Kemal Özer’in Yangın Şiirleri, Adımlarımızın Bilinci

Büyük, çok büyük ama kulağı asla tırmalamayan, işittiklerinin anlamını daha iyi kavrasın diye onun duyarlılığını artıran bir sesle uyandık. Acılı, çok acılı ama bilinci köreltmeyen, acıların kökenini kavraması için onu harekete geçiren bir söyleyişe tanık olduk. Keskin, çok keskin ama gözleri kamaştırmayan, baktıklarını görebilmesi için onu uyaran bir ışıkla algılamaya başladık olanı biteni. Türkiye’nin aydınlığına kıyan o korkunç yangının 15. yılında, sesi, söyleyişi ve ışığıyla Yangın’ı bize yeniden anlattı Kemal Özer.

Yeniden ama yeni bir biçimde. İslerin çökmeye başlamasıyla karartılan gerçekliğe yeniden ışık düşürürken; bu gerçekliğin farklı boyutlarına, katmanlarına işaret ederek; onu dönüştürmeye çalışan “yol erleri”nin ve “ömrü kısa kelebekler”in farklı birikimlerine, deneyimlerine dikkat çekerek, söz konusu gerçekliği yeni bir biçimde görmemizi sağladı.

Suskunun ve uykunun düğümlediği dil çözülmeye başladı önce. Bizleri, semahımızı, aydınlığımızı yaralayan taşları, sopaları, alevleri, kalleşleri biliyorduk hep; peki ya “dostun gülü”nü biliyor muyduk yeterince? Pir Sultan’ın dediği gibi, dostun gülünün de yaralamaması için, onu ve kendimizi sınavdan geçirdik.

“Yol”a koyulduk böylece, o yakılıp yok edilen canlarımızın yollara düşmesi, bir yürüyüş eylemesi gibi yıllar önce.

Biliyoruz, onların yolunu kestiler haince; hainleri yenebilmek için, hep beraber yürüyüşü sürdürebilmek için kısacık bir adım atabiliriz yine de.

Sadece o yürüyüşü sürdürme iradesini ortaya koyan bizler değil; belleğimizde yeniden var etmemiz gereken, aramızdan koparmaya çalıştıkları “yol erleri” ile birlikte.

Koparamayacaklarını göstererek, yürüyüşün sürekliliğini hissederek, yürüyüşü çoğaltmak için hep bir savaşım vererek; Asım’la, Metin’le, Behçet’le, Hasret’le, Muhlis’le, Uğur’la, Erdal’la, Asaf’la, Nesimi’yle…

Yeni adımlar atacağız, onların adımlarını da katacağız; bazen semaha duracağız, onların adımlarına da katılacağız; durmaksızın yürüyeceğiz, adımlarımızı sıklaştıracağız.

Şiir, tüm bu adımlarımızın bilinci olacak belki de. Adımları kesilenlerin yüreği bir de. Adımlarını adımlarımıza kattığımız, şiirlerle anılan, anlatılan, yeniden var edilen, “Kemal Özer’deki görüntüleri” ile şiire dökülen her bir aydınımız, aynı zamanda kendi adımları, dilleri, söyleyişleriyle de çıkacaklar karşımıza.

Ozan, hem kendi biçemiyle anlatacak, hem de onların biçeminin bu anlatıma katılması için bir “aracı” olacak.

Her bir şiir, o şiirde anlatılan kişiyle, onun kişiliği, kimliği, bilinci, yüreği ve eseriyle “tam uyarlık” içerisinde kendi biçimini bulacak.

“Hadi gel birlikte yazalım bu şiiri / adım metin olsun bu kez benim de / hadi benim sesimle ama senin hüznünden / hadi benim acımdan ama senin sesinle / birlikte söz edelim bu şiirde” diye okuduğumuzda, Adımız Metin olacak bizim de.

Yeni adlarımızı adımlarımıza katıp yeniden görmeye çalışacağız etrafımızı, ufkumuzu, menzilimizi.

Çok güçlü ve incelikli bir görüş şairinki. Çizdiği resimlerin, çektiği fotoğrafların dikkatimizi yönelttiği ayrıntılarla, imgelerin canlılığıyla okurun görüşüne de bir derinlik katan.

“Ömrü Kısa Kelebeklerimiz”den Sehergül’ün soluk alıp verdiği odadaki ışığın kırılımlarını hissederek, onun parmak uçlarını, dokunduklarını, sevgisini, sesini hissederek görmeye çalışacağız gerçekleri örneğin.

İşte o zaman, “yazılmayan”ları bile başka bir biçimde görmeye başlayacağız belki de. “Bir başka yürüyüş” için böylesi gerek bize:

“Her biriniz birer andaç / adınızla anılacak bundan sonra / söz vermek için yazılan bu şiirler // Mayısta açan gül adınızla anılacak / alanlara çıkan ses, anımsatan özlem / yarım bırakılmış bir yaşamı // Zaman adınızla anılacak Temmuz geldiğinde / yerinden oynayan ana yüreği / kapının her çalınışında // Adınızla anılacak körün gözünden / perdeyi kaldıran o alev / utancın yüzü yanıp durdukça // Birer adım olacak her biriniz / biri bitse bile bir başka yürüyüş için / yeniden başladıkça bu yaralı semah// ”

Bir başka yürüyüşe geçeceğiz artık, bir başka yürüyeceğiz.

Yürüyeceğiz, insanın dibe çöküşünü ve yücelmesini anlatan şiirlerle.

Yürüyeceğiz, büyük, çok büyük ama “bağırmayan” bir sesle. Dün Sivas’ta yakanların bugün memleketi satanlar olduğunu bileceğiz.Yürüyüşümüz sokak eylemiyle içiçe geliştiğinde bunun sloganını da atacağız elbette. Yürüyüşümüz okuma eylemiyle içiçe geliştiğinde, çığlığımızı biriktirirken içimizde, şiirin uyarıcılığıyla bakacağız gerçekliğe.

Yürüyeceğiz, acılı, çok acılı ama sadece acılarına gömülüp kalmamış bir söyleyişle. Acının ve öfkenin, hüznün ve sevdanın, özlemin ve kavuşmanın, düşünmenin ve eylemin içiçe geliştiği bir dille.

Yürüyeceğiz, keskin, çok keskin, ama bizi “boğmayan” bir ışıkla. Çocukların gözündeki kamaşmayla, eylemde tuttuğumuz meşaleyle, bilimin kışkırttığı düşünceyle, şiirin kışkırttığı hayal gücüyle, yakın kılmaya çalıştığımız geleceğin aydınlığıyla.

Yürüyeceğiz, Kemal Özer’in suçüstü kitabı “Temmuz İçin Yaralı Semah” zihnimizde, semahları yaralananlar hep belleğimizde, adımlarımızın bilinciyle…

Ali Mert – Varlık dergisi Mart 2009

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Sabahattin Ali’nin Hikayeciliği ve Romancılığı – Vedat Günyol

Sabahattin Ali’den söz etmenin iki yolu var. Biri, onu hikayeci ve romancı olarak ayrı ayrı yönlerden ele almak, öbürü de,...

Kapat