Sosyoloji ve Acı Çekmek: Ruhsal acının iki temel özelliği – Eva İllouz

Başlangıçtan beri sosyolojik çalışmaların temel amacı, acının kolektif biçimlerini incelemektir: Eşitsizlik, fakirlik, ayrımcılık, hastalıklar, siyasi baskılar, büyük ölçekli silahlı çatışmalar ve doğal afetler insanların çektiği acıları incelemek için temel prizma olmuştur. Sosyoloji, acı çekmenin kolektif biçimlerinin analizinde oldukça başarılı olmakla birlikte, toplumsal ilişkilerin yapısında olan olağan ruhsal acının analizini göz ardı etmiştir: Kızmak, aşağılanmak ve karşılıksız arzu, gündelik ve görünmez acı türlerinden sadece birkaçıdır. Sosyoloji -haklı olarak klinik psikolojinin demirbaşı olarak görülen- duygusal acıyı, bireyci ve ruhsal bir toplum modelinin bulanık sularına sürüklenme ihtimali yüzünden kapsamına almakta isteksiz davranmıştır. Ancak eğer sosyoloji, modern toplumlaria ilişkili olmaya devam edecekse, geç modernité koşulları içindeki bireyin -hem kurumsal, hem de duygusal- savunmasızlığını yansıtan duyguları mutlaka araştırmalıdır. Elinizdeki kitap aşkın bu duygulardan biri olduğu ve aşkın ürettiği deneyimlerin dikkatli bir şekilde incelemesinin bizi sosyolojinin temel ve hâlâ son derece gerekli ve güçlü bir şekilde görevine geri götüreceği iddiasındadır.

“Toplumsal acı” kavramı, modernitedeki aşk acısı hakkında düşünmenin kabul gören yolu gibi görünebilir. Ne var ki bu kavram benim hedeflerim için pek de işe yaramıyor. Çünkü antropologlara göre toplumsal acı; kıtlık, fakirlik, şiddet veya doğal afetlerin gözle görülen geniş kapsamlı sonuçlarına işaret eder; dolayısıyla kaygı, değersizlik hissi ya da depresyon gibi, sıradan hayatın ve ilişkilerin bir parçası olarak daha az göze çarpan ve daha az somut olan acı türlerine değinmez.
Ruhsal acının iki temel özelliği vardır: İlki, Schopenhauer’ın öne sürdüğü üzere acının, “anılar ve beklentiler” aracılığıyla kendi yaşantımızdan kaynaklandığıdır. Diğer bir deyişle imgelem -anılarımızı, beklentilerimizi ve özlemlerimizi oluşturan imgeler ve idealler- acıya aracılık eder. Daha sosyolojik bir ifadeyle, acıya aracılık eden, bireyin kültürel tanımlarıdır. İkincisi, acı çekmeye tipik olarak o acıyı anlamlandırma kapasitemizdeki bir bozulmanın eşlik ettiğidir. Sonuçta Paul Ricoeur’a göre acı çekmek, çoğunlukla acının anlayışsızlığı ve gaddarlığı hakkında bir yakınma olarak karşımıza çıkar.’ Acı çekmek akıldışılığın gündelik hayatı istila etmesi olduğundan, akılcı bir izahı, bu ceza hakkında bir açıklama yapılmasını gerektirir. Başka bir deyişle çekilen acı, anlamlandırılamadığı ölçüde katlanılmaz olacaktır. Çekilen acı açıklanamadığında iki misli acı çekeriz: Yaşadığımız acı yüzünden ve ona anlam veremediğimiz için. Dolayısıyla yaşanan her acı, bize bu acıyı açıklamakta kullanılan açıklama sistemlerini işaret eder. Ve acıyı açıklayan sistemler, acıyı anlamlandırma biçimlerinde farklılık gösterirler. Bu açıklama sistemleri, sorumluluk tayin etmeleri; acı çekme deneyiminin ele aldıkları yönü, vurguladıkları ve yaşanan acıyı başka bir deneyim kategorisine, örneğin “kefaret”, “olgunlaşma”, “büyüme” veya “bilgelik” gibi niteliklere dönüştürme (veya dönüştürmeme) yaklaşımları bakımından farklılaşırlar. Farklı fiziksel veya psikolojik tepkiler içerebilen modern ruhsal acı, bireyin -tanımı ve değer duygusuyla- benliğiyle doğrudan ilişkili olduğu gerçeğiyle tanımlanmasıdır.

Ruhsal acı, kişinin bütünlüğünü tehdit eden bir deneyimdir. Günümüzde yakın kişiler arasındaki ilişkilerde yaşanan acı, bireyin modernite koşullarındaki durumunu yansıtır niteliktedir. Romantik acının, acı çekmenin daha ciddi türleriyle aynı kategoride olmadığı söylenebilir, çünkü göstermeyi umduğum üzere, kişinin modernitedeki ikilemlerini ve güçsüzlüklerini sergiler. Çeşitli kaynaklan (uzun uzadıya yapılan ikili görüşmeler, internet siteleri, New York Times’ın “Modern Love” köşesi. Independent m seks köşesi, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıl romanları, flört, aşk ve romantizm hakkın- daki kişisel gelişim kitapları)1 analiz ederek ortaya koyduğum üzere terk edilme ve karşılıksız aşk deneyimleri, kişinin yaşam öykülerindeki diğer (politik veya ekonomik) toplumsal aşağılanma biçimleri kadar önemlidir.

Septikler haklı olarak şair ve filozofların aşkın yıkıcı etkilerinin uzun zamandır farkında olduklarını, acı çekmenin aşkın başlıca mecazlarından biri olduğunu ve olmaya devam ettiğini; acı çekmenin, aşk ve acının karşılıklı olarak birbirlerini yansıttığı ve tanımladığı Romantizm hareketinde doruğa ulaştığını iddia edebilirler. Ne var ki bu kitap, aşkın neden olduğu acının modern çağdaki tecrübe edilme sürecinde niteliksel olarak yeni bir şeyler olduğunu iddia ediyor. Modern romantik acıdaki değişimlerin inceleneceği alanlar şunlardır: Evlilik piyasasının yeniden düzenlenmesi (2. bölüm), eş seçiminin mimarisindeki değişimler (3. bölüm), toplumsal değer duygusunun oluşturulmasında aşkın büyük önemi (4. bölüm), tutkunun akılcılaşması (5. bölüm) ve romantik imgelemin kullanılma biçimleri (6. bölüm). Bu kitap romantik acıda tamamen yeni ve modern olanın ne olduğunu anlamakla ilgili olmakla beraber, amacı romantik acının tüm biçimlerini etraflıca ele almak değildir, sadece bir kısmına değinir; diğer yandan birçok kişinin mutlu aşk yaşantıları olduğu gerçeğini de görmezden gelmez. Buradaki iddiam, hem romantik mutsuzluk hem de mutluluğun belirli bir modern biçimi olduğudur ve bu kitap bu biçimle ilgilenme arzusundadır.

Eva İllouz
Aşk Neden Acıtır

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Arthur Schopenhauer: Bir kere çalan ömrü boyunca hırsız olarak kalır…

Kapat