Rüyanın Psikolojisi: Rüya Nedir? – Jacques Montangero

Rüyanın belirgin olan her bir özelliğine her zaman rastlanmaz; kimi zaman uyanık olduğumuz zamanlarda da onlara rastlayabiliriz ve bu, doğru bir tespittir (Bosinelli, 1991). Kimileri rüyayı, uyku esnasında meydana gelen başka bir düşünme biçiminden ayırmayı başarmanın çok zor olduğunu belirtmek için bunu gerekçe göstermişlerdir fakat bu doğru değildir.

Sıralanacak olan özelliklerin tümü, rüyaları, uyanıkken ya da uykudayken gerçekleşen diğer zihinsel olgulardan ayırır. Bu özelliklerin her biri için bir yorum yapılacak ve mümkünse bir karşı örnek verilecektir. Karşı örnek, rüyaya benzeyen ama söz konusu özelliği içermediğinden rüya olmayan bir olgu olacaktır.

■ Rüya, uyku sırasında iradedışı gerçekleşen bir faaliyettir. Hemen bir karşı örnek verelim: “Düşsel davranış bozukluğu” denilen uyku patolojisi, REM uykusu esnasında hareket etme, savunma/saldırı hareketlerinde bulunma veya şiddet içermeyen tavır ve davramş gösterme durumudur. Bu tavır ve davranışların bulunması rüya görmeyi sağlamaz çünkü rüya zihinsel bir içeriktir. Kaldı ki düşsel davranış bozukluğu gösteren bir hastanın, uyandıktan sonra yaptığı hareketlerle ilgisi olmayan bir rüya gördüğünü anlatmasına tanık olunmuştur.

Başka bir karşıt-ömek: Duyusal tecrit hücrelerinde (karanlık ve sessiz bir ortamda) bulunan insanların zihinlerinde birdenbire iradedışı imgelerle dolu sahneler belirir. Burada da gerçek anlamda rüyadan söz edilemez çünkü böyle bir olgu uyku esnasında gerçekleşmemiştir. Rüyanın iradedışı olması özelliği ise uyanıkken görülen fantasmalardan ayrı olmasıdır ve dolayısıyla bu durumda düşsel düşüncelerimizin kaynaklarım ve olası amacını bilemeyiz.

■ Rüya, tasarlamalar yardımıyla dünyanın simülasyonunu oluşturur. Piaget rüya terimini (1946) bu anlamda kullanmıştır. Bu bağlamda sözcükler, zihinsel imgeler gibi semboller yardımıyla bir şey hatırlamamızı sağlayan bir kapasitenin -bizim örneğimizde sembolik ya da anlamsal işlev- açığa çıkardığı şeyler söz konusudur. Şunu da belirtmek gerekir ki rüyaların gerçekleşebilmesi için bu işlevin iyi gelişmesi gerekir. Gerçekten de bir şeyi onu temsil eden bir şey yoluyla hatırlayabilmek yeterli değildir, çok sayıda simgenin örgütlenmesi gerekir. En basit rüya sahnesi çok sayıda görsel, işitsel simgelerle ya da insanların, bir yerin ve objelerin eylemlerinin ve yer değiştirmelerinin yam sıra görünüşlerini de taklit eden hareketlerin duyumlarının yardımıyla oluşur ve bütün bu unsurlar sürekli değişirler. Uyku esnasında oluşan zihinsel deneyimler, uyandıklarında çok sayıdaki sembolü ayırt edemeyen bebeklerde ve hayvanlarda bizim gördüğümüz rüyalarla aynı değildir.

■ Rüyalardaki simgelerde görsel biçim öne çıkar, diğer biçimlerle de farklı oranlarda tamamlanır. Görmeden sonra işitme gelir ve işitmeye hareket duyumlarım eklemek gerekir (Oka-da ve ark., 2005); diğer biçimler (dokunma, koklama ve tat alma) var olabilirler ama oranları düşüktür. Burada şu karşıt örneği verebiliriz: bir cümle ya da bir tartışma teması anısıyla uyanıp (“uyuşturucu bağımlılığından söz ediliyordu”), görsel bağlam (insan ya da objelerin varlığı) söz konusu olmadığında gerçek anlamda bir rüyadan söz etmek mümkün olmaz.

