Hiroşima’ya atom bombasını atan Claude katil olarak öldü, siz ne olarak yaşıyorsunuz? – Nermin Yıldırım

Claude Robert EatherlyŞehadet şerbeti de cinayet aleti de tek bir işe yarar: Gidenlerin ömrü biter, kalanların nuru söner

Claude Robert Eatherly’e büyük bir onur kazanıp kahraman olacağı söylenmişti ama o aklını kaybedip meczup oldu.
Savaşa, bilhassa bazı savaşlara yollananlara genellikle böyle olur. Kahraman olmaya gider, ceset ya da katil olarak dönerler.
Onları yollayanlar ne tür destanlar yazarlarsa yazsınlar, şehadet şerbeti de cinayet aleti de tek bir işe yarar: gidenlerin ömrü biter, kalanların nuru söner. Savaş budur, fazlası değil.

Claude Robert Eatherly de elbet bu hakikati anladı. Ama anladığında epey geç kalmıştı.

Claude 1918 senesinde Amerika’da doğdu. Hayatını -ve tabii daha çok başka hayatları- geri dönülmez biçimde değiştiren tarihse 6 Ağustos 1945.

O gece… sıradan bir gece gibiydi. Gökte kuşlar uçuyor, aşağıda insanlar yürüyor, toprakta yabanıl otlar bitiyor, doğa alışıldık seyrinde usulca deviniyor, dünya her zamanki seyrüseferini ağır aksak sürdürüyordu. Saatler 0:37’yi gösterirken, ABD Ordusu Hava Kuvvetleri Binbaşısı Claude, “özel bir görev” için havalandı. Pilot koltuğuna kurulurken, ulvi bir amaç uğruna yola çıktığı, dünyayı kurtaracağı ve kahraman olacağı filan fısıldanmıştı kulağına. Geri döndüğünde herkesin onunla gurur duyacağı, hayatının sonuna kadar şerefli bir kahraman olarak yaşayacağı…

Öyle olmadı.

27 yaşındaki Claude semaya yükseldi. Az gitti uz gitti, beyaz tombul bulutları geçti. Müjdeli haber taşıyan güvercinleri ve kara haber taşıyan leş yiyicileri geçti. Hayalleri, umutları, güzel bir gelecek ihtimalini geçti. En nihayet Hiroşima’ya vardı. Buradaki keşif uçuşunu tamamladı, kendisine emredildiği gibi hava koşullarına baktı, ölçümlerini yaptı ve ondan haber bekleyen ekibe beklenen işareti verdi. Böylece kendisinden sonra gelen başka bir uçak da “görevi” tamamlamak üzere, tıpkı önceden planlandığı gibi, şehir sakinlerinin en çok dışarıda olduğu sabah saatlerinde usulca sokulduğu Hiroşima’nın göğüne atom bombasını bırakıverdi.

Şehre akıl almaz bir ışık ve ısı yayıldı. Şehir sakinlerinin saçları alev aldı, derileri yandı, gözleri kör oldu. Üstlerine yıkılan okulları, evleri, köprüleri bile göremedi çoğu. On binlerce insan hemen oracıkta öldü. 1945 senesinin sonunda ölü sayısı 140 bine yaklaşmıştı. Bombanın doğa ve insanlar üzerindeki tahribatı yıllarca sürdü. Kalplerde ve ruhlarda açtığı kara delikse hâlâ kapanmadı.

Gidenlerin hikayesini biliyorsunuz. Peki ya kalanlara ne oldu? Mesela “büyük yerden gelen emirle” kahramanlığa uçan Claude Robert Eatherly’e…

İşte ben size şimdi onu anlatacağım.

Claude 1947 ‘de Hava Kuvvetleri’nden ayrıldı. Geceleri korkunç kabuslar görüyor, gündüzleri hep aynı feci şeyleri düşünüyordu. Bombayı o atmamıştı ama “görevin” bir parçası olmanın, sonucun parçası olmayı da beraberinde getirdiğini göremeyecek kadar akıl körü değildi. Mahvına sebep olduğu insanları düşündükçe, ruhunda irinli bir yara açılıyor, zamanla iyileşmek yerine gittikçe daha da büyüyordu. Ne vakit gözünü kapasa çığlıklar ve karanlık fotoğraflar doluyordu aklına. Ensesinde hiç tanımadığı cesetlere ait gözlerle dolaşıyor, kalbi kan ve gözyaşıyla sulanıyordu. Huzurlu bir uykuya, ferah bir nefese muhtaçtı. Hayatı rayından çıkan bir tren gibiydi ve önce başkalarına sonra kendine çarpmıştı. Claude geç de olsa anlamıştı ki başkalarına zarar vermek, insanın kendine yapabileceği en kötü şeydi. Artık “iyi değildi.” Kahraman değil katil olduğunun farkındaydı ve bundan sonra hiç iyi olamayacaktı.
New Orleans’da bir otel odasında hap içerek intihar girişiminde bulundu. Umduğu kadar şanslı değildi, ölmedi. Teksas’ta askerlere hizmet veren bir kliniğe yatırıldı. Savaştan sonra epey bir askerin oraya uğraması gerekmişti. Klinik hayatta kalmalarına yarıyordu belki ama olan biteni hafızalarından silmesi mümkün değildi. İçine ettiğiniz bir mazi, öyle kolay imha olmuyordu yani…

