Şiirin Toplumsal Görevi – T.S. Elliot

Doğrudan doğruya büyüyü gerçekleştirmek amacıyla, ölçülü koşuk kullanılarak yazılmış şiirsel değeri olan, ilkel büyü şiirleri ve türküleri vardır: Kem gözden sakınmak, bir salgını geçirmek ya da bir Tanrıyı yatıştırmak amacıyla yazılırdı bunlar; ilkel toplumlarda bu tür şiirlerin kesinlikle bir toplumsal işlevi olduğu da söylenebilir.

Şiir daha önce dinsel törenlerle ilintiliydi; ve ilâhilerde, karşılıklı okunan dualarda, art arda söylenen ezgilerde şiiri bugün de toplumsal bir amaçla kullanıyoruz. Epik ve masalın ilkel biçimleri, tarih olduğu öne sürülen bilgileri aktarıyordu: Ayrıca dinleyicileri duygusal açıdan etkilemesini bir yana bıraksak bile, ilkel öykü anlatıcının, yoğun içeriği olan bir öyküyü anlatırken akılda kalmasını sağlamak için ölçülü koşuk biçiminden yararlanmalarını anmadan geçemeyiz. Daha ileri toplumlarda da, örneğin eski Yunan’da, şiirin herkesçe tanınan toplumsal görevi oldukça açıktır. Tiyatro, başlangıçta dinsel kökeni olan bir topluca kutlama olayının parçasıydı; “Pindaric odd” (müzik eşliğinde söylenen ve adını Yunanlı şair Pindarus’tan alan bir övgü şiiri) belli bir toplumsal törenle ilintili olarak gelişti. Bugün bile “lirik”in —topluluk önünde bir ya da birkaç kişinin müzik eşliğinde okuması için yazılan şiir— ve şiirsel tiyatronun, özellikle bir kişinin tek basmayken okuması için yazılan şiirden ayrı bir toplumsal görevi olan şiir türleri olduğunu söyleyebiliriz…

Güzel bir lirik’i ya da değeri kanıtlanmış şiirsel bir oyunu, bir topluluğa sunulduğunda izlediğimiz, ya da daha önce kendimiz okuduğumuz zaman, tadına daha çok varırız; giderek, lirik’in ya da oyunun toplumsal görevi, herhangi bir şiir türünün aynısı oluyor bir yerde. Başka bir deyişle, şiirin toplumsal görevinin ya da şairim işlevinin, ancak bir topluluk önünde okunan şiir türünde ortaya çıktığını söyleyemeyiz…

Ne duygu ve düşüncelerimizi dile getirmek için şiiri kullanabiliriz, ne de şiir yazmak için yaşantıların ve bilginin ardından koşabiliriz. Büyük şair dediğimiz adamlar çoğunlukla geniş ilgi alanları olan kimselerdir. Ama en azından şair olmalarının başlıca nedeni, öğrendiklerini, düşündüklerini ve bunun yanı sıra insanlarla olaylar konusundaki yaşantılarını sağduyuları ile özümlemiş olmalarıdır…

Nasıl bir insanın yurttaş olarak ilk görevi ülkesine yararlı olmaksa, onun da şair olarak ilk görevi ülkesinin diline yararlı olmaktır. Önce o dili korumakla yükümlüdür: Dilini kullanırken onu güçsüzleştirmemeli, kabalaştırmamalı, yozlaştırmamalıdır. İkinci göreviyse o dili geliştirmek, zamanına uygun kılmak ve bilinmeyen olanaklarını araştırmaktır…

Öte yandan gerçek şair, başkalarının da paylaşabileceği bir duyarlığın yeni görünümlerini, yeni çeşitlemelerini bulup çıkarır. Onları dile getirirken de, kendi okurlarının sınırlarını aşarak çok daha geniş bir kitlenin yararına, dili geliştirir ve zenginleştirir.

T. S. Elliot
Şiirin Toplumsal Görevi
TÜRK DİLİ D. Mart 1971

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Frankfurt Okulu, önde gelen düşünürleri ve üyeleri

Almanya’da 1920’li ve 30’lu yıllarda ortaya çıkan Frankfurt Okulu’nun menşei, Marksizm’in ya da her türlü tahakkümü eleştirmek ve ortadan kaldırmak...

Kapat