Memleketin Birinde | Aziz Nesin’den Bir Hikaye: Bayan Maymun

Tel kafesinin içinde ondan fazla maymun vardı. Tünek sopaları üzerinde trapez cambazları gibi numaralar yapıyorlardı. Yalnız içlerinden bir tanesi, Rodin’in ” Düşünen Adam” heykeli pozunda, hiç kımıldamadan düşünüyordu. “Tıpkı insan gibi” diye içimden geçirdim, tıpkı insan. Bu şempanzeden büyükçe, çeşidini bilmediğim bir maymundu. Karşılıklı uzun uzun bakıştık:
– Biraz bakar mısınız?
Kafesin önünden ayrılırken bir çağrılışla başımı geri çevirdim:
– Size söylüyorum bayım. Bir dakika beni dinler misiniz? Deminden beri düşünen maymun, şimdi de konuşuyordu.
– Siz mi konuşuyorsunuz?
– Aman yavaş, maymun terbiyecisi görmesin, beni konuşturmaz.
– Ama siz insan gibi konuşuyorsunuz.
– Tabii… Çünkü ben insanım.
– Nasıl? İnsan mısınız? Öyleyse o kafeste işiniz ne?
– Kafese giren insan yalnız ben değilim ya… Kimisi evlenir kafese girer, kimisi barem kafesine girer. Siz hiç kafese girmediniz mi?
– Sen bana bakma. Ben hem yazarım, hem de mizahçıyım. Böyle olunca arasıra “Aslan kafeste gerek” diye beni içeri alırlar.
– Bay mizah yazarı, sizden bir ricam var.
– Buyrun bay maymun…
– Ben bay değilim, bayanım…
– Sizi dinliyorum bayan maymun.
– Maymun değilim diyorum size, ben insanım…
– Burada ne işiniz var, anlamıyorum ki…
– Ben de size onu anlatacağım. Ben sinemaya çok meraklıyım. Bir zamanlar Greta Garbo’ya hayrandım. Onun gibi esrarengiz bir yaşayışa başladım. Saçlarımı Greta Garbo gibi omuzlarımın üzerine dağınık bırakırdım. Beni o zaman görmeliydiniz. Sonra Mariene Dietrich beni çekti. Kaşlarımı cımbızla aldım, kendimi ona benzettim. Suratıma Marlene Dietrich gibi uçuk verem sarısı pudra sürdüm. Tıpkı onun gibi avurtlarımı içeri çekerdim. Sonradan Zarah Leander ortaya çıktı. Ben de onu taklide başladım. Onun gibi tuvalet yapar, sesimi onun gibi boğuklaştırarak şarkı söylerdim.
– Bayan, rica ederim, siz neden buraya geldiniz?
– Ben de size işte onu anlatıyorum. Z. Leander’den sonra benim için ideal Clara Bow’du. Saçlarımı koyu siyaha boyadım. Tombullaştım. Şen, şuh bir kadın oldum. Ama Jean Harlow’u gördükten sonra, artık benim için model bu açık sarı saçlı yıldız olmuştu. Saçlarımı platin sarıya boyadım. Belimi inceltmek için korseler taktım. Kaşlarımı incecik yaptım. Ne yazık ki, Jean Harlow uçak kazasında ölünce, benim modelim de Veronica Lake olmuştu. Tıpkı Veronica gibi, saçlarım bir gözümü örtüyordu. Dudaklarımı onun gibi iri, dolgun, kıpkırmızı boyuyordum.
– Rica ederim bayan,benden istediğiniz nedir?
– Beni beş dakika dinlerseniz ne istediğimi öğrenirsiniz. Veronica’nın modası çabuk geçti. Elizabeth Taylor parladı. Ben de onun gibi boyanmaya başladım. Onun gibi kaşlarımı püskül püskül yaptım. Gören bana “Yerli Elizabeth” diyordu. Ama Rita Haywort, Ağa Han’la evlenince, saçlarımı kızıla boyadım. Yüzüme mahsustan onun gibi çiller yaptım. Sonradan Marilyn Monroe’nun süksesi artınca, ben de yüzümün ve vücudumun şeklini değiştirip Marilyn’e benzedim. Kim görse “Bizim Marilyn Monroe” diyorlardı.
– Affedersiniz acele işim var, bana müsaade.
– Şimdi bitiyor hikayem. Bir iyilik yapmak istemez misiniz?
– Lütfen çabuk anlatın.
– Audrey Hepburn ortaya çıkınca siz beni görmeliydiniz. Erkek gibi kısa saçlarımdan tutun da, herşeyim Audrey oldu. Ama Gina Lollobrigida her şeyi değiştirdi.
– Anladım. Gina’ya benzediniz. Sonra Sophia Loren’i taklit ettiniz.
– Evet, nasıl bildiniz? Dediğiniz gibi… En son kendimi Grace Kelly’ye benzetmiştim. Onun gibi ağır şapkalar giyiyor, onun gibi boyanıyordum. Yakalanıncaya kadar hayatım böyle geçti.
– Ne dediniz, yakalanıncaya kadar mı?
– Evet. Bigün sokakta gidiyordum. Beni yakalayıp buraya getirdiler. “Yapmayın, ben insanım!” diye bar bar bağırdım, dinletemedim.
– Mahkemeye müracaat etseydiniz.
– Ettim. Beni bilirkişiye gönderdiler. Bilirkişiler de maymun olduğuma dair rapor verdiler. Şimdi sizden ricam şu: En son meşhur olan sinema yıldızı kimdir, söyler misiniz? Nasıl giyiniyor, nasıl boyanıyor, saçları nasıl? Pozları, konuşması nasıl?
Bu sırada hayvan terbiyecisi geldi. Benimle konuşan maymuna:
– Yine mi, yine mi? diye bağırdı, hala mı maymun olmadığını ona buna söyleyip duruyorsun?
Elindeki sopa ile zavallı hayvanı dövmeye başladı. Hayvan terbiyecisinin elinden tuttum.
– Senin yaptığın, insan haklarına aykırıdır, dedim, bir insanı nasıl olur da döversin?
Hayvan terbiyecisi:
– Bayım, dedi, siz bu maymunun sözlerine inandınız mı? Rica ederim, şu surata bakın! Kaşına, gözüne bakın. Maymundan kalır yeri var mı? Bunda hiç insan suratı var mı? Bunun insanlıkla bir ilgisi kalmış mı?
Kafesteki kadına dikkatle baktım. Gerçekten hayvan terbiyecisi doğru söylüyordu.
– Evet, dedim, bir maymun…
– Tabii maymun… Bütün profesörler, doktorlar, veterinerler muayene etti, onun maymun olduğuna rapor verdiler. Ben uzaklaşırken, bayan maymun:
– Ah, ne olur, şimdi hangi yıldızın süksesi var söylesenize?.. diye yalvarıyordu.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Bugün insan haklarına aykırı ne varsa, hepsinin altında mahkemelerin imzası var”

Şikâyet etmeden önce yapılması gereken şey Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, İstanbul yargı çevresindeki “tutuklu öğrencilerin” sayısının 89 olduğunu açıkladı....

Kapat