Kadının Yüzyıllarca Bağımlı ve Güçsüz Olmasının Nedenleri – Fahrunisa Boran

Feminizm-kadın kişiliğinin yeni oluşumu
Kadın-erkek ilişkisi ilkel yaşamda, başlangıçta kadın merkezli iken neden sonraları erkeğin egemenliğine; kadının ona bağımlılığına doğru yöneldi? Genetik uzmanlarının, bazı psikiyatr ve nörologların erkeğin hormonal farklılığına bağladıkları bu durumda sosyal etkilerin rolü zayıf olarak alınmıştır. Oysa sosyal etkilerin rolü oldukça önemlidir: Erkeğin biyolojik yapısı, hormonal özellikleri ilkel ve uygar toplumlarda aynıyken neden ilişkiler değişiyor? Bu noktada şu etkileri düşünmek gerekir:

a. Bazı toplumlarda az gelirli ailelerde veya kırsal bölge ailelerinde kız çocukların eğitim ve öğrenimine önem verilmemesi nedeniyle kadın kocasının yanında kendini yetersiz, gittikçe genişleyen çevre ve dış dünya hakkında bilgisiz görmüştür. Kocasına sığınmış, evden, çocuklarının, ailesinin dünyasından dışarı bakmaya cesaret edememiştir. Ayrıca erken yaşta, deneyim kazanmadan, insanları tanıma fırsatı bulamadan girdiği evlilikteki acemi davranışları daha da sinmesine yol açmıştır.

b. Küçük yaştan itibaren kız ve erkek çocukların oyunları, oyuncakları ayrılmış, kız çocuklarının beden gelişimine önem verilmemiş, erkek çocukların fiziksel gelişimi teşvik edilmiş olduğu için, kadın kendisini kocasının yanında fiziksel bakımdan da zayıf görür. Çocukken mahalledeki erkeklerden, evde erkek kardeşlerinden, babasından, evlendikten sonra da kocasının gücünden korkar. Geçmiş yıllarda babasının annesine karşı kullandığı fizik gücünü görmüştür, buna annesi gibi katlanma gereğini itirazsız kabul etmeyi doğal sayar.

c. Erkek çocuk, kendisine üstünlük olarak aşılanan fiziksel gücünü göstererek erkekliğini korumaya, ispat etmeye çalışır.
Çok zaman bu gücü özellikle kadına göstererek onun hayranlığını kazanacağını düşünür, bunu kendine bağlanmasını istediği eşine karşı bir metot olarak kullanır. Bazı hallerde kadın bunu bir ilgi işareti olarak kabul eder, ürkekliği kişiliğine sinmiştir. Erkeklerde de bu davranışlar daha da yerleşmiştir.

d. Aile büyükleri ve kaynanalar da oğullarının evliliklerinde kendi alıştıkları türden ürkek, saygılı kadını görmek isterler ve bu konuda etkili olurlar. Kadının annesi de “geleneksel kadın terbiyesi” anlayışıyla buna destek olmaktadır.

e. Kırsal toplumlarda kız babasının evlenirken damattan başlık parası alması, bir çeşit satışla devretme olduğu için kızın boynu bükük kalmıştır.

f. Kırsal toplumlarda genellikle kızları evlendirirken ya da eş seçerken zengin, sosyal, açıdan güçlü, kadından üstün erkekler tercih edilir. Yani hipergami (kadının kendiden üstün biriyle evlenmesi) eğilimi vardır. Karısının daha başlangıçta kendisinin kanalıyla bu şeylere sahip olduğuna inanması erkeğin imajını besler. Erkek aynı özellikte herhangi bir kadınla evlenebileceğine inanır.

g. Uzun yıllar boyunca toplum boşanan kadına karşı anlayışsız davranmış, erkeğin boşanmasına ise aynı gözle bakmamıştır. Bu da yeniden daha iyi bir yaşam kurabileceği konusunda kadının cesaretini kırmıştır.

h. Ekonomik güvencesi, miras hakkı, ev dışı bir mesleği ve işi olmayan kadın, yaşamını kendi başına sürdürebileceğine ve bağımsız olabileceğine inanmaz.

