanmasının, kurulan iletişimin niteliğinin etkisinin olduğu açıktır. Bu etkinin ve dinamizmin oluşmasının görünen en somut kişisi ise annedir. Annenin doğumdan itibaren çocukla kurduğu iletişimin niteliği bireyin kimlik inşasının da temeli niteliğindedir.

Bilal Akgül
Rehberlik Atölyesi sunumu
Kaynak: Arno Gruen, İçimizdeki Yabancı, Çitlembik Yayınları, Ekim 2007

 

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz