Üzgünüm Leyla: Okur şairin yüzünü hiç görmemeli – Cemal Süreya

0
259

Cahit Külebi, bir toplulukta, kendi kuşağının şairlerinden söz ederken “Bir galaksiyiz biz” demiş. Samanyolu kağnıcısının bu sözleri beni Behçet Necatigil’in “galaksi” içindeki yerini düşünmeye itiyor. Nedir Necatigil’in şiiri? Nerede duruyor? Sanırım, bunun için önce Dağlarca’nın yerine bakmak gerekir. Demiyorum ki Dağlarca onu kendi yörüngesine oturtmuş. Ama bütün öbür yıldızlarla Dağlarca arasında duruyor Necatigil. Kuşağı içinde, hele bir süre, Dağlarca’nın tek tanığı. Yine de şiirsel alışverişi bütün öbürleriyle. Dağlarca bir evren bilinci, daha doğrusu sevinci içinde. Hiçbir şeyi umursamadan dönüp durmakta. Necatigil ise yüzünü öbür tarafa çevirmiş. Ayrımlarını da, benzerliklerini de öbür şairlerle ilişkilerinde bulacaksınız.

Dünyada o. Bir sokakta oturuyor. Evinin numarası var. Mahalle muhtarından konut bildirimi çıkarıyor. Şiiri, tedirgin, çekingen, bezgin, yalnız adamın şiiri. İlk çalışmalarında Cahit Sıtkı yoluyla, hececilerin etkisi altında. Divan şiirinden parodiler getirmeyi de seviyor. Bu ona kendine özgü bir eğleni havası da kazandırıyor. Çevre’de, özellikle de Evler’de. Orhan Veli ile arkadaşlarının yanında yer aldıktan sonra o eğleni havası kötümser bir humour halinde iyice ortaya çıkacaktır.
Ama Necatigil’in şiirde vardığı uç bu değil. Arada kitabıyla eski şiirinin öğelerini dağıtıp yeniden harmanlamış, bir yapı değişikliği istemiştir. Bu aşamada bizim kuşak şairlerine daha çok eğildiği görülür. Dağlarca’nın şiirine de daha çok kulak kabartmaktadır. Ama daha sonra birdenbire Divan şiirinin edasını yeniden benimseyecektir. “Kareler” onun bu yoldaki sıkıntılarının ürünüdür. Papirüs’te, 1966’da yayımladığı “Ben” başlıklı yazıda şöyle diyordu: “Güzelim tevriyeler! Divan Şiirini yarı yarıya, onlardan bol bol yararlandığı için severim.” Gerçi Evler’de de “Kareler”in ilk tasarımı vardır; ama orada insancıl hatta toplumsal bir kaygı içindeydi. “Kareler”i ise sonucu alınmamış bir sınama olarak görmek gerekir.
Kendi başına bir şiir Necatigil’in şiiri: Bundan sonrası için bir şey söylenemez; ama ölümüne dek doğurgan bir şiir olamadı. Nitekim kendisini izleyen etkileriyle gelişen hiçbir şair çıkmamıştır. (Muhteşem Sünter’de ve Ece Ayhan’ın ilk şiirlerinde yer yer etkileri var). Bunu söylerken onun şiirimizde katkısını azımsamış mı oluyorum? Değil. Dağlarca da çömez yaratmamıştır. Hatta o, genç şairler üstünde daha da etkisiz kalmıştır. Sanırım, bu, Dağlarca gibi, Necatigil’in de şiirimizin genel kavşak noktaları dışında gelişmiş olmalarıyla, Külebi’nin sözünü ettiği “galaksi”nin uç noktalarında bulunmalarıyla açıklanabilir.

Necatigil son yıllarda eski klasik şiirimize daha da bağlanmaya başlamıştı. Bunu, bir yerde, çağdaş şiire karşı belli bir güvensizlik olarak yorumlayabilir miyiz? Son kitaplarında bunu doğrulayacak tutamaklara pek rastlamıyoruz. Ama konuşmalarında zaman zaman bu izlenimi uyandırıyordu. Prof. Mehmet Kaplan’ın kendisi üstüne yorumlarını fazlaca benimsemişti galiba. Siyasal şiirin ortalığı sarmasından da tedirgin gibiydi.

Bununla birlikte, o doğrultuda hiçbir özlem taşımadığı halde, kendi kuşağı içinde yapıtında toplumsal verilere en çok tedirgin şair odur. Küçük adamın, yorgun argın işten dönen, tedirgin memurun şiiridir onunki. Teknolojinin yenilikleri bir bezginliğe götürmediği anlarda. Necatigil’de parça saplantılar haline gelmekte, bakışlarında yalnız ayrıntılarla ilgilenen tikler yaratmaktadır. Giderek bir alet kutusunun içindekileri yazmaya yönelmesi bundandır. Şiirinde yazı işaretlerinin giderek sözcüklerin yerini daha çok almak istemesi de bundan belki.

İlk şiirlerinde söz klişelerinden parodiler yaratıyor, sözgelimi “Üzgünüm Leyla” diyor, bir şeyin duygularını anlatmak istiyordu; sonra sonra hayattaki klişelere taktı aklını; onların bir anlatım yolunu aramaya yöneldi. Böylece tedirginliği toplumsal olmaktan çıkıp, denebilirse, kötümser bir kişisel felsefe haline gelmeye başladı. Baştan beri çok sevdiği Rilke’ye en benzediği yerler de bu son yıllardaki çalışmalarıdır. Kuşkusuz bunun üstünde durulacaktır. Ama, ben kendi payıma, yine de Evler’deki Necatigil’in tiryakisiyim. Yüzüne en çok benzeyen şiirler onlar. Burdan şu çıkıyor: Okur şairin yüzünü hiç görmemeli.

12 Mart 1980
Türkçe Bilenin İşi Rast Gider

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz