Cemal Süreya: “Bir dergi gibi benim hayatım. Bu yüzden ölmem; batarım.”

Cemal Süreya97. Gün
Edip Cansever, Arif Damar, Ece Ayhan, Hatay’dayız. Bir ara Günel Altıntaş da uğrayıp gitti (yeniden yayın işine giriyor Günel). Kendini “uzak okur” olarak niteleyen İsmail Ayyıldız da aramızda. Arif altmışına basmış. Haber, bir anda yıldönümü tadı kazandırdı masamıza. İlhan Berk’ten, Enver Gökçe’den, Can Yücel’den konuştuk. Ömer Seyfettin otuz altı yaşında ölmüş. Sabahattin Kudret Aksal’ın Düşün dergisinde kendisiyle yapılan konuşmada genç şairlere öğüdünden söz ettik. Aksal’a göre genç şair, deneyini ölçülü uyaklı çalışmalarla geliştirmeli. Bunun dil tartısı ya da görgüsü sağlayacağı kanısında.
“Kişioğlu yürümeye öykünürken, bacaklara hiç de benzemeyen tekerleği buldu.”

Arif bu öğüdü doğru buluyor. Bir ressamın anatomi bilgisi edinmesi gibi bir şeydir. Genç şair, aruzla bile çalışmalar yapsın, ne var…
Edip’e göre ise bugün artık “mezartaşı yazısı yazmak” gibi bir şey olur bu. Tartıyı da, görgüyü de şiir yazarken kazanır genç şair.
Ece daha da ileri gitti: “Dağlarca da zaman zaman aynı şeyi öğütlemiştir. Yeni şiirin bununla bir ilişiği yok. Aksal’ın yeni şiiri hiç anlamadığı belli oluyor.”
Bence genç şair doğrudan serbest şiire dalmalı. O şiirde yaşarken her türlü ölçü, uyak çalışması yararlı olur. Ama baştan ölçüye alışmak, şiir yazmaya öyle başlamak yanlış. Vaktiyle, heceyle yazanlar (en biri Tanpınar) serbest şiire giriş yapmamışlardır. Cahit Sıtkı’da bile hecenin tıkırtısı duyulur.
Ölçüyle baştan edinilecek görgü, bir veznedarın tavla oyununa ilk sıralarda daha yetenekli olması gibi bir şeydir.
Yine de bu konuda çok kesin konuşmak doğru değil. Sorun biraz da bizde uzun yıllar kalıbın biçimle karşılaştırılmasından, biçimin kalıba indirgenmesinden doğmuştur. İş şairine göre değişebilir. Şiirde her şeye olanak var. Yeter ki, şiir kendini kurtarmış olsun. Dikkat edersek, uyak korkusu kalktı. Yarım ses ise Türkçeye ipek kıvamı getirdi.
Apollinaire şöyle demiş: “Kişioğlu yürümeye öykünürken, bacaklara hiç de benzemeyen tekerleği buldu.”

98. Gün
Dün Özdemir Asaf üstüne ne düşündüklerini de sorduydum arkadaşlara. Edip tümüyle benim düşünceme katıldığını söyledi.
Arif Damar, Özdemir’in şiirini hiçbir zaman ciddiye almamış.
Ece ise şakaya mı vuruyordu:
– Bebek’in en büyük şairiydi, dedi
– Büyük Bebek mi, Küçük Bebek mi?
– Arif Paşa Korusu’nda. Yani Küçük Bebek.
Bunu dedi ve hemen ekledi: “Ah, Yıldız Moran!” Ona göre, Özdemir Asaf’ın şiirindeki dönemeçte eşi Yıldız’ın belirleyici etkileri söz konusu.
Bugün cumartesi. Memo Emrah dünden anasına gitti. Bayan Nihayet de ancak öğleden sonra gelir. Türk Dil Kurumu’nun Yazın Terimleri Sözlüğü’nü karıştırıyorum.
Örü: metin
Örübilim: filoloji
Yaşamca: biyografi
Adlama: akrostiş
Gökçebilim: estetik
İçsel: lirik
Ölümden söz ettik dün.
Bir dergi gibi benim hayatım. Bu yüzden ölmem; batarım.
Örübilim! Berke Vardar’a göre de “betikbilim” diyeceğiz filolojiye.
Çayı üç kez yıkadım. Bu kez de geriye sadece saman gibi çöpler kaldı.

99. Gün
Örübilim!

Günler
Cemal Süreya

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Görünmez Kentler Kitabı Üzerine Italo Calvino’nun Önsöz’ü

Görünmez Kentler bildik kentler değil; kurmaca kentlerdir. Hepsine birer kadın adı verdim; kitap kısa kısa bölümlerden oluşuyor. Bu bölümlerden her...

Kapat