Friedrich Nietzsche’nin Fyodor Dostoyevski’yi Keşfetmesi – Ziya Meral

Dostoyevski’yle tanıştığı günü anlatan bir mektubunda Nietzsche şöyle der: Dostoyevski, daha önce de Stendhal’da olduğu gibi karşıma çıktı, tamamen kaza yoluyla, bir dükkânda öylesine açılmış bir kitap, daha önce hiç duymadığım bir isim -ve birden insanın kendini kardeşiyle karşılaşmış gibi hissetmesi (…) kitabı okumaya devam ettikçe o akrabalık hissi (Başka nasıl tanımlayabilirim?) hemen kendini belli etti: O an hissettiğim sevinci tarif edemem.

Nietzsche’nin İsa’yı bir budala olarak tarif etmesi Dostoyevski’nin Budala romanı ile pek çok paralellik içerir.
Romanın ana karakteri ve Mesihî idealin temsilcisi Prens Mışkin, ne öfkelenir ne de öç alır, ancak vazgeçmeden sevgi ve şefkat gösterir. Sara nöbetleri ve yaşananlara çocukça tepkileri, saflığı ve para düşkünü olmaması “budala” kategorisine yerleştirilmesini kolaylaştırmaktadır.

Dostoyevski’nin Mışkin karakteri ile Nietzsche’nin budala İsa figürü arasındaki yüzeysel benzerlik herhangi bir tesadüfün sonucu değildir. Deccal adlı eser dikkatli okununca okuyucu, benzer edebî özelliklerden daha fazlasının iki yazarı birbirlerine bağladığını gösteren iki ipucu bulmaktadır.

İlk olarak, Nietzsche Dört Müjde’nin dünyası ile “bir” Rus romanının dünyası arasında bir paralellik çizer. Her ikisi de budalalığı bir tip olarak fark etmekten yoksundurlar: Müjdelerin bize gösterdiği o garip ve iğrenç dünya -bir Rus romanının dünyasında toplumun dışladıklarının, nevroz ve “çocukça” budalalığın sanki bir araya gelmek için sözleştikleri bir yer gibi- o tipi kabalaştırmış olmalı.

İkinci olarak, Nietzsche İsa’nın havarilerinin bu budalalığı fark etmemiş olmaları konusuna değinirken, 1. yüzyıl Filistin’inde İsa’yı doğru bir şekilde anlatacak Dostoyevski gibi bir insan olmamasına içerlemektedir:
Bu ilginç gözden düşmüş kişinin yakınlarında bir Dostoyevski’nin yaşamamış olması ne kadar acı; yani Dostoyevski gibi yüceliğin, hastalığın ve çocuksuluğun karışımı karşısında büyülenen bir kişinin olmaması.

Her iki metin de Nietzsche’nin Dostoyevski’nin yazılarının, özellikle de Budala’nın farkında olduğunu gösterir. Daha da önemlisi Nietzsche, yayımlanmamış not defterlerinde “İsa: Dostoyevski” başlıklı bir yazısında Dostoyevski’den (kendisinden önce) “İsa’yı çözen tek kişi” olarak bahseder.

Nietzsche’nin böyle bir iltifatta bulunması gerçekten çok ilginçtir ve Nietzsche’nin “budala” kelimesini Dostoyevski’nin kullandığı manaya benzer bir biçimde kullanmış olmasının bir rastlantı olmadığına dair kanıtları pekiştirir.
Nietzsche 1887’de şans eseri, Yeraltından Notlar adlı romanın Fransızca bir çevirisi sayesinde Dostoyevski ile tanışır. Bu kitaptan sonra Dostoyevski’nin yazdığı Suç ve Ceza’yı, Budala’yı ve Cinler’i okur.

Dostoyevski’yle tanıştığı günü anlatan bir mektubunda Nietzsche şöyle der:
Dostoyevski, daha önce de Stendhal’da olduğu gibi karşıma çıktı, tamamen kaza yoluyla, bir dükkânda öylesine açılmış bir kitap, daha önce hiç duymadığım bir isim -ve birden insanın kendini kardeşiyle karşılaşmış gibi hissetmesi (…) kitabı okumaya devam ettikçe o akrabalık hissi (Başka nasıl tanımlayabilirim?) hemen kendini belli etti: O an hissettiğim sevinci tarif edemem.


Louise Salome, Paul Ree ve Nietzsche

Nietzsche bir arkadaşına Dostoyevski’nin imkânsız bir sevgi, bozuk aile ilişkileri ve sonunda bir yenilenmeyi anlatan, daha az bilinen romanı Ezilenler’i okuduğu zaman “gözlerinden yaşlar aktığını” söylemiştir.
Bu, Nietzsche’nin Louise Salome’ye olan sevgisini ve bu sevginin sonuçlarını bilenleri şaşırtmamalıdır. Louise Salome, çağının Rusya’sı için büyük bir aşırılık örneği olarak evlenmeyi ve zengin eş rolünü oynamayı reddetmiş ve Zürih’te üniversite okumaya gitmiş, kendine güvenli ve bağımsız ruhlu, çekici, 21 yaşında bir kadındır.

Bir süre sonra Nietzsche’nin yakın arkadaşı Paul Ree ile tanışacak ve Paul kısa süre içinde ona âşık olacaktır. Salome, Paul’un evlenme teklifini yine bir aşırılık örneği olarak reddeder. Salome Paul’e, kardeş kalmalarını ve yanlarına başka bir erkeği daha alıp beraber yaşamayı, ciddi bir şekilde okumayı ve üretmeyi teklif eder.
Paul bunu kabul eder ve bir süre sonra Nietzsche Roma’da onlara katılır. Nietzsche de arkadaşı Paul gibi kısa sürede Salome’ye âşık olur ve birkaç kere ona evlenme teklifinde bulunur. Salome kimseyle evlenmek istemediğini belirterek Nietzsche’yi her defasında reddeder.

Bu olayla aynı sıralarda Nietzsche’nin kız kardeşi Elizabeth, Salome ile çatışmaya ve ondan nefret etmeye başlar. Nietzsche’nin Salome’ye olan sevgisi Elizabeth’le ve annesiyle ilişkilerini bozacak ve hüsranla sonuçlanacaktır.
Nietzsche umudunu kaybetmemeye çalışırken, Paul ve Salome, Nietzche’ye haber vermeden onu terk edip başka bir yere taşınacak, hiç evlenmeden iki sevgili olarak beraber yaşayacaklardır. Kız kardeşinin yalan ve dedikoduları da işin içine girince, hem Salome’yi kaybetmesi hem de Paul tarafından ihanete uğradığını düşünmesi Nietzche’yi uzunca bir süre nefret ve intikam duygularına sürükler.
Böylelikle, geçen çağın en önde gelen dâhilerinden biri, kız kardeşinin entrikalarına kanıp Salome ve Paul’u karalama kampanyalarına bulaşır. Kalp kırıklığı onu öteden beri yaşadığı sessiz ve yalnız hayatına daha da bağımlı kılmıştır.

Ziya Meral
Kaynak: Budala, Nietzsche ve Dostoyevski

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ahmed Arif’le Bir Konuşma: Ben, sessiz ve derin bir halkın çocuğuyum…

Kapat