ı. Kadın, mesleğinin ve ev dışı bir işinin, gelirinin olmaması sebebiyle toplum içinde kocasının statüsüyle bir yer edindiği için boşanma durumunda sosyal kimliksiz kalmaktan da ürker.

i.  Ayrıca bazı dinlerin boşanmayı tanımaması, günah sayması Katoliklik, Müslümanlık kadının bütün olumsuz, haksız, ezici şartları kabul etmesine sebep olmuştur.

Kadının bu etkilerin oluşturduğu kişilik içinde güçsüzlük bilincini değiştirip güçlenmesi ve güçlü kadın kimliğini kullanmayı öğrenmesi de kolay olmamıştır. Feminizm eylemleri şeklindeki uyarılar kadının kişiliğinde olduğu gibi erkek kişiliğinde de deprem yaratmıştır. Bu depremin en büyük etkisi evlilik ilişkisinde görülmektedir. Kadının güçlü olma arzusu pek çok alanda etkili olmaya başlamıştır. Aynı zamanda da yeni sorunlar getirmiştir.

Güçlenen kadının yarattığı beraberlik:
Kadının kendi potansiyelini tanıması, kendi varlığının farkına varması, ayağa kalkması, özellikle eğitimde ve iş hayatında aynı başarıyı erkekten farksız olarak kazanabildiğini görmesi yeni ilişkilerde büyük rol oynamaktadır. İnsan psikolojisinin bütün olarak eğitimle, öğrenimle, popülarize olması, erkekle kadını birbirine yakınlaştırmıştı. Ayrıca ekonomik ve sosyal güçlükler içinde erkek de kadının gücünün, desteğinin ve güçlü kişiliğinin gereğini anlamaya başlamıştır.

Bu nedenle aslında feminizmi yalnızca kadınların değil, modern aydın erkeğin de yarattığı bir imaj değişikliği olarak görmek gerekir. Çünkü bugün aydın erkek de artık karşı cinsi tanımaktadır ve onun potansiyellerini, katkılarını öğrenmiş durumdadır. O da karşı cinsle dayanışma ve arkadaşlıkla duygusal bir dünya kurmak istemektedir. Bunu yapamayan, kadını henüz tanımayan toplumlardaki erkek böyle bir beraberlik kuramadığı için feminizme karşı çıkmaktadır. Bocalama içinde olan, kadın ve erkeğin biyolojik farkları üzerinde duran, erkeğin güçlü ve üstün olması gerektiğine inanan erkek, hala kendisiyle çatışma halindedir. Eşiyle de olgun bir ilişki kuramaz, ilişki ya iki yabancı olarak sürmekte ya da şartlar iyice kötüleşince kopmaktadır.

Kadın Kişiliğinin Yeni Aldığı Şekil ve Evlilikteki Rollerin Değişmesi
“Evlilik yaşamında kadın haklarının bilinci”

Yirminci yüzyılın başından itibaren Batı’da yoğunlaşan kadın haklarını savunma hareketi ve bu konudaki eylemler, 1848’de Amerika’da “evli kadına boşanma ve nafaka talep etme hakkını” veren kanunun çıkmasıyla başlamış kabul edilir. Bundan sonraki eylemler kadınların evlilikte ve diğer sosyal alanlarda eşit haklara sahip olma hareketleri feminizm eylemleri olarak devam etmiştir. Böylece kadının toplumda değişmeye başlayan imajı evlilikte de kendini göstermiştir.

Erkeğin asırlar boyunca güce dayanan bütün sosyal kurumlardaki hakimiyetine karşı yoğun karşı çıkışları çoğunlukla genç kuşak sahiplenmiştir. Bu eylemler her türlü etnik gruptan kadın arasında bir çeşit sınıf bilincinden doğmuş ve güçlü erkek hakimiyetini kırma konusunda reform yapılabileceği umudunu getirmiştir. Daha sonra bu eylemlere ileri yaştaki kadınlar da katılmaya başlamıştır.