■ Rüyada hayal gücünün ürettiği şeyler, “algı” olarak değerlendirilir; buna da “gerçeklik testi” kaybı denir. Bu kayıp, kontrol edilebilir rüyalarda (lucid dreaming), yani insanın rüya gördüğünün bilincinde olduğu durumlarda görülmez. Bunlar çok ender yaşanan olaylar olsa da zaman zaman nüfusun yaklaşık dörtte birinde görülür, dolayısıyla insan rüya gördüğünün bilincinde olmasına rağmen kontrol edilebilir bir rüyanın içeriği her zaman hayal edilmiş değildir, algılanmış gibi görünürler. Sözgelimi bir delikanlı şöyle bir rüya görür: Bir odada tutsaktır, yüksekçe bir yerdeki balkona çıkar ve rüya gördüğünün farkına varır: “Rüya görüyorum, dolayısıyla uçarak kaçabilirim.” Ardından uçmaya başlar. Ama bu sırada gerçekten bir uçma deneyimi izlenimi edinmiştir ve aşağıda yürüyen insanlara bakar, onların gerçekten orada olduklarına inanır.

■ Düşsel simgeler içerikleri açısından a) akış ile (sabit imgelerle değil) b) somut olaylar ile (somut unsurlarm eşlik etmediği mutlak soyut fikirlerle ya da sözlerle değil) ilişkilidir. “Kinematik” özelliği -ya da akışı- rüyaların anlatıma dayalı oluşuna da kısmen katkıda bulunur. Bu yönü en temel özelliğidir. İlk kez, bir rüyanın uyanıldığında anlatıldığı izlenimine kapıldığımda bu gerçek değildi ve nedeni de hiçbir eylemin olmamasıydı. Yirmi yaşlarında genç bir denek kendisini bir diskonun girişinde gördüğü bir rüyayı anlatıyordu; bulunduğu yeri çok ayrıntılı ve çok açık seçik biçimde tasvir ediyordu. Bu yerle ilgili olarak verdiği bilgileri saydı: elliden fazlaydı. Buna rağmen hiçbir olay yoktu, rüyayı gören kişi ve arkadaşı içeri nasıl girebileceklerini düşünüyorlardı. Soyut fikirlerle ilgili olarak, onların rüyalarda olabilecekleri olgusu üstünde durmamız gerekiyor; “Beni görmekten mutlu olacaklarım düşünüyorum”, “Polisin gecikmeyeceğini biliyorum” gibi basit düşüncelerin ifade edilmesi gibi. Bununla birlikte bunlar, her zaman eylemlerle birliktedir (en azından iki kişi arasında bir tartışma söz konusudur), görselleşmiş bir çerçeve içinde olup biter ve çoğu zaman somut örneklerle resmedilebilirler… Aşağıdaki örnekte görüldüğü gibi:

Bir entelektüel rüyasında bütün ile parça ilişkileri bağlamında çok soyut üç fikir ileri sürer. Bu fikirleri sözlü olarak ifade ederken, her biri için fikri uzamsal olarak ifade eden küçük bir tekerlek gösterir. Birinci biçim: bir bütünün unsurlarının kökenleri aym olabilir ama aralarında ilişki olmayabilir: gösterdiği küçük tekerlek poyraya bağlı birçok demirden oluşur ama aralarında bir bağlantı yoktur. İkinci olarak, unsurlar arasında bağlanü olabilir ama merkezle ortak noktalan yoktur: bir çemberden oluşan küçük bir tekerlek gösterir (bütün noktalan arasmda bağlantı vardır) ama merkezde bulunan bir poyrayla bağlantı yoktur. Sonuncusundaysa, bu ilk iki durumun diyalektik sentezi olarak unsurlar hem kendi aralarında bağlantılı hem de bir merkez noktasına bağlıdırlar: ve bu fikri örneklendirmek amacıyla parmaklı bir tekerlek gösterir.

■ Düşsel simgeler, gösterenlerinin ekonomisiyle ayırt edilir: Eşzamanlı olarak var olan unsurların sayısı sınırlıdır ve eylem sekanslarında evreler eksiktir. Uyandığınız zaman rüyalarınızı olabildiğince doğru biçimde aktarmak istediğinizde bazı kişileri, bazı yerleri, muhtemelen bir objeyi net bir biçimde anlatabilirsiniz. Geri kalanı, gördüğünüzden emin olsanız da bulanıktır. Aynı şekilde olay arabanızda, işyerinizde, çalıştığınız yerde ya da mutfağınızda olup biterse ve bu yerleri gerçekte olduğu gibi görmüşseniz, çoğu zaman bazı unsurlar eksik kalır. Rüyada olay akışı söz konusu olduğunda bir ya da çok sayıda evre vardır. İnsan sokaktadır, sonra kendini bir evin içinde bulur ama bu eve girerken bir koridordan geçmemiş, bir asansöre binmemiştir. Kişiler birdenbire gözükür ya da kaybolurlar vb. Rüyaların ekonomik doğasmdan ender olarak söz edilir ama bana göre düşsel faaliyetin önemli bir özelliği söz konusudur burada. Buna ilk kez işaret eden bildiğim kadarıyla Freud olmuştur; Freud bu bağlamda rüyada görülen şeylerin birçok kaynağı olabileceğini ve birçok anlama gönderme yapabileceklerini belirtmiştir.

