Söylenti Üstüne Bir Denemeden Parça – Francis Bacon

Ozanlar söylentiyi bir canavar yaparlar. Kimi yönlerini güzel, kıvrak, kimi yönlerini de çatıkkaşlı, bilgece sözlerle çizerler onun. Bakın derler, bakın bakın kaç tüyü var, tüyünün sayısınca da gözü var altta, bir onca da dili var, sesi var, bir sürü de kulağı var, dikilmiş.

Bunlar giriş sözleri. Ardından olmadık masallar gelir: yok söylenti yol aldıkça güçlenirmiş; yok ayakları yere basarmış da başı bulutlarda gizlenirmiş, yok gündüzleri bir gözetleme kulesinde oturur, çoğunlukla geceleri uçarmış; yok olmuş şeyleri olmamış şeylerle karıştırırmış, büyük kentlere yılgı salarmış. Bütün bunları gölgede bırakan masal da, sözde Jupiter’le savaşlarında yenilip yok edilen devlerin anası Toprak, içerlemiş bu işe, o öfkeyle söylentiyi doğurmuş.1

Kuşkusuz, Jupiter’e başkaldıran o devler, kışkırtıcı söylentilerle karaçalmalar, kardeş ile bacı, erkek ile kadın gibi birbirlerinden ayrılmaz şeylerdir. Ama şimdi bu garip canavarı evcilleştirir, elimizden yem yiyecek ölçüde kendimize alıştırır, ona her istediğimizi yaptırır, başka yırtıcı kuşları ona parçalatabilirsek, iyi bir iş olur. Yalnız, ozanca düşlere kaptırdık kendimizi biz de şimdi. Ağırbaşlı, derli toplu bir yaklaşımla söz edecek olursak, devlet biliminde üzerinde böylesine az durulmuş, işlenmeye de bundan daha çok değecek başka bir konu yoktur. Bu bakımdan şimdi şu noktalar üzerinde duracağız: yalan söylentiler nedir, gerçek söylentiler nedir, birbirlerinden nasıl ayırt edilebilir? Söylentinin tohumları nasıl saçılır, nasıl göğerir, yayılır, boy atar? Nasıl önü alınır, yok edilir? Bunların yanısıra söylentinin niteliğiyle ilgili başka şeyler üzerinde de duracağız. Söylenti öyle etkili bir şeydir ki, içinde payının bulunmadığı hiçbir büyük iş yoktur desem yalan olmaz, hele büyük savaşlar. Mucianus, Vitellius’u, onun Suriye’deki lejyonları Almanya’ya, Almanya’dakileri de Suriye’ye göndermek niyetinde olduğu yolunda bir söylenti çıkararak, bozguna uğrattı; çünkü bu söylenti üzerine Suriye’deki lejyonlar ateş püskürmeye başladılar.2 Julius Caesar da, askerlerinin kendisini sevmedikleri, savaştan bıktıkları, Galya’daki yağmaların yükü altında ezildikleri, İtalya’ya varır varmaz ayaklanacakları yolunda birtakım söylentileri bile bile yaymış, böylece Pompeius’u uyutarak savaş hazırlıklarına girişmesini kurnazca önlemiş, onu hazırlıksız yakalamıştı.3 Livia da oğlu Tiberius’un tahta çıkabilmesi için gerekli ortamı, kocası Augustus’un iyileşmek üzere olduğu yolunda sürekli söylentiler yaymakla sağlamıştı.4 Türklerde de vezirlerin, yeniçerilerle öbür savaşçılardan, İstanbul’la öbür büyük kentleri her zamanki alışkanlıklarına uyup yağmalamasınlar diye, padişahın ölümünü saklaması, hep görülen şeydir. Themistokles de, Pers Kralı Kserkses’i, Çanakkale Boğazı’na gemilerden kurduğu köprüyü Yunanlıların bozmaya hazırlandıkları yolunda bir söylenti çıkararak, Yunanistan’dan gerisingeriye kaçırttı.5 Daha böyle binlerce örnek sıralanabilir, örnekler ne denli çoğalırsa, her yerde rastlanacakları için burada tek tek anılmaları da o denli az gerekir. Bundan dolayı, bütün bilge devlet büyükleri, söylentilerin kendi tasarladıkları işlere yarayacak nitelikte olmasını da büyük titizlikle gözetmelidirler.

Denemeler – Francis Bacon

1 Vergilius, Aeneis, IV, 175-190.
2 Tacitus, Historiae, II, 80.
3 Caesar, Bellum Gallicum, I, 6.
4 Tacitus, Annales, I, 5.
5 Herodotos, VIII, 108; 109.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Suçluluk ve utanç karışımı bir duygu” Filler – Stefan Zweig

Kapat