Yıllarca erkeğin düzenlediği kanunlar, kurallar, adetler içinde güçsüz, zayıf ve yönetilen bir sınıf durumuna getirildiklerinin farkına varan kadınlar; bu farklılığı yaratan ve dolayısıyla erkekle kadını düşman haline getiren nedenin cinsiyete dayanan roller ayrımı olduğuna dikkat çekmiştir. Bu feminist kadınlar, kadın ve erkek rollerinin tamamen değişmesini, kesin kalıplaşmış cinsel rollerin kalkmasını, tamamen eşitlik anlayışıyla bütün sosyal kurumların yeniden yapılanmasını, hatta bu kalıplaşmış cinsel rollerin farkından doğan bütün ilişkilerin modern bir anlayışla düzenlenmesini ısrarla istemeye başlamışlardır.

New York’ta feminist hareketleri yöneten Schulamith Firestone, suni olarak gerçekleştirilebilen doğum modeli ile gelecekte cinsiyet ayrımının tamamen ortadan kalkabileceğini yazmıştır; kadın ve erkek mekanik cihazlarla çocuğun (embriyo halinden itibaren) büyümesini eşit rollerle sağlayacaklardır. Yılların birikimiyle bu denli aşırı (radikal) istekler dışında da gelişen feminist eylemler toplumda endişelere neden olmuştur. Özellikle evliliği ve aile ilişkilerini olumsuz olarak etkileyebileceği düşüncesiyle antifeminist çıkışlar başlamıştır. Fakat bu karşı çıkışlara rağmen hareket artık eylem şeklinde olmasa bile bütün sosyal kurumlarda adalet, ekonomi, politika, kültür alanlarında evlilik ve aile ilişkilerinde ve kadının yaşamında değişikliklere yol açmıştır. Bu değişiklikler gerçek bir devrim yaratmış, adeta cinsiyet depremi olarak ifade edilen durumu ortaya çıkarmıştır.

Radikal feminist eylemlerin sonuçları şöyle özetlenebilir:

a. Kadının ev dışında da aktif rol alması yaygınlaşmıştır.

b. Kadının kendi gelişimine ve hobilerine önem verilmeye başlamıştır.

c. Kadın organizasyonları, dernekleri, dergileri de kadının kendini bulmasına, güçlenmesine yardımcı olmaya çalışmaktadır.

d. Özgürlük teşvik edilmiştir.

Feminist eylemler bir taraftan erkeklere kadının haklarını kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bir yandan da kadınlar, güçlü kadın imajını ileri yaşlardaki hemcinslerine kabul ettirmek için mücadele etmektedirler. Bütün yaşamları boyunca alışkanlıkları, duyguları erkeğin hakim olduğu şartlarla yönlendirilmiş olan bu kuşakların da kendilerine karşı olması feministlere iki cepheli mücadele zorunluluğu getirmiştir. Bu grubun feminist hareketleri, atılımları anlayıp desteklemesi zaman almıştır.

Ayrıca yeni tip ilişkiler içindeki kimlik oluşumu da sorun olmuştur. Kocasının soyadıyla ve onun reisliği ile yaşamaya ahşan kadın yeni kimliğini oturtmakta zorlanmaktadır. Erkeğin hakim rolünü değiştirmek, diğer taraftan ilişkinin sıcaklıkla, sevgi ve saygı içinde yürümesini sağlamak kolay olmamıştır. Bu durumda kadın kendi kişiliğini erkeğe tanıtmak, kabul ettirmek ve beraberliği değişik, daha önceki kuşakların modellerinden farklı yürütmek konusunda mücadele etmek zorunda kalmıştır. Karıkocanın kendi anne baba ilişkisi içinde tanıdıkları modellerden farklı bir model oluşturmak gerekmiş ve bunu gerçekleştirmek yeni kişiliği, idealleri ile daha çok kadının görevi olmuştur.

Gelişmiş toplumlarda, önce Amerika’da adım adım yasal düzenlemelerle kadın kendi yaşamının mimarı olduğunu kabul ederek gayret göstermiştir. Buna rağmen bazı konularda amaca ulaşılmış sayılmamaktadır. Hala bazı iş alanları kadınlara erkeklere olduğu kadar açık değildir. Hala pek çok firma kadının çocuk sahibi olmasının iş hayatını olumsuz etkileyeceğini düşünmekte, personel seçiminde sürekli çalışabilme olasılığının daha yüksek olması dolayısıyla erkekleri tercih etmektedir. Buna rağmen kadın, hala bazı eksikler olsa da önemli bir aşama kaydetmiştir. Bu konuda bazı sosyal, ekonomik, dini değişikliklerin büyük etkisi olmuştur.

a. Endüstri devrimi kadına ev dışında çalışma olanağı sağlamıştır.

b. Ekonomik güçlükler kadının aileye ev dışı işgücü ile katkıda bulunma zorunluluğunu getirmiştir.

c. Özellikle evlilik ve aile konusunda katı kurallar koyan Katolik dininden kopan Protestanlık evlilere (kadın-erkek) ilişki ve haklar konusunda yumuşamalar getirmiştir.