■ Son çarpıcı özellik: Bir rüya sahnesinde her zaman özgün unsurlar bulunur yani rüya hiçbir zaman bir anının ya da gerçekçi bir öngörünün tıpatıp kopyası değildir. Esasen rüya görmek bilinenden hareketle yeni bir şey hayal etmektir. Yenilik, pek çarpıcı olmayan bir ayrıntıdan (“gerçek” modelin-kilerden farklı renk, boyut ya da konum) bütünüyle özgün, hatta ilginç simgeler oluşturmaya kadar uzanır. İşte çarpıcı bir karşı örnek:

İşyerime gidiyordum. Odama girdim ve yerimde bir dosya yığını gördüm. Orada bulunan iş arkadaşıma döndüm ve şöyle dedim: “Çok iş yüklüyorlar bana. Bu işlerin hepsini bugün bitiremem.” Gerçeğe çok benzeyen bir rüya bu. Benim odamdı ve çoğu zaman üzerime fazla iş alırım.

“Bu rüya sahnesini görselleştirebilir misiniz?”
“Evet. Sahneyi görüyorum.”
“Duvarlardaki süslemeler dahil, odanızdaki bütün objeleri görüyor musunuz?”
“Hayır, sadece bir bölümünü görebiliyorum.”
“Her şey odanızdaki gibi miydi rüyanızda da?”
“Hayır! Rüyamda masam kapının yanındaydı, aslında pencerenin yanındadır.”
“Farklı olan başka bir şey var mı?”
“Evet, aslında odamda konuşacak bir iş arkadaşım yok.”
Gerçekçi gibi gözüken bu rüyanın zıddı ve kısmen fantezist başka bir örnek (Bologna Üniversitesi uyku laboratuvarı veri bankasından alınmıştır):

Erkek kardeşimle birlikte bir binanın çatı katında oturuyorduk (aslında ikimiz de ailemizle birlikte oturuyoruz). Binada hortlaklar, hayaletler bulunduğunu sanıyordum ve kardeşim bu hortlakların, hayaletlerin seslerini kaydetmek için bir cihaz çalıştırmıştı. Büyük bir korkuyla uyandım rüyadan, oda karanlıkta ve dışarıdan mavi bir ışık giriyordu. Kardeşim içeri girdi ve cihazı çalıştırdı. Üç ses duyulabiliyordu ve bu seslerin her biri, benim anlamadığım farklı bir dilde konuşuyordu. Hemen arkasından kendimi, burada, laboratuvarınızda buldum. Her şey aynıydı, farklı olan sadece şu ışığı zayıf lambanın bulunduğu yere kuvvetli bir güneş ışığının vurmasıydı ve ayrıca sol tarafta bir yatak daha vardı. Hocalar bu yatağın üzerinde oturuyorlardı. Kendilerine anlattığım bir rüyayı tartışıyorlardı aralarında… Rüyada görülen şeyler sorun çıkarıyordu anlaşılan.

Bu iki rüya anlatısı, içeriklerinin özgünlüğünü ve dolayısıyla düşsel yaratım sürecinin yaratıcılığını örneklendirirler, bunun da ötesinde rüya tanımımızda kullandığımız farklı özellikleri de içerir: bunlar uyku esnasında, var olmayan ve uyuyan kişinin içinde yaşadığını sandığı bir dünyanın taklidi olan iradedışı zihinsel simgelerdir; fikirlerle birlikte somut olaylar akıp gider ve simgelerinde görsel modaliteler öne çıkar, işitsellik daha sonra gelir. Burada söz konusu olan ekonomik bir taklittir ve filme çekilmiş bir sahnenin bütün ayrıntılarını içermez. Rüyalarda bulunabilen iki çarpıcı özelliğin, heyecanların ve tuhaflıkların, rüyaların özelliklerinden bahseden tanımlamalarda yer almaması şaşırtıcı gelebilir. Bunun nedeni her zaman var olmayan özelliklerin söz konusu olmasıdır. Bu kitapta bunlara da el atılacaktır.

Jacques Montangero
Rüyanın Psikolojisi
Yayınevi : Say Yayınları

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Unutmayalım, dünyada her şey politiktir, politikasızlık bile” Aydın ve Yazar – İnci Aral

Kapat