Claude, Hiroşima’ya mektuplar yazmaya, tanımadığı insanlardan tek tek özür dilemeye başladı. Varını yoğunu oraya yardım olarak göndermeyi denedi, bir kısmı tesadüfi adreslere giden mektupların içine paralar sıkıştırmaya başladı. Herhalde biraz hafifleyebileceğini, en azından geceleri kabusların suikastına uğramadan az da olsa uyumayı başarabileceğini umuyordu. Ama işe yaramadı. Uyku da uyanıklık da artık ona haramdı.

Tuhaf işler yapmaya, garip suçlar işlemeye başladı. Mesela soygun için silahla bankaya giriyor ancak para almadan çıkıyordu. Cezaevinde de akıl hastanesinde de yattı. Sonsuz bir suçluluk duygusunun içine çekildiği, şizofreni belirtileri gösterdiği söyleniyordu. Yaralı bir hayvan gibi kükreyerek acı çekiyordu. Bütün yaraları kapamanın yolunu biliyordu tıp, ama atomu parçalamayı bile beceren teknoloji, parçalamış ruhlarda açılan yaralar karşısında çaresiz kalıyordu.

Claude zamanla savaş karşıtı gruplarla yakınlaştı. Hayatı boyunca kahramanlık kelimesinin kofluğuna dikkat çekmek için elinden geleni yaptı. Duyduğu suçluluğun yükü hiç azalmadı ve herhangi bir affa mazhar olabileceğine katiyen inanmadı. Hayatının son anına kadar, tadını çıkarmak değil, cezasını tamamlamak için yaşadı.

Hakkında türlü çeşit söylenti çıktı, bir sürü şehir efsanesi yayıldı, hatta kitaplar bile yazıldı. Meslektaşlarının bir kısmı yaşadığı suçluluk duygusuna anlam veremediklerini söylediler. Neticede bombayı atan uçakta olmadığına göre bu işe bu kadar da kafayı takmasına gerek yoktu.

Gerçekten böyle mi düşünüyorlardı, onlar ne hissetmişti bilemeyiz. Belki söylediklerine sahiden inanıyorlardı, belki de böylesine inanmaya ihtiyaçları vardı. Çünkü katilseniz, kendinize berrak gözlerle bakmanız zor olmalı. O zaman herhalde yaptıklarınızı görmemeyi deneyeceksiniz. Malum, bilmezden gelmek kadim bir ayakta kalma yöntemidir. Katliam coğrafyalarında, bu yönteme bolca rağbet edilir.

Bildiğimiz şu ki Claude hayatı boyunca bir daha hiç “iyi olmadı.”

Kahraman değil katil olarak öldü. Bir cinayetin parçası olarak…

Cinayetleri sadece silahı elinde tutanlar işlemez çünkü. O silahı yapan, satan, yollayan, tetik çekilirken susan, bakan, bakmamak için arkasını dönmeyi seçen, her şey olup bittikten sonra üç maymunu oynayan yahut olanlara ama’lı kılıflar uyduran… Bunların hepsi cinayetin parçası ve hatta bizzat cinayet aletidir. Bazı mevzuların ara rengi olmaz hayatta. Ortada bir cinayet varsa mesela, bazen ya ceset ya katilsinizdir. Claude katil olarak öldü, siz ne olarak yaşıyorsunuz?

Nermin Yıldırım
13/09/ 2015, Birgün Pazar

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
“Günün birinde hepimiz sonsuza dek susacağız!” Ayna ile Konuşma – Gabriel Garcia Marquez

Odanın daha önceki sahibi, saatler boyu bitmek bilmeyen uykusundan; üzüntülerini unutmuş, yeni sabahın erkenliğinden rahatsız olmuş olarak, yarı açık pencereden...

Kapat