Türkiye’de de laikleşme, özellikle aile hukuku, miras kanunları, boşanma yasalarının getirdiği eşitlik anlayışı evlilikte olduğu gibi diğer sosyal alanlarda da kadına eşit haklar getirmiştir. Özellikle Atatürk Devrimleri sayesinde kadınlar bazı haklara Batı ülkeleri ve Amerika’da olduğu kadar büyük mücadeleler vermek zorunda kalmadan kavuşmuşlardır. Diğer bir deyişle, kadınlar bu hakları kendi mücadeleleriyle elde etmemiş, Atatürk sayesinde kazanmışlardır. Bunun için de kadınlar feminizmi geç tanımışlar ve değişen sosyal koşullar içinde haklarını artırma yönünde çaba göstermemişlerdir. Son yıllarda da genç aydın kadınlara karşı çıkılmıştır.

Uzun yıllar süren kültürel telkinler kadına hep erkeği güçlü, kadının koruyucusu, ailenin karar organı, reisi olarak tanıtmıştır. Masallardaki, şiirlerdeki, sözlerdeki, şarkılardaki kadın; yumuşak, zayıf, zarif, dişi, güzel ve sevimlidir. Bu modeller etkileyici olmuştur. Ayrıca Türk Sanat Müziği’nde vefasızlığa rağmen yaşanan aşk, duyguları ve kişiliği uyuşturmuştur. Diğer bir deyişle kültür unsurlarının erkek ve kadını gerçek kişiliklerinden uzak bir romantizm ve idealizmle göstermeleri bu iki cinsi birbirine yabancılaştırmıştır. Her ikisi de birbirini yaratılan imajlar olarak görmüştür. Ancak kadının ev dışı iş ve meslek yaşamına girmesiyle, okul ve oyun arkadaşlıklarında olduğu gibi iş ve meslek yaşamında da cinsler arasındaki kalın perdeler kalkmıştır. Kadın ve erkek birbirini gerçek kişilik ve potansiyeli içinde görmeyi öğrenmiştir.

Yüksek öğrenim görmüş, aydın kişiler üzerinde yaptığımız araştırmalarda bu grupta kadın ve erkeğin birbirine Batı’da olduğu kadar gerçekçi baktığını gördük. Artık sorunlarını birbirlerine rahatça götürüp konuşabildiklerini söylüyorlar.

Bütün ülkelerde değişik sosyal, ekonomik, politik, kültürel koşullara rağmen kadının ev dışı çalışma hayatına girmesi onun evlilik içindeki rol bilincini, eşine ve çocuk yetiştirmeye bakışını da değiştirmiştir.

a. Kadın ekonomik özgürlüğünü kazandığı için erkeği ekonomik güç, dayanak olarak görmekten vazgeçmiştir. Artık kadın, erkeği arkadaş olarak görmektedir.

b. Kadın kendi potansiyelini keşfetmiş ve bunu geliştirmeye yönelmiştir. Mesleğinde başarının keyfini tattığı için yeni atılım ve gelişmelere yönelme cesaretini kazanmıştır.

c. Kadının aile yaşamında kendi ekonomik katkısını görmesi, işini iyi bir eş ve iyi bir anne rolünün devamı olarak kabul etmesine sebep olmuştur.

d. Kadın, evliliğin iyi gitmediği durumlarda boşanıp,yalnız yaşama hakkına kavuşmuştur. Çocuklarıyla beraber de yaşayabilmektedir. Evliliği ekonomik nedenlerle yürütmek zorunda değildir.

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Hicri İzgören: Bütün kapılara ayrılığın suretini astılar

Kapat