Nietzsche’yi Kendi Kıstasları İle Yargılamak – Ziya Meral

Tapınmaya Layık Tanrı

Nietzsche, Dostoyevski için “her ne kadar en derin içgüdülerime zıt olsa da ona çok minnettarım” derken bu “içgüdülerin” ne olduğunu tahmin etmek zor değil. Deccal’in başında, Nietzsche önvarsayımlarını şöyle sıralar:
İyi olan nedir? İnsanda güç duygusunu, güce ulaşma iradesini ve gücün ta kendisini artıran her şey.

Kötü olan nedir? Zayıflıktan doğan her şey.

Mutluluk nedir? Gücün arttığı hissi, zorluğun üstesinden gelmek.

Her türlü kötülükten daha zarar verici olan nedir? Hastalıklı olanlar ve zayıflar için aktif sempati duymak, Hristiyanlık…

İyi, kötü ve mutluluk gerçekten bu ise, o zaman Mesih böyle bir kriter karşısında gerçekten de eksik kalır. O, güçlerini kullanmamayı tercih edip Baba’sının isteğine boyun eğmeyi ve fakir, zayıf, hasta ve ihtiyaçlı olanların kurtuluşu için kendini alçaltmayı (kenosis) tercih eden alçak gönüllü hizmetkârdır.
Nietzsche, Tanrı’ya dair bu “bozuk” görüşten nefret etmiştir. Böyle bir Tanrı yüce değildir ve tapınılmaya layık değildir; “Biz, Tanrı olarak yüceltileni ‘tanrısal’ bulmaktan çok acınacak derecede anlamsız, zararlı, sadece bir hata değil aynı zamanda yaşamın kendisine karşı bir suç olarak görüyoruz (…) Biz Tanrı’yı Tanrı olarak reddediyoruz (…) Hristiyanların bu Tanrı’sının varlığı ispatlanacak olsa, ona nasıl inanabileceğimizi daha da az biliyor olacağız.”
Böyle bir Tanrı’nın izlenmesinin sonucu çürümedir. Tanrı’nın sahip olmamızı istediği özelliklerin hepsi -acıma, alçak gönüllülük, boyun eğme- Übermensch’in (üstün-adam) bütün ideallerinin zıddıdır.
İnsanlığın asıl ihtiyacı olan üstün-insan figürü Nietzsche’nin Tanrı “hastalığına” karşı sunduğu panzehirdir. Üstün-insan doğrudan doğruya tek bir insanı ifade etmemektedir.
Üstün-insan bir konumdur: İnsanların Tanrı’nın ölümü ile yüzleşip yaşamı tüm çıplaklığı ve karanlığıyla kucaklayacakları, iyinin ve kötünün ötesine geçip, iradeleri üzerinde hâkimiyet sağlayacakları ve ne kadar zor olursa olsun kendilerinin yaratıcısı olacakları gelecektir.
Bu yüzden “Hristiyanlık ve alkol” tarihteki önemli kültürler arasında yer alma fırsatını Almanya’dan çaldığı için “yozlaşmaya giden iki büyük yoldur”.
Çünkü, Hristiyan inancının özü bunlara karşıdır, doğru ve yanlış iradeye sınır getirmektedir. Güç ve şiddet kullanımı, adalet ve merhamet çerçevesinde sınırlı bir yere sahiptir. İnsan yaratıcı değil, yaratılmış olandır ve sınırsızlığının ötesinde kurtarılması gereken acizliği ile sınırlıdır. En önemlisi de Hristiyan inancının erdem saydığı şeyler, Almanya’nın ileri gitmesini engellemektedir.
İnsanlar erdemlerinin gücü aracılığıyla “toprağa sadık kalmalı” ve erdemlerinin “dünyadan uçup gitmesine izin vermemeliler, kanatlarını sonsuz duvarlara çarpmamalılar!Ne yazık ki, uçup giden erdem çok olmuştur!”

Ziya Meral
BUDALA
Nietzsche ve Dostoyevski Karşı Karşıya

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Ölümün Son Günleri – Noah Harari
Albert Camus: Bir insan söylediği şeylerden çok, söylemedikleriyle insandır
